Tüketici Hakları Derneği Gaziantep Şube Başkanı Bülent Yılmaz, okullarda yaşanan silahlı saldırıların yalnızca münferit olaylar değil, derin bir toplumsal kırılmanın açık göstergesi olduğunu belirtti
Yılmaz, ‘’Eğitim sistemi; yalnızca akademik başarıyı değil, değerler eğitimini, empatiyi ve birlikte yaşama kültürünü de öncelemek zorunda. Okullar yalnızca bilgi aktaran değil, karakter inşa eden kurumlar olmalı. Günümüz gençliğinin maruz kaldığı dijital içeriklerin etkisi de göz ardı edilemez. Şiddeti sıradanlaştıran, suç ve yasadışılığı “güç” ve “başarı” ile özdeşleştiren bazı bilgisayar oyunları ile mafyayı kutsayan film ve diziler; özellikle kimlik gelişim sürecindeki çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bırakabiliyor. Elbette her içerik doğrudan şiddet üretmez; ancak denetimsiz ve sınırsız maruziyet, empati duygusunu zayıflatmakta ve şiddeti normalleştirebiliyor. Bu nedenle ailelerin dijital içerik konusunda daha bilinçli ve rehberlik edici bir rol üstlenmesi büyük önem taşıyor’’ dedi.
Ekonomik sıkışmışlık öfkeyi
büyütüyor ve şiddete zemin hazırlıyor
‘Okullarda silahların konuştuğu bir ülkede hiçbirimiz güvende değiliz’ diyen Yılmaz, nefret dilinin sokakta kurşuna dönüştüğünün altını çizerken, ‘’Gençlerimiz derin bir buhran içinde. Gelecek kaygısı, işsizlik korkusu, adalet duygusunun zedelenmesi ve fırsat eşitsizliği; çocuklarımızı ve gençlerimizi umutsuzlukla baş başa bırakıyor. Ekonomik sıkışmışlık, yalnızca sofraları küçültmekle kalmamakta; aynı zamanda sabrı azaltmakta, öfkeyi büyütmekte ve şiddete zemin hazırlıyor’’ ifadelerini kullandı.
Evlerimizde kuramadığımız sağlıklı iletişim,
sokakta karşımıza şiddet olarak çıkıyor
Aile yapısında yaşanan çözülmelerin tablonun önemi bir parçası olduğunu kaydeden Yılmaz, ‘’Aile içi iletişimin zayıflaması, çocukların yeterince dinlenmemesi, anlaşılmaması ve duygusal olarak ihmal edilmesi; onları dış dünyadaki risklere karşı savunmasız hale getiriyor. Sevgi, ilgi ve rehberlikten yoksun büyüyen bir neslin, öfkeye ve şiddete yönelmesi şaşırtıcı değil. Ailelere de açık bir çağrımız vardır; çocuklarımızı yalnızca büyütmek yetmez; onları anlamak, dinlemek ve hayata hazırlamak zorundayız. Evlerimizde kuramadığımız sağlıklı iletişim, sokakta karşımıza şiddet olarak çıkıyor’’ değerlendirmesinde bulundu.
Gençlere umut ve gelecek perspektifi sunan,
şiddeti değil, diyaloğu büyüten bir anlayışı esas almalı
En büyük sorumluluğun siyaset kurumunun olduğunu sözlerine ekleyen Yılmaz, ‘’Kutuplaştırıcı, ötekileştirici ve gerilim üreten dil; toplumu ayrıştırmakta, öfkeyi meşrulaştırmakta ve şiddeti besliyor. Bu dil terk edilmeden, bu olayların önüne geçmek mümkün değil. Artık açıkça görülmelidir ki; çocuklarımız ve gençlerimiz için topyekûn bir toplumsal ve siyasal yaklaşım inşa edilmeden bu kısır döngü kırılmaz. Bu yaklaşım; ekonomik adaleti sağlayan, eğitimi nitelikli ve kapsayıcı hale getiren, aileyi güçlendiren, gençlere umut ve gelecek perspektifi sunan, şiddeti değil, diyaloğu büyüten bir anlayışı esas almalı’’ Haber Merkezi
