FAHİŞE

YAYINLAMA: 24 Ağustos 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 23 Ağustos 2026 / 13.44

Böyle bir yazı yazmayı çok düşündüm, nasıl olur, ucu kime dokunur, bu yazıdan kim alınır, kim ders çıkarır diye çok düşündüm. Çünkü kadınlara has olarak tanımladığımız böyle bir mesleğin, 4000 yıl geriye dayandığına inanırım. FAHİŞELİK. Yunan medeniyetine kadar uzanan bölümü aslında Girit adasındaki medeniyetin kalıntısında görülmekte. O tarihlerde fahişe kadınlar göğüsleri açık gezerlermiş. MİNOS uygarlığında kadınlar göğüslerini açık tutarlarmış. Fahişeler ve de soylular göğüsleri açık gezerlermiş. Soyluluk  göstergesi ve Fahişelik göstergesi aynı zeminde oluşurmuş. 

Antik Mısır’da ise Fahişelerde üst giysileri, göğüs altından başlar, keten şeffaf giysiler giyerlermiş. Böyle dolaşmalarının, yörenin sıcak havasından da olabileceğini düşünmekteyim. 

Antik tarihe uzanan Hindistan’da kısmi İslamiyet ve sömürgecilik gelmeden evvel kadınların bedenlerinin üstünü örtme zorunluluğu olmadığını biliyoruz. Ahlaki bir durum sayılmadığını okumuştum.

Antik Yunan olarak tanımladığımız Sparta’da, genç neslin güç ve kas gösterisine dönüşen üstü açık kıyafetler giyinildiği spor müsabakaları toplumun çok ilgisini çekermiş. Kadınların bilhassa üstlerinin açık olarak yarışlara katılmasının, bir mecburiyet olduğunu yazar tarih kitapları. Belki kadın sporcular arasına erkeklerin karışmasını önlemek amaçlı da olabilir düşüncesindeyim. 

Sümer, Asur ve Mezopotamya’daki krallıklarda soylu hür kadınların örtünmesi bir yasal zorunluk iken, seks işçilerinin üst bedenlerinin açık kalmasının da bir yasal mecburiyet olduğu bilinir. Kadınların bedenlerinin üst kısmını açık bırakması bir sosyal sınıf ayrımı olarak kabul edilir. Soylu bir FAHİŞELİĞİN tanımlanması olsa gerek. 

Bir alıntı yazı geçti elime Pakistan’la ilgili, Pakistan’a yaptığım seyahatlerde KarachiLahor ve İslamabad şehirlerini görmüştüm. O tarihteki devletin başı, 1977’de bir ihtilalle yönetime el koyan Ziya Ül Hak idiHatta bir toplantımıza eşlik edip bizlerle sohbet ettiğini hatırlarım. Odalar Birliği’nin düzenlediği bir gezide ise Ankara Radyosu Ses sanatçıları tarafından Türk Sanat Müziği konseri verildi ve o gece Emel Sayın’ın da şarkı söylemesini isteyen Ziya Ül Hak için, özel uçakla EMEL Sayın Karachi’ye gelmişti.   

Bana ulaşan yazıda; İslamabad’da bir Fahişe ile Röportaj adını taşımakta. Konuda söyleşiyi yapmaya giden gazetecinin adı belirtilmemekte. Fahişenin de ismi bu yazıda geçmemekte. Gazeteciyi kabul eden fahişenin ilk soruyu sorup söyleşiye başlaması sonrası gazeteci soru sormaya fırsat bile bulamaz. Fahişe söze şöyle başlar;

‘Neden taa Lahor’dan İslamabad’a gelip bir fahişe hakkında yazı yazıyorsunuz? Lahor’da yüzlerce fahişe bulunmakta?’ diyerek devam eder; 

‘Bu toplumda hakim adaleti satar, ben ise bedenimi, neden ben aşağılanmaktayım? Siyasetçiler vicdanlarını satar, ama siz onlara LİDER dersiniz? Doktor hastanın ölümünden kazanç sağlar, onurlu bir meslek dersiniz, Avukat ve Polis suçtan beslenir, rüşvet alır, sanal dosya hazırlar, suçlayamazsınız, biz ise bedenimizi satarız, Fahişe olarak anılırız. Ülkenin meclisinde sadakat yemini edenler, ulusu arkadan hançerlerler, bir sıfat bulunmaz, temel haklarını isteyenler HAİN olarak etiketlenir. Medya ise gündüzü gece olarak tanıtır, Gazeteciler kalemlerini birkaç kuruşa satar, öğretmenler çocukların geleceği ile oynar, eğitim bir başka ticarettir. Her şey tepeden tırnağa satılır, bu yozlaşmaya kimse bir şey demez, bu bozuk düzen kokar, ama yalnızca FAHİŞE’den nefret edilir. FAHİŞE, karnındaki açlığı gidermek için bedenini satan kadın.’

Bu ağır sözleri dinleyen gazeteci, alnında ve yüzünde oluşan teri silmek için, kadının verdiği kağıt mendili kullanır. 

Kadın devam eder, ‘Sizin yaşadığınız toplumda fahişenin varlığı bir lütuftan başka bir şey değildir. Eğer gerçekten bir yazı yazmak istiyorsan, bedenini satan kadınlar hakkında yazma, VİCDANINI ÜÇ kuruşa satanlar hakkında yaz, böylece Taa Lahor’dan İslamabad’a kadar gelmene gerek kalmaz’ diye sonlandırır konuşmasını. 

Söyleşiye giden gazeteci ise soru soramadan müsaade isteyip oradan hızlıca uzaklaşmaya çalışır. 

Ben bu söyleşinin sadece Pakistan toplumu için geçerli olmayıp, her toplum için geçerli olduğunu düşünmekteyim diye bir sözüm geldi söyledim, hem nalına hem mıhına. 

 

FAHİŞE
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *