İnsanlar, artık en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor… Krizin dışsal faktörlere, küresel gelişmelere ya da geçici dalgalanmalara bağlanması, toplumun günlük deneyimleriyle örtüşmüyor
Elektriğe ve doğalgaza yapılan yüzde 25 zam oranını eleştiren Siyaset Bilim Uzmanı Abdullah Yeniekinci, Türkiye’de yaşanan krizin, ekonomik göstergelerin ötesine geçtiğini, yapısal bir tıkanmaya dönüştüğünü belirtti.
Asıl mesele zamların kendisinin değil, yaşamanın giderek zorlaşması ve temel ihtiyaçların erişilebilir olmaktan çıkması olarak değerlendiren Yeniekinci, ‘’Bir toplumda bireyler güne ‘Bugün hangi ürüne zam geldi?’ sorusuyla başlıyorsa, bu durum yalnızca ekonomik bir daralmayı değil, aynı zamanda toplumsal psikolojinin de ciddi biçimde yıprandığını gösteriyor. Bu süreçten toplumun tüm kesimleri etkilenmektedir. Sanayici üretim maliyetleri altında ezilirken, esnaf ayakta kalma mücadelesi vermekte, vatandaş ise en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor’’ şeklinde konuştu.
Halk, hayatta kalma çabası ile sistemin
baskısı arasında sıkışmış durumda
Ortaya çıkan tablonun bireysel değil, sistemik bir sıkışmayı işaret ettiğini kaydeden Yeniekinci, gelinen noktada geniş kitlelerin ortak hissinin, hayatta kalma çabası ile sistemin baskısı arasında sıkışmışlık duygusu olduğunun altını kalın harflerle çizdi. ‘’İktidar cephesine bakıldığında, en belirgin sorunlardan biri yaşanan ekonomik gerçeklikle kurulan mesafe. Krizin dışsal faktörlere, küresel gelişmelere ya da geçici dalgalanmalara bağlanması, toplumun günlük deneyimleriyle örtüşmüyor’’ ifadelerine yer verdi.
Toplumda giderek artan bir
sabır aşınması gözlemleniyor
Yeniekinci, ‘’Enflasyonun düştüğü yönündeki açıklamalar, pazardaki fiyatlarla doğrulanmamakta; ekonomik büyüme söylemleri ise geniş toplum kesimlerinde hissedilen bir refah artışına dönüşmüyor. Bu noktada temel sorun büyümenin varlığı değil, elde edilen ekonomik kazanımların adil biçimde dağıtılamaması. Dahası, ekonomik göstergelerden bağımsız olarak toplumda giderek artan bir sabır aşınması gözlemleniyor’’ dedi.
Güven duygusu zayıfladı, adalet algısı
aşındı ve gelecek umudu giderek azaldı
‘Türkiye’nin karşı karşıya olduğu temel sorun, yalnızca enflasyon ya da hayat pahalılığı değil’ diyen Yeniekinci, ‘’Asıl mesele; güven duygusunun zayıflaması, adalet algısının aşınması ve gelecek umudunun giderek azalması. Ekonomik sistemler yalnızca sayısal verilerle değil, toplumun beklentileri ve geleceğe yönelik inancıyla ayakta durur. Bu nedenle bugün yaşanan kriz, büyük ölçüde bir ‘Umut krizi’ olarak tanımlanabilir’’ açıklamasını yaptı.
Bu süreç nereye kadar
devam edecek?
Siyaset Bilim Uzmanı Abdullah Yeniekinci, konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘’Gelinen noktada toplumun geniş kesimleri aynı soruyu sormaktadır; bu süreç nereye kadar devam edecek? Bu soruya net ve ikna edici bir yanıtın ne iktidar ne de muhalefet tarafından ortaya konulamaması, krizin boyutunu daha da derinleştiriyor. Zira bir ülkede hem yönetenler hem de yönetmeye talip olanlar toplumu ikna edemiyorsa, yaşanan durum yalnızca ekonomik bir sorun olarak değerlendirilemez. Sonuç olarak toplumun geniş kesimlerinin kendini sıkışmış ve nefessiz hissettiği bir ortamda, hiçbir sistem uzun vadede sürdürülebilir değil.’’ Haber Merkezi
