Yaşamdan ve Yaşatmaktan Yana Olmak

YAYINLAMA: 24 Şubat 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 23 Şubat 2026 / 17.19

Hayatı dramatize etmeyi, matemle merhamet arasında savrulmayı pek benimseyemiyorum. Ancak hayat yalnızca benimle ya da birilerinin ölçütleriyle akmıyor. O kadar çok üzüntü, hüzün, çaresizlik ve ağlamaklı hâl dayatılıyor ki; sürekli iyimser kalabilmek, dirençli durabilmek çoğu zaman boyumuzu aşıyor. Elbette iyi ve güzel olan için umut etmekle, yeryüzünde hiçbir olumsuzluk yokmuş gibi davranmak aynı şey değil.

Yeryüzünün her yanında hayat, düşündüğümüzden çok daha fazla fotojenik gösteriler aracılığıyla manipüle ediliyor. Oysa hayat poz verdiğimiz bir podyum değil. Hayat; kökleri derinde olan, geniş dokulara yayılan, çocuğu, kadını, dezavantajlıyı, canlıyı ve cansız olan her şeyi birlikte yaşatabilen bir kendiliğindenliktir.

Kökünden ve özünden koparılan bağlarımız, bizi iradesiz ve amaçsız kuklalara dönüştürüyor. İnsan, kendini kaybettikçe zirvesindeki özgün rüzgârları da boğuyor. Zihnin ve kalbin bir biçimiyle kırbaçlanmasına dur dememek, yalnızca irademize zarar vermekle kalmıyor; varlık gerekçemizi de aşındırıyor.

Varlığımız zayıf sulara itildikçe coşku tehlikeye, sevinç mateme, varoluş anlamsızlığa sürükleniyor. Böylece eziyetler birbirine ekleniyor ve huzursuzluklar durmadan üzerimizde tepiniyor. Doğamızı şartlandıran, hayal gücünü aşındıran büyük bir “Titanik batışı” ile karşı karşıyayız.

Birey ve toplum ise kendi kapalı dünyasını her kesime dayatıyor. Yeni yetişen neslin duygusal yetileri, duyarlıkları, ilgileri ve farkındalıkları göz ardı ediliyor; insan, doğal bir varlık olmaktan çok geleneğe göre konumlandırılıyor. Her birimiz fark etmeden statükoya, ataerkil yapıya, erke ve tekliğe iliklenerek toplumsallaşıyoruz.

Bu oluş hâli; bastırılmış öfkeyi, kaygıyı, tehditkârlığı ve eril ruhsallığı kemikleştiriyor. Kuşaktan kuşağa yayılan, adı konmamış bu ilişki paradigması; her tutkulu bağı zedeliyor ve nihayetinde şiddeti üretiyor. Bir günde altı kadının katledilmesini mümkün kılan zemin tam da burada kuruluyor.

Dünyada her gün yaklaşık 140 kadın, eşi ya da yakını tarafından öldürülüyor. Ayrımsız her canlının hakkı olan yaşam hakkı, her gün sistematik biçimde ihlal ediliyor. Her ırktan, her sınıftan ve her coğrafyadan erkekler istismar ediyor; şiddeti uyguluyor ve onu kolektif hâle getiriyor.

Yeryüzünün en “elit” kesimlerince çocuk istismarlarının ve çocuklara yönelik ihmallerin organize edildiği bir dünyanın normal olduğunu hangimiz söyleyebilir?

Birbirini tanıyanların ve tanımayanların birbirini linçlediği ve kinin olağanlaştırıldığı bir dünya kimseye iyi gelmez. Kimseye gerçek bir özgürlük ya da güvenli bir hâkimiyet sunmaz. Böyle bir dünya acilen şifa bulmaya muhtaçtır.

Yeryüzünün her hücresini bu denli tekmeleyen, yerinden koparan saldırgan dışavurumların; köklü toplumsal ve siyasal sistemlere, ayrımcı ve ataerkil gerekçelere dayandığı unutulmamalıdır. Öfke öğreniliyor, kötü muamele öğretiliyor.

Bell hooks’un da belirttiği gibi; erkeklerin uyguladığı şiddeti gerekçelendirme telaşından vazgeçip adını doğru koymak zorundayız: Patoloji.

Yıkıcılıkla ve şiddetle kurulan ilişki, zihinsel ve duygusal bir hastalıktır.

Tüm bunlar ne kadar korkutucuysa, cesurca umutlu olmayı da o kadar zorunlu kılıyor. Daha iyi bir dünya hayali ve bunun için sorumluluk almak artık ertelenemez.

Dünyada büyük değişimler yavaştır ama mutlaka yaşanır. Değişim, bilgiyi çoğaltan duygusal ve zihinsel berraklığı harlamalıdır.

Evde, sokakta, iş yerinde her türden tahakküme karşı buluşmalıyız. Direniş belki de önce; kişiliğimizin, kimliğimizin ve yaşamımızın imha edilmesine karşı durmaktır.

Çekilen acıların hafiflemesi, derindeki yaraların iyileşmesi için şiddete, ayrımcılığa ve her türden sömürüye karşı tepkileri devamlılaştırmalıyız. Hayatta kalmanın en güçlü yollarının, sevgi ve saygıdan geçtiğini yeniden öğrenmeliyiz. Kendi zihnimiz ve kalbimiz, hakikate; doğruya ve iyiye giden yola koyulmalıdır.

Bell hooks’un söylediği gibi:

“Sevmek, yaşamdan yana bir tercihtir; ataerkil modelden kopuştur ve özgürleştirir.”

Unutmayalım: Kabuğunu değiştirmeyenin, mezarından başka hayatı olmaz.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi – Bell Hooks

Ruhları İyileştirenler, Nietzsche – Stefabn Zweig

Yaşamdan ve Yaşatmaktan Yana Olmak
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *