Eğitim Sen Gaziantep Şubesi, çocukların kendi anadillerinde eğitim hakkının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı
MEB’in 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” Genelgesi ile öğretmenlere yönelik kılık-kıyafet düzenlemesi ile ilgili konuşan Şube Başkanı Ömer Parlakçı, ‘’Genelgenin temel yaklaşımı; eğitimin kamusal, bilimsel, laik, çoğulcu ve demokratik niteliğini güçlendirmekten, öğretmenlerin mesleki özerkliğini geliştirmekten ve eğitim sisteminin yıllardır çözülmeyen yapısal sorunlarına çözüm üretmekten uzak’’ ifadelerini kullandı.
Eğitim sistemi çoğulculuğu
yok saymamalı
Çocukların farklı tarihleri ve kültürleri öğrenmelerinin değerli olduğunu ancak sorunun bunların belirli bir kültürel kimlik ve siyasal perspektif üzerinden sunulması ifadelerini kullanan Parlakçı, ‘’Türkiye çok dilli, çok kültürlü ve çok kimlikli bir toplumsal yapıya sahip. Eğitim sistemi bu çoğulculuğu yok saymamalı. Türkçenin yanı sıra Kürtçe, Arapça, Ermenice, Rumca, Gürcüce, Lazca, Çerkes dilleri ve bu coğrafyada yaşayan diğer halkların dilleri, kültürleri ve tarihleri de çoğulcu bir eğitim anlayışı içinde yer almalı’’ açıklamasını yaptı.
Uzman ve destek personeli istihdam
edilmesi kamusal bir sorumluluk
Genelgede okul öncesi öğretmenleri ile ilkokul 1, 2 ve 3. sınıf öğretmenlerinin çeşitli yetersizlikler açısından risk altındaki öğrencileri belirlemek amacıyla “Eğitsel Tarama ve Değerlendirme Bataryası” kullanmasının öngörüldüğünü belirten Parlakçı, ‘’Çocukların ihtiyaçlarının erken belirlenmesi önemlidir. Ancak öğretmenlerin hangi eğitimi alacağı, kullanılan araçların bilimsel geçerliliği, kişisel verilerin nasıl korunacağı ve yanlış değerlendirmelerin çocukların etiketlenmesine yol açmasının nasıl önleneceği açıklığa kavuşturulmalı. Özel gereksinimli çocukların eğitimi, yeterli sayıda özel eğitim öğretmeni, psikolojik danışman, uzman ve destek personeli istihdam edilmesini gerektiren kamusal bir sorumluluk’’ şeklinde konuştu.
Parlakçı, ‘’Türkiye Yüzyılı vizyonu”, “devletimizin hedefleri”, “millî duruş” ve “devlet iradesi” gibi kavramların eğitim öğretim süreçlerinin temel referansları olarak kullanılması dikkat çekici. Bakanlık, “devlet iradesine” uygun hareket etmeyi eğitim camiasının “müşterek sorumluluğu” olarak tanımlamakta ve öğrencilerin belirlenen siyasal-toplumsal çerçeveye uygun bir “şuurda” yetiştirilmelerini isteniyor. Oysa eğitim sisteminin görevi çocukları herhangi bir iktidarın güncel siyasal hedeflerine uygun bireyler olarak yetiştirmek değil. Eğitimin temel görevi öğrencilerin eleştirel düşünme, sorgulama, farklı görüşleri değerlendirme ve kendi düşüncelerini özgürce oluşturma becerilerini geliştirmek. Eğitimde esas alınması gereken “devlet iradesi” değil; çocuğun üstün yararı, bilimsel bilgi, çoğulculuk, eşitlik ve demokratik toplumun evrensel ilkeleri’’ değerlendirmesinde bulundu. Haber Merkezi
