ECELİ GELEN

YAYINLAMA: 27 Şubat 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 26 Şubat 2026 / 19.09

Kedilerin ve köpeklerin insanlarla olan iletişimini hiç araştırdınız mı? Kediler ve köpekler, bilhassa yalnız yaşayan insanlara ev arkadaşlığı yaparlar. Evde bu hayvanları besleyen insanlar, bu hayvanlardan genelde vazgeçmezler. Fakat kedi ve köpeklerin de bir yaşama süreci olduğunu hepimiz biliriz. Kedilerin 10-15 sene, köpeklerin ise 13-17 sene yaşadıkları söylenir. Kediler sahibine en az köpek kadar sadıktır, fakat bazılarının yaşadığı mekana sadık kaldığı söylenmektedir. Çocukken bir sarman kedim vardı. Birkaç sene baktıktan sonra, rahmetli validem ondan kurtulmak istedi. Başka bir mahalleye götürüp bıraktık. Bir gün sonra sabah, zemin katta oturduğumuz evin penceresinin dışındaki pervazda oturup duruyordu. Bize kızmamış, aynı sevecenlikle mırıldanmaktaydı.  Bu sefer trenle şehirden çok uzak bir yere, SİNCAN’a götürdük. Sepet içinde üstü bezle kapalı halde, hiçbir yeri görmeden, Sincan’da bahçelerin arasında bıraktık. Daha sonra sepeti yanımıza alıp, kedisiz trene binip, Cebeci’ye geldik. Bir hafta sonra bir de baktık, bizim sarman yine pencerenin önündeki pervazda volta atmakta. 

Rahmetli babam evi değiştirelim diye bir fikir attı ortaya. Biz evi değiştirdik, eşyaların hepsini taşıdık, fakat kedinin sepetini yeni eve götürmedik. Kedi de bizimle gelmedi ve o evde kaldı. Kediler komutla hareket etmezler. Kendi başına buyrukturlar. Ancak köpekler komutla hareket ederler. Tabiatta kargaların hatta saksağanların nasıl çiftleştiğini göremediğimiz gibi, ölmeye yakın kedilerin de yaşadığı evlerde, ölümlerine çoğunlukla tanık olmayız. Ecelleri gelmeye yakın bir zamanda, yaşadıkları evi terk ederler. Yollarda araçların ezdiği kediler haricinde, kedilerin ömürlerini yitirdiği bilinmez. Kimileri kedilerin cami yakınlarında duvarlara yattıklarını iddia ederler, fakat doğruluğu henüz ispat edilmiş değildir. Bu nedenle halk arasında ‘Eceli gelen kedi cami duvarına yatar’ denmektedir. Başka kelimelerde kullanılır ‘yatar’ kelimesinin yerine. 

İnsanoğlu saf ve temizdir başlangıçta. Yaşam içinde daha sonra nelere inanır, pek bilinmez. Kimi yerde bir paket makarnaya, kimi yerde bir kilo ete, hatta kömürden tutun da nohuta, bulgurdan tutun da şekere kadar elinde ve evinde olmayan her şeye kanar. Dedim ya insanoğlu, adamı aç bırakacaksın, son çizgisinde eline bir ekmek ver, her şeyini alırsın.  

Hatta inançlarını bile satın alabilirsiniz. Her ne kadar dini inançlarımızda iyi insan, yani Kamil insan olmanın koşulları belirtilmiş olsa da iftira atmanın ne kadar kötü bir günah olduğu, birçok ayetlerde kayıtlı olduğu görülür. Bir örnek vermek gerekirse Nisâ suresi 112 ayet: ……suçsuz birinin üzerine suç atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.’                                                          

Kendi günahlarını örtmek için masum insanlara iftira atmanın bir zırh olarak kullanıldığını seyretmekteyiz. Yolsuzluk yapanlar, yoksul insanları çabuk kandırırlar. Ne de olsa yoksul insanın kaybedecek bir şeyi kalmadığına göre, her şeye inanırlar, hatta bazen de inanmış gibi davranırlar. Ben ise oturduğum yerde isyan etmekteyim, bir aydın, okumuş, hesap yapmasını bilen bir insan olarak seyrettiğim siyasi yaşamdaki olaylara, itirazım var. 

Ülke kaderine bir oyla hükmeden seçmenlerin nasıl kandırıldığına şahit olmaktayız. Hani bir kadın söyledi ‘Bir çobanın oyu ile benim oyum bir mi?’ diye. Kadını yerden yere çaldılar. Ancak kadının söylediği cümlede bir hakikat payının olduğunu görmezden gelemeyiz. Ülke geleceğine yön verecek olan seçimlerin çok önemli olduğunu günümüz Türkiyesi’nde yaşamaktayız.  

Ülkemizde Cumhurbaşkanı olmak için anayasamızda madde bulunmakta. Madde 101’de açık ve belirgin bir şekilde anlatılmakta.                                                                                                           

1YAŞ ŞARTICumhurbaşkanı adayı olmak için 40 yaşını doldurmuş olması gerek  

2.  EĞİTİM ŞARTI: Adayın yüksek öğrenim mezunu olması zorunlu.

Bu maddeleri en iyi kimlerin okuması gerekir diye düşünürüm. Aday olacakların değil mi? Tamam bildiniz. Halk adına bu belgelerin varlığını bilmesi gereken yerin YSK olması gerekir. Ekranlarda izlemekteyiz, ‘Cumhurun diplomasının dava dosyasına girmesini’ isteyen hakime reddi hakim talebinde bulunan avukatların istekleri kabul görmemiş. Tıpkı cami duvarına yatan kediler gibi bir durum. 

Bu ülkeyi ülke yapan, yoktan bir ulus yaratan ve birçok kavramları ulusun anlaması için değişmeyecek bir şekilde bir yerlere kazıyan Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde birçok kurumda, bazı kavramlar üzerinde ileri geri konuşulmakta. Cahilliğin gözü kör olsun. Kimi insanların isminin önünde bir de profesör unvanı konulmuş olsa da ağızlarından çıkan sözleri kendi kulakları ile dinlemeye mecburdurlar. Hadi ben söylesem bir yere kadar, fakat kariyerli insanların sözlerine dikkat etmesi gerekir. 

Cumhurun güncel diploma skandalında, davanın Hakimi: ‘Varsa bir delil dosyaya koyalım’ demekte. Avukatların ‘İbraz etmek mecburiyetinde değiliz’ demesi, sizce ne demek? Yani elimizde delil DİPLOMA yok, bu nedenle hadi mahkeme hakimini ‘RET edelim, bize uygun bir hakim isteriz’ mi demektelerHani ben desem: ‘profesörüm’, diplomam sorulmayacak mı?  

Hakkı ile kazanılmış bir diplomayı cebren iptal ettiren erk, sade vatandaş gibi kendi sınırını bilmeli ve bu sınırlar içinde doğru ve dikkatli hareket etmeli, varsa kazanılmış bir diploma onu dosyaya sunmalı diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.       

ECELİ GELEN
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *