İçimizde Fısıldayan Dünyaya Sarılmak

YAYINLAMA: 08 Eylül 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 07 Eylül 2026 / 18.38

Bir kitap okursun ya da bir film izlersin; artık hiçbir şey eski yerinde durmaz. Hayatımızın raflarındaki yerler, sıralamalar ve düzen değişebilir. Çünkü biliyoruz ki hiçbir etki, ardında bir iz bırakmadan ilerlemez.

Elbette rastgele ilgi duymayız. Bir kişiye, kitaba, filme ya da bir gelişmeye yönelmemizin türlü türlü altyapıları vardır.

Bu nedenle bir kitap sadece bir kitap değildir. Bir film de yalnızca senaryosu yazılmış, kameralar boş durmasın diye çekilmiş bir eğlenme aracı değildir.

Bilginin kirletildiği, doğrunun yanlışla iç içe geçirildiği, hakikatin her an savrulmaya müsait hâle getirildiği ve algı yönetiminin en güçlü araçlardan biri olarak kullanıldığı bir dünyada doğru kaynaklarla beslenmek giderek zorlaşıyor.

Tam da bu nedenle insanı, toplumu, doğayı ve hayatı iyileştirmeyi amaçlayan düşünce ortamlarında buluşmak, öz dönüşüm açısından artık gerekliliktir.

Çünkü insan doğru bilgiye ulaştıkça özgürleşiyor; özgürleştikçe hissediyor, hissettikçe anlamaya başlıyor. Belki de bu nedenle öğrenmenin yalnızca yukarıdan aşağıya aktarılan bir bilgi serüveni olmadığını bilmek gerekiyor.

Ancak çok okumak, sürekli belgesel ve film izlemek ya da kendisini bilgiyle iç içe gösteren bir hayat sürmek, her bireyi veya toplumu aynı ölçüde geliştirmiyor.

Aynı şiiri, aynı romanı, aynı felsefi kitabı okuyan insanlar aynı düzlemde gelişmiyor. Gazete ve dergi köşelerini boş geçmeyen, her mesele hakkında okuyup yazan insanlar bile barışa, savaşa, eşitliğe, özgürlüğe, doğaya, kadına ve ezilene aynı duygu ve duyarlılıkla bakamıyor.

Demek ki mesele yalnızca bilgiye ulaşmak değil. Asıl mesele, zihnimizin bilgiyi neye dönüştürdüğüdür.

Çünkü tarih boyunca insan, avantajlı bir kimliğe, hâkim bir gruba, iktidarca desteklenen bir inanca veya makama sahipse; tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri çoğu zaman kendine göre tarif ediyor.

Bilginin kendisi de bundan bağımsız değil.

İşte burada düşüncenin iktidarla ilişkisini sorgulamak gerekiyor. Nietzsche'nin tarih ve bilgiye yönelik sorgulamaları da bize tam olarak bunu düşündürüyor: Tarih, onu yazanların değer yargılarından, güç arzularından ve bakış açılarından bağımsız değildir.

Bilmek, gerektiğinde kendi doğrundan şüphe edebilmek, kendi tarafının yanlışını da görebilmek; bilmediğini söylemekten çekinmemektir.

Sorgulamayan, şüphe etmeyen ve kendisine sunulan doğruları sınamayan bir zihin özgürleşemiyor.

Bilimsellik ve düşünce özgürlüğü, yalnızca başkalarını eleştirebilmek değildir.

Kendi soyunun, toplumunun ve geçmişinin yalnızca başarılarını anlatıp; eksiklerine, yanlışlarına ve başkalarına verdiği zararlara bakmayan biri yeryüzündeki kötülüğün yıkılmasında ne kadar etkili olabilir ki?

Bilgiye, öğrenmeye, okumaya ve izlemeye ilişkin bütün bu alanların aynı zamanda iktidar, egemenlik ve otorite kurmak için kullanılabildiği gerçeğiyle de yüzleşmek zorundayız.

Hâlâ herkesin aynı yönde, aynı hızda ve aynı düşünceyle yürümesi bekleniyor. Oysa insanın zihni ve kalbi böyle bir tek çizgiye göre şekillenmedi.

İnsan beyni ve kalbi sürekli yanlışla beslenirse zamanla küflenir.

Belki de bu yüzden çok yanılıyoruz.

Belki de gerçek öğrenme sabit çizgiden çıkmakla başlar.

Çünkü gözlemlediğimizden çok daha fazla gerçeğin mevcut olduğu ilkesinden hareket etmeliyiz.

Zamanın esaretinden çekilebilmek, içine düştüğümüz olumsuz ağlardan fazla zedelenmeden çıkabilmek ve irademizi yok sayan yanılgılardan sıyrılabilmek hayatın gereğidir.

Ne olmasını istiyorsak onun gereğini yapmalıyız.

Bilince giden yolları temiz tutmalı, umudu diri bırakmalıyız.

Bazen tek bir cümle, tek bir sahne, tek bir düşünce hayatımızın raflarından birini yerinden oynatabilir.

Mesele, o yer değiştirmeyi neyin gerçekleştirdiğidir.

Bilgi bizi daha kibirli, daha öfkeli, daha ayrıcalıklı ve daha kapalı bir insana dönüştürüyorsa burada durmalıyız.

Belki de gerçek bilgelik, bildiklerimizin çoğalmasından önce; insanlığımızın genişlemesidir.

Bu yüzden durmadan dünyaya sevginin, aşkın, mutluluğun, özgürlüğün ve barışın umudunu fısıldayacağız.

İçimizde fısıldayan o dünyaya sarılacağız.

Ve belki de dünyayı değiştirecek olan şey, önce kendi içimizde değiştirdiğimiz o küçük kalıplar olacaktır.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar ve Alıntılamalar:

Özgürlük ve Bilgi-Foucault

Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Yararsızlığı Üzerine-Nietzsche

Aklın Yönetimi İçin Kurallar-Descartes

İçimizde Fısıldayan Dünyaya Sarılmak
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *