TAYYAR
Arapça bazı kelimelerin, anlamları ne olursa olsun, insanlara isim olarak konulmasının, Osmanlı’dan beri bir özenti olduğunu düşünürüm. Tarihin içinde bir dönem de Farsça kelimelerin, yeni doğan çocuklara isim olarak verildiğini okumuştum. Hatta bir edebiyat hocamızın anlattığı hikayede gerçek olup olmadığı hakkında şüphelerimin olduğu, isim konmasının perde arkası nedir diye siz hiç düşündünüz mü?
Hikayede dile getirilen anlam, bu isimler ve anlamlarını o kadar bariz anlatmakta ki Rahmetle andığım Şevket BOHÇA hocam, üstüne basa basa dillendirmişti. Hikaye şöyle oluşmakta, aslında Divan edebiyatında dev isim NEF’i ile ilgili bir dörtlük, konu olan:
‘TAHİR bey bize KELP demiş,
İltifatı bu sözde Zahirdir,
Malikî mezhebim benim,
İtikatımca KELP Tahirdir.’
Burada KELP diye adlandırılan köpek olarak bilinir, Tahir ise Arapça temiz anlamına gelmekte. Tayyar da UÇAN anlamındadır. Osmanlı Devleti kuruluşundan birkaç Yüzyıl, Sultanların isimleri Osman, Orhan, Mehmet, Murat, Selim diye giderken, yeni doğan sultanlara hep aynı isimler verilmekte ve yanında bir de kaçıncı olduğuna dair rakam konulmakta olduğunu görmekteyiz. II. Murat, III. Selim, IV. Mahmut gibi rakamlar Osmanlı’da gelenek haline gelmiş.
Sultanların annelerinden fazla söz etmek istemem, çünkü Osman Gazi’nin eşi Rabia Bala Hatun, Şeyh Edibali’nin kızı olarak tek TÜRK kökenli kadındı. Daha sonra 1324’te vefat edince, Osman Gazi MAL HATUN’la evlenir. Bu evliliğin Osmanlı Devleti’nde son Türk soyu olduğuna inanırım. Çünkü Osman Gazi’den sonra gelen Orhan Gazi’nin eşleri HOLOFİRA Hatun, Asporça Hatun, Theodora Hatun ve Eftandise Hatun olarak artık melezleşmenin başlamış olduğuna şahit olmaktayız.

Osmanlı Devleti’nde Sarayda bu ırk yozlaşması sadece RUM kökenli hatunlarla kalmamış, çok değişik ırklarla Sarayın melezleşmesi, tarih içinde Yunanlı, Ukraynalı, Sırp, Yahudi, İtalyan, Polonyalı, Roman, Fransız, ve İngiliz kökenli olduklarını, tarih kitapları yazmakta. Bir başka tarifle 36 padişahın 35’nin annesinin TÜRK olmadığını bilmekteyiz. Osmanlı Padişahlarından 1774-1789 yıllarında hüküm süren Saltanatın Padişahı Sultan I. Abdülhamid olarak, ‘ABDÜL’ ile başlayan isim kullanılması tarihe geçmekte. Annesi ise Rabia Şermi Sultan, ancak bu kadının Fransız olduğu söylenir. Esas isminin IDA olduğu, Osmanlı arşivlerinde kayıtlıdır. 1774’lerde artık Padişah isimlerinin kökleri değişmeye başlamış, ABDÜL ile başlayan isimlerin revaçta olduğunu görmekteyiz.
Bir başka ilginç gerçekte II. Mahmut’un oğlu olan ABDÜLAZİZ’in annesinin ROMAN olduğu yani kökünün çingene olduğu ve isminin de HASNA BESİME olarak kayıtlara geçtiğini, yine Osmanlı arşivlerinden bilmekteyiz. Bu isim bir şekilde değişir ve biz PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN olarak tanırız.
Osmanlı Devleti’ni, evlatları kanalı ile kimi yerde Valide Sultanların yönettiğini tarihçiler ifade ederler. Bunun genelde Osmanlı Devleti’nin gerileme ve yok olma yolundaki döneme rastladığını görüyoruz. Yine bu döneme ait İstanbul’da ve bilhassa Tophane, Fatih gibi semtlerde Yavuz Sultan Selim zamanında Şam’dan İstanbul’a monte edilen Cemaat, Tarikat ve Tekke gibi kurumların Osmanlı’yı nasıl güçsüzleştirdiğini okumaktayız. Sadece Osmanlı’yı değil Orta Doğu’da bulunan bazı devletlerin de zayıflaması, kabuk değiştirmesi, dinin yozlaşması dönemlerinde oluştuğuna şahit olmaktayız. Ne zaman dinde dallanma başlarsa, toplumun yozlaşmasının, bununla paralellik arz ettiğine şahit olmaktayız. Osmanlı Devleti’nde PADİŞAH’lık payesinin, kimi yerde, bu dergahlara kayıt olmaktan geçtiğini yazmakta, okuduğumuz bir çok belgede.
Günümüzde bu hastalıktan kurtulamamış olduğumuzu görmekten derin üzüntü duymaktayım. Hele ülkeyi yöneten kişilerin böyle oluşumları ‘STK’ diye tarif etmesini anlamakta güçlük çekmekteyim. Kararname Profesörünün ifade ettiği bu cümlelerden hicap duymaktayız. Cemaat, Tarikat ne zamandan beri STK olarak anılmakta, bilen varsa söylesin. STK’lara kayıtlı olanların, dernekler masasında kayıtları bulunmakta, yılda 1 defa genel kurul yapmakla mükellefler ve yöneticilerinin mal beyanı kayıt altında olmakta. Cemaat, Tarikatlar ve Tekkelere giden insanlarda bu var mı?
Bütün dileğim ülkemde yanlış işleyen birçok konuda olduğu gibi, ülkemin yurdum insanlarının bu mahalle veya cemaat baskılarından kurtulması, medeni insanlar gibi yaşam sürmelerini ve bilhassa İNSAN GİBİ yaşamalarını düşlemekteyim, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

