Aynı Gökyüzünün Altında Çoğalmak

YAYINLAMA: 18 Şubat 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 17 Şubat 2026 / 11.35

Durmayı bilmiyoruz; soluklanmak, dünyaya nefes aldırtmak bize uzak bir ihtimal sanki. Kimileri gözümüzdeki örtülere işaret ederken, kimileri daha iyiyi görünür kılmak adına felsefeyi ve anlayışı sıfırdan inşa ediyormuş gibi bir ritim tutturuyor.

Bazılarımız zamana ve yakındakilere iyi görünmek, en yakınımıza kurulan mikro statükoları korumak ve onun akıntısına kapılmamak için kılıktan kılığa giriyoruz.

Modern dünyada doğru ile yanlış arasındaki çizgiler o kadar inceldi ki, her olgu ve her ilişki birbirinin türeviymiş gibi ele alınır oldu.

Bilge dünyada ise fazlalıkları ayıklayıp daha sade, daha anlaşılır ve daha gerekli olanı açığa çıkarmayı dert edinen bir “başka yol” da azımsanmayacak ölçüde ilgi görüyor.

Schopenhauer’ın ifadesiyle dünya temelde aklın değil, kör bir iradenin yönetimindedir. İnsan erdemli ve üstün bir varlık gibi görünse de çoğu zaman içindeki “doyumsuz istemenin” kontrolündedir. Dünya, arzuların yarıştığı bir arena; tatminsizliklerin hüküm sürdüğü, yenilgilerin başrole yerleştiği bir sahneye dönüştü.

Bu “kör isteme”, yalnızca büyük olaylarda ortaya çıkmaz. Bazen iş yerindeki bir koridorda, bazen toplu taşımada, kimi zaman siyasal sohbetlerin harında, kimi zaman da en sevdiklerimizle kurulan ilişkilerde kendini gösterir.

Üstelik bunu çoğu zaman fark etmeyiz. Bu planlanmış bir tercih değil; yavaş yavaş içimize yerleşmiş bir kabuldür. Önce yaptığımıza inanır, sonra inandığımızı en doğru ilan ederiz.

Yıldızlara bakarız ama gökyüzünü algılamayız. Denizleri üzerimize örteriz ama dalgaların dokunuşunu hissetmeyiz. Ormanların kokusu değer ama içimize işlemez. Umut damarını korumakta yavaş kaldık belki de.

İşte bu yüzden herkes olayları kendince yaşar: sevgiyi, sağduyuyu, barışı ya da adaleti… Bu, kişinin benliğidir; vardığı sonuçtur. Ama çoğu zaman bu “gerçek”, gelenekten devralınmıştır; dönen çarkta bir dişli olma çabasıdır.

Kendi yaşamını, kimliğini ve geleceğini belirleme özgürlüğüne sahip olmayan bireyler ve toplumlar yenilenmeye karşı tepkilidir. Böylece klişenin çizdiği sınırlar zorlanamaz hâle gelir.

Oysa geçmişi bilmek, “ileriden akana” sahici bir dikkatle bakabilmek ve geçmiş ile gelecek arasındaki diyalektiği sebep-sonuç hakikatiyle kavrayabilmek, üstümüze çöken karanlığı bir nebze aralayabilir.

Bir yanımız çoğalırken bir yanımız azalmak zorunda değil. Bir düşüncenin var olması için diğerinin yok olması gerekmez. Birimizin varlığı bir başkasının yokluğuna bağlı değildir. Haklılığımız, karşımızdakinin haksızlığından doğmaz.

Geçmişten bugüne, bugünden yarına akan olumlu düşünceler ve duygular; binlerce acının, deneyimin ve emeğin içinden süzülerek bugünkü hâline ulaştı.

Tarihin en koyu karanlıklarında bile insanlık çaresiz kalmadı. Yeter ki birbirimizi eksilterek değil, çoğalarak var olmayı deneyelim. Kazanmayı amaçlamadığımızda, birlikte kalabilmeyi başardığımızda, derin ve sakin bir anlamaya da yaklaşırız.

İnsan çoğu zaman niçin istediğini bilmez; sadece sahip olmak ister. Dünya arzuların ve bencilliğin öne atıldığı bir yer gibi görünebilir. Ama insan, sürekli kendine istemekten vazgeçtiği ölçüde sahici hayatı tadabilir.

Kaçımız umutları sırtlayıp bir yaşam seli olabiliyoruz? Aynı gökyüzünün altında sevgiyi ve direnci gerçekten kucaklayabilen kaç kişi var? Üstümüze karanlık çökerken aydınlığa inanmak, ışığı büyütmenin ilk adımı değil midir?

Mutsuzluk, öfke ve kopuşlar yerine; eşitlikçi, mütevazı ve kolektif değerleri öncelemek yüzümüzü yaşama döndürebilir.

Tarih diyor ki: “Olmaz” dediğimiz çok şey oldu. Hayat esneklik, yaratıcılık ve yapıcılıkla taçlandıkça içsel özgürlük kanatlanır; bilinç berraklaşır.

 

Yararlanılan Kaynaklar ve Alıntılamalar:

Arthur Schopenhauer-The World as Will and Representation (İrade ve Temsil Olarak Dünya)

Engin Gençtan-İnsan Olmak

Aynı Gökyüzünün Altında Çoğalmak
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *