Ne kadar çok kirli çamaşırımız var!

YAYINLAMA: 01 Ocak 1970 / 04.00 | GÜNCELLEME: 01 Ocak 1970 / 04.00

Türkiye, uzun bir zamandan beri adeta kirli çamaşırlarını ortaya dökme süreci yaşıyor.

Futboldaki şike depreminin ardından, eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in artçı sarsıntısı ile bir kez daha şiddetli bir biçimde sallandık.

Anladık ki ortalıkta çok ciddi boyutlarda bir kokuşmuşluk, pespayelik ve beceriksizlik var.

                                                                       ***

Diğer bir yanda da “Devlet için kurşun yiyen de kurşun atan da bizim için kahramandır” diyerek bir dönem devlet eliyle cinayet işlenmesini meşrulaştırmaya çalışanların kontrol ve denetiminde işlenen faili meçhul cinayetler aydınlatılmaya çalışıyor.

Bir dönemin karanlık cinayetlerinin arkasındaki hukuku hiçe sayan kişiler, yakın bir zamanda hukuk önünde hesap verecek.

Türkiye’nin böyle bir temizlenmeye ve hesap sorma sürecine girmeye çok ihtiyacı var.

                                                        ***

Hani şuyuu vukuundan beter diye bir sözümüz vardır.

Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in internete sızan açıklamalarının içeriğindeki dehşete düşüren tespitler, genelkurmay başkanının da dinleniyor olmasını adeta gölgede bıraktı.

                                                        ***

Mesela çoğumuz askerlikten anlamayız ama, bir ordunun en temel unsurunun emir-komuta birliği olması gerektiğini bilmeyenimiz yoktur.

Genelkurmay başkanlığı koltuğunda oturan zat, “Emir- komuta birliğimiz yok” dedikten sonra, 20 Ağustos 2010 tarihinde İHA komutanı ile arazide koordinasyon kurulamadığı için 7 askerin şehit düşmesini örnek veriyor.

Böyle ordu olur mu?

                                                         ***

20 yıl önce mayın döşemişiz. Başıboş bırakıp gitmişler. Adam gidip basıyor” diyor.

Bir ordu ki kendi toprakları üzerine döşediği mayının bir haritasını çıkaramamış.

Bu rastgele ortalığa saçılmış mayınlara gidip basan adam kim?

Bu ülkenin insanı, askeri!

Yazık- günah değil mi?

Rastgele döşenip, bırakılıp giden mayınlar yüzünden kaç masum insan yaşamını yitirdi?

Bunların hesabını kim verecek?

İki terörist 30 askeri kaçırıyor, komutan silahını bırakıp kaçıyor, kendi askerimizi vuruyoruz.

Yani imdat vallahi!

                                                        ***

Özel Harekatçı Ayhan Çarkın’ın itiraflarından sonra, bir dönemin karanlık cinayetlerinin arkasındaki siluetler de giderek netleşmeye başlıyor.

1994 yılında Ankara’da faili meçhule kurban giden Av. Faik Candan’ın kardeşi, ağabeyini takip eden kişilerin Abdullah Çatlı ve İbrahim Şahin olduğunu söylerken, o dönemde Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube Başkanı olan Kazım Genç de, “ O dönemde Ankara’da yaygın olarak Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin ile denetimlerinde 4 tane infaz timi olduğunu, bunların Kürt aydınları kravatla boğduklarını” anlatıyor.

Çarkın’ın itiraflarının ardından belli ki olaylar çorap söküğü gibi çözülecek.

                                                         ***

Dün tüm bunları konuşurken arkadaşım, “Göreceksin, gelecek Tansu Çiller ve Mehmet Ağar için önemli gelişmelere gebe. Tüm bunların hesabını verecekleri günler yaklaşıyor galiba” dedi.

Ehh, güzel bir temenniye nasıl karşılık verilirse ben de öyle karşıladım bu sözleri.

Yıllarca yapanın yanına kar kaldığı bir dönem yaşayıp, adaletin yerini bulması konusunda ümidini kaybetmeye başlayan biz faniler, böyle bir temizlenme ve hesap sormanın hayali ile yanıp tutuşmuyor muyduk?

 

 

 

 

 

 

Ne kadar çok kirli çamaşırımız var!