BİR SERVET ANCAK SAHİBİ KADAR DEĞERLİDİR
Bu söz; çok değerli arkadaşım Nilüfer Köylüoğlu’na ait, çok kıymet verdiğim bir saptamayı barındırıyor.
Yaşadığı toplumun, aldığı eğitimin, yaşamsal değerler olarak kendisine dayatılanların etkisindeki insan, hayatı boyunca bir şeyleri daha fazla önemsiyor. Kimisi altın, kimi arsa, kimi gayrimenkul, kimi insan biriktirmeyi, kimi de hepsini hedefliyor. Bazıları bir ömrün içine sığdırabildiği güzel anıları, dostlukları ve insanların kalbinde bıraktığı izleri önemsiyor, kimileri de bu soyut birikimi romantik buluyor, hatta bunları bakkalın kabul edip karşılığında ekmek vermeyeceğini söyleyecek kadar gerçekçi davranıyor.
Herkesin zenginliği kendine göre elbette, ancak para sahibi olmak ve zengin olmak aynı değil. Para sahibi olmayı tanımlamaya gerek yok, hepimiz biliyoruz ama “zengin olmak” kişinin sahip olduklarına kattığını anlamı ifade ediyor.
Burada asıl mesele, paranın ne kadar olduğu değil, insanın eline geçtiğinde neye dönüştüğü. Para politikaları konusunda, günümüzde ender rastlanacak kadar donanımlı, çok değerli, genç bir bankacı olan Harun Atmaca, bu konuyu kısaca çok güzel özetliyor. Ona göre “Para el yakar, herkes kontrol edemez”. Parayı nasıl kullanacağınızı bilmezseniz, yönetemediğiniz her para potansiyel tehlikedir. Çoğu zaman görürüz ki, alışmadığı, büyük miktarda bir parayı, piyangodan ya da at yarışlarından kazanmış kişilerin, çok kısa zamanda sonu hep hüsrandır.
Para sahibi olmakla zengin olmak, birbirinden çok farklı iki kavram. Para, insanın sahip olduğu bir olanak ama zenginlik o olanağı nasıl kullandığında, hayatına ne kattığında gizli.
Para, iyi bir insanın elindeyken bir öğrencinin yarım kalan eğitimini tamamlayabilir, bir hastanın umudunu yeniden yeşertebilir, soğuk bir gecede yoksul bir ailenin içini ısıtabilir. Fakat aynı para, başka birinin elinde baştan sona kibirden oluşan obez bir egoya dönüşebilir. Birinin elinde dostluk köprüsü olan servet, diğerinin elinde büyük uçurum yaratan bir tehlikeye evrilir.
Servet, insanın kim olduğunu gizleyemez, tam aksine çoğu zaman onu ele veren bir gösterge haline gelir. Güçsüzün karşısında nasıl durduğumuz, elimizde olanak varken kimleri görmezden geldiğimiz, kişiliğimizin asıl ölçüsü.
Paralı bir insan her zaman saygın değil. Parasını harcamaktan çekinen “Cimri” insanları hepimiz tanır, pinti diye küçümseriz.
Elinizdeki parayı araç olarak görebiliyorsanız ve amaç olmasına izin vermiyorsanız siz zengin olma yolundasınız demektir çünkü para amaç olursa azabı büyük oluyor. Paranın efendisi olanlar, ellerindeki parayla hem huzur bulamıyor hem de saygın olamıyor. Paranın gölgesinde yaşayanların yürekleri yoksul ve ıssız.
Para; yanlış ellerde insanların eksiklerini ortaya çıkarıp onları gülünç duruma da sokuyor. O yüzden parayı harcamayı bilmeyene de bence “Zengin” değil, “Görgüsüz” denmeli. Gösteriş cahilleri etkileyebiliyor ama kendisini bilgiyle donatmış insanları ancak güldürüyor.
Özetle para sahibi olmak bir durum, zengin olmak ise bir duruş.
Parası, diğerlerine göre az olan insanların asıl zenginliği duruşlarında gizli. Tarihte iz bırakanları milyonlarca paralarıyla değil, arkalarında bıraktıkları değerlerle kıymetlendiriyoruz.
Para nankör, çok hızlı el değiştiriyor, mülk satılıyor, ihtişam yok oluyor. Gönüllerde bırakılan güzel izler, bazen insanın ömründen çok daha uzun yaşıyor.
Gücünü, kendisinden daha zor koşullarda yaşayan insanları incitmeye, ezmeye değil, onları iyileştirmeye, ülke koşullarını herkesin mutlulukla yaşayacağı çağdaş norma ulaştırmaya çalışanlar gerçek zenginler.
Para, insanın neye sahip olduğunu, zenginlik ise sahip olduklarının karşısında kim olduğunu gösteriyor. Hiçbir para birikimi, sahibinin karakterinden daha büyük değil.
Yazıma arkadaşımın sözüyle başladım, rahmetli emekli albay amcam Rafet Yılmazer’in bana öğrettiği dörtlükle bitireyim istedim:
“Kazara bir sapan taşı, kırarsa bir altın kase
Ne değeri artar taşın, ne değerden düşer kase”
Hepinizin altın kaseler olmanız dileğiyle…

