GÜNAH KEÇİSİ

YAYINLAMA: 12 Ekim 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 11 Ekim 2026 / 14.04

3 Aralık 1979 tarihinde 43’üncü hükümeti kuran Süleyman Demirel, Turgut Özal’ı Başbakan Müsteşarlığı’na getirmişti. Uluslararası siyaset ve finans çevrelerinde Turgut Özal ve Korkut Özal adları tanınan isimlerdi. Rahmetli Turgut Özal, Türkiye’nin güzide Üniversitesi olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Matematik dersi de vermiş, önemli bir değerdi.

Sizleri bugün yarım asıra yakın bir tarihe doğru götürmek isterim. 1980’li senelerde ülkemizin 10 cente muhtaç olduğu bir tarihte, hatta elçiliklere ödenek gönderemeyecek derecede finansal bir kriz içine düştüğü dönemlerde, 12 Eylül 1980 darbesinde Rahmetli Süleyman Demirel Başbakan idi. Anarşinin tavan yaptığı, kardeş kardeşi vurduğu, sağ ve sol görüşlerin sokakları anarşik olaylar sahnesine döndürdüğü tarihte, 12 Eylül 1980 darbesinin yapılmasını tedirginlikle izledik.

Darbe sonrası emekli bir Amiral Bülent Ulusu başbakan olarak atandı ve 2 partinin liderleri ÇANAKKALE Gelibolu, Hamzaköy’e götürüldüler. Rahmetli Demirel ve Ecevit burada beraber bir süre kaldılar. Rahmetli Alpaslan Türkeş ile Necmeddin Erbakan da İZMİR Urla yakınlarında Uzunada’ya götürüldüler. Her ikisi de burada bir müddet kaldılar.

Darbe sonrası siyasi partilerin kurulması serbestleşince Turgut Özal, ANAVATAN PARTİSİ adı ile bir parti kurdu. Bu parti kuruluşunda Orta Doğu Teknik Üniversiteli başarılı birçok genç nesil insanı, bu oluşuma davet etmişti. Hatta Samsun Milletvekili adayı, eski Sağlık Bakanı Mehmet bey de doğrudan bana ‘Gel Sen de Katıl Bu Oluşuma’ diye ısrarına, hayır demiştim. Ne de olsa ticaret ile uğraşanların mutlaka bir eksik tarafı olduğuna inancımdan, bu davetleri hep geri çevirmiştim.

Darbe sonrası askeri cuntanın ısrarı ile asker kökenli bir parti de kurulmuştu. Milliyetçi Demokrasi Partisi, Turgut Sunalp tarafından kurulan bu partiye Askeri Cunta halkın oy vermesi için çok çalışmıştı. Ancak Süleyman Demirel’in müsteşarı Turgut Özal‘ın kurduğu ANAVATAN Partisi, 6 Kasım 1983 seçimlerinde 7 milyon 833 bin oy alarak, toplam oyların yüzde 45 ile iktidar oldu. Cumhurbaşkanı, hükümeti kurmak için Turgut Özal’ı görevlendirdi. 

Bu kuruluşta Rahmetli Turgut Özal eski talebelerine ve ODTÜ’den iyi derece ile mezun olanlara güvenerek, onları Bakan yaptı. Bazı konuları yönetmek için Devlet Bakanlığı tesis ederek, bu başarılı kişileri Devlet Bakanı olarak atadı ve onlar tarafından, yürütülmesini kurguladı. 

Özel sektörü dinamik hale getirmek için çeşitli ülkelere iş adamlarını götürdü. Bazı ülkelere yardım adına kredi musluklarını açtı. Bir tek şart vardı Türk İş Adamları ile çalışıp Türk Malı alınmak mecbur kılınmıştı.

Hatta böyle bir ülke seyahatimizde İran’ın Başkenti Tahran’a giderken uçakta, Turgut Özal koridorda dolaşıp her iş adamının konusunu sorar, heyetler arasında bahsi geçen konunun yer almasını sağlardı. Böyle bir seyahatte çok masumane ‘Turgut hocam kravatınız çok güzel çok da yakışıyor’ deme cesaretini gösterdim. Yakasından çözerek bana hediye etmişti. O kravatla Rahmetli Özal’ın resmi ve kravatını hala saklamaktayım.

Hükümetin güven oyu almasından kısa bir zaman sonra, Devlet Bakanı olan yakın bir arkadaşımı ziyarete gittim. Sohbet ederken bir telefon geldi kendisine. Yüzü kıpkırmızı kesildi. ‘Hemen geliyorum Başbakanım’ diyerek benden izin istedi. Konuyu da kısa olarak izah etti. Petrol sevkiyatı konusunda, tanker sahibi Armatör Mengenecioğlu’ndan ciddi bir miktar rüşvet talebinin kanıtlanması konusu vardı. Başbakan, konu ile ilgili Devlet Bakanını istifaya davet etti. Daha sonrası Yüksek Mahkemede yargılanan bu kişi, iki yıl hapis cezası ile ciddi bir para cezasına çarptırıldı. Yüksek Mahkemenin duruşmasına Turgut Özal’ın da gidip kişi aleyhine ifade verdiğini hatırlarım. Aslında Rahmetli Turgut Özal’ın prensleri vardı kabinenin içinde. Bu prenslere kimse dokunamazdı. Ancak bu davranışı ile topluma bir mesaj da verilmiş oldu. Kimse dokunulmaz değildir. Bir ‘Günah Keçisi’ seçilmiş o da Devlet Bakanı olan kişiye isabet etmişti. Aslında çok iyi bir insan olduğunu bildiğim bu kişi, daha sonraları suçun cezasını çekip sahnelerden çekildi.

Hani derler ya Günah Keçisi, bu tabirin nereden geldiğini de pek fazla kimse bilmez. Antik Yahudi geleneğinde KEFARET GÜNÜ yani YOM KİPUR ritüellerinden ve Eski Ahit’ten gelmedir. Kefaret gününde halkın günahlarını sembolik olarak arındırmak için kura ile 2 erkek keçi seçilir. Keçilerden biri tanrı için kurban edilir.  Diğeri ise Keşişin keçinin üzerine elini koyması ile halkın bütün günahlarını sembolik olarak üzerine bağlayıp, gecenin bir yarısında, ıssız çöle salarlar bu keçiyi. İngilizcede bu ‘SCAPEGOAT’, biz de ise ‘GÜNAH KEÇİSİ’ tabiri ile anılır. Çöle salınan halkın bütün günahlarını taşıyan bir keçi.

Günümüzde FON krizi adı ile anılan, ortaya birkaç isim atılan, hatta bir tanesi de aracının içinde ölü bulunan, aile ziyaretine gider gibi savcılığa ifade vermeye gidenlerin bulunduğu bu davada, yüz binlerce mağdurun yarın endişesinde olduğu bu son 100 senenin sahtekarlığı konusunda acaba kim ‘GÜNAH KEÇİSİ‘ olup diğerlerinin günahları ile çöle salıncak, bekliyorum diye bir sözüm geldi söyledim, hem nalına hem mıhına.

 

GÜNAH KEÇİSİ
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *