ADİL
Aylardır Hazreti Ömer’i hatırlamadığım bir gün bile geçmemekte. Üzerinde pek çok hikayelere konu olmuş bir kişi. Derler ki Hazreti Ömer Adaleti adalet temelini Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden almıştır. Hz. Ömer’in adalet anlayışı, ilahi emirleri mutlak üstün tutması, devlet malını korumadaki titizliği ve sorumluluk duygusunun olması, bilhassa adaletli davranması ile nam salmış Hz. Ömer’in, İslam Hukukunun temel taşlarından biri olduğuna inanırım. Hazreti Ömer Hak ile Batılı ayırması nedeniyle kendisine FÂRÛK lakabı verildiğini söylerler.
Kendi tebaasına karşı adil yönetimi ile bilinir. Hazreti Ömer diyoruz da kimdir diye belki düşünürsünüz, Peygamber Efendimizin sahâbesi hem yakın dostu, Hazreti Ömer’in kızı HAFSA ile evlenmesi sebebiyle, Peygamberin kayınpederidir. Hazreti Ömer ikinci halife olarak İslam tarihine geçen kişidir. Müslüman ve gayri Müslim ayrımı yapmadan hak ve hukuku gözetmesi, sert yönetimi, ancak adaletli olması ile ünlüdür. ‘ÖMERÜ’L-ADL’ yani Adaletli Ömer lakabı ile örnek bir insanı sergilediği söylenir.
Hazreti Ömer’e ait olup olmadığı konusunda şüphelerim olduğu bir cümle vardır, ‘Fıratın kıyısında bir kurt bir koyunu kapsa ilahi adalet onu Ömer’den sorar,’ dediğini söylerler. Doğruluğu konusunda bir iddiada bulunamam. Ancak bu söz söylenmiştir ve birileri tarafından Hazreti Ömer’e bağlanmış olduğuna inanırım. Bir başka söz de ‘Doğruluk her ne kadar seni öldürse bile ondan ayrılma.’ Bu sözü de Hazreti Ömer söylemiş olabilir.
İnsanların kendi vicdanlarına hesap vermesi gerekir konusunda da sözler söylediği varsayımında bulunurlar. Sözlerin söylendiği anda eğer siz orada iseniz veya duyan birileri kayıt etmişse, O zaman sözlerin kime ait olduğu bilinir. Hazreti Ömer’e yakıştırılan bir başka sözde ‘Hesaba Çekilmeden Önce Kendinizi Hesaba Çekin’ cümlesidir. Bakın buna inanırım. İnsanoğlu kendi vicdanı ile baş başa kalmaktan çok korkarmış. Burada en önemlisi ise, kişide eğer VİCDAN varsa ne ala, eğer ki yoksa işte o zaman hiçte hayırlı olmaz.
Hazreti Ömer ‘in özellikleri konusunda rivayetlere dayanan tanımlamaları esas olarak alırsak, sert mizaçlı, güçlü, cesur, ateşli, izzetine düşkün, kendisinden korkan ve zaman zaman fevri davranabilen biri olarak tanımlar, din ulemaları.
Tek tanrılı dinin oluşmasına ve bir tek tanrıya inanılmasını ilk ortaya koyan Mısır Firavunlarından IV. Amen Hotep daha sonraları ismini AKHENATON olarak değiştiren bir firavundur. ATON dinini ortaya çıkaran, TEK tanrılı dine inanıp, bütün rahipleri bir kenara ittiğini de bilmekteyiz. Kendisini Tanrı’nın Hizmetkarı anlamına, Akhenaton ismini benimsemiştir. Hatta tanrı için yazdığı şiirlerde, ‘Tanrı Uludur, Birdir ve Tektir, Ondan Başkası Yoktur, Bir Tanedir, O’dur her varlığı yaratan’ demektedir. Bakın bu cümle ile minareden okunan ezan arasında ne kadar önemli bir bağ bulunmakta.
Hazreti Muhammed’in peygamberliği, inananlar tarafından kabul edildiği zaman, Bilal-i Habeş-i tarafından okunan ilk ezan da okunan ezanın cümleleri, ne tesadüftür ki ‘Tanrı Uludur’ cümleleri ile başlar.
Türkiye’de bütün mahkemelerin içinde Hakim’in arkasındaki duvarda bir cümle vardır. Okunaklı irilikte yazılmış bir cümledir, bu sözler. Hazreti Ömer’in sözleri olarak kabul edilen bu cümleye hayranımdır: ‘ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR’
Bu cümleyi oraya koymak önemlidir, ancak bu cümlenin anlamını kabul edip, uygulamak ise başka bir şeydir. HİTLER Almanyası’nda bile mahkemelerde hakimin arkasında şöyle yazardı: ‘Das Öffentliche Interesse hat Vorrang Vor Dem Individuellen Interesse’, ‘Halkın Çıkarları, Bireyin Çıkarlarından Önce Gelir’. Hitler Almanyası’nda halkın çıkarları hiçe sayılıp, keyfi, faşist bir idare hüküm sürmekteydi. Gestapo’nun yönettiği adalet ise ne halkın çıkarı ne de bireyin çıkarını dikkate almıyordu. Ancak HİTLER Almanyası’nda birçok hakim Yahudi idi.


Bu nedenle NAZİ Almanyası biyolojik ırkçılık ideolojisini benimsemişlerdi. Bir yolum Polonya’dan geçerken ünlü soykırım şehrine de gittim. AUSCHWİTZ. İnsanlığımdan utandım. Benim doğduğum senelerde bu kamplarda öldürülen Yahudilerin 1.1 milyon olduğu tahmin edilmekte. NAZİ Almanyası’nda hukukun işleyişini bu kamplarda görmeniz mümkün görünmekte. Faşist bir idarenin HUKUK anlayışını bu kampı gezerken, gözleriniz yaşlı görebilmektesiniz. Fırınlar, asit duşları, işkence salonları, aklınıza gelemeyecek çeşitte işkence ile insanların yok edilmesinin tek amacı var: Biyolojik Irkçılık.


O Almanya’da da Hukuk vardı, ülkemizdeki Hukuk’un ise hangi mantıkta olduğuna dair bir bilgim olmadığına eminim. Hani dini açıdan bakarsak Hazreti Ömer adaleti desek, orada insana saygı bulunmakta, Memalik’te önem arz etmekte, bu nedenle Adalet Mülk ün Temeli diye tarif edilmekte. Fakat ülkemizde mülk’ün yabancılara, cüzi bir para karşılığı, altın aramak, düşük kalite kömür çıkarmak, çeşitli ‘Rare Earth’ nadir toprak elementleri çıkartılması için, sırf koltuktan kalkmamak adına, ülkeyi pazarlamanın ne benim neslime ne de gelecek nesillere bir fayda getirmeyeceği aşikardır. Ülkemin elden gitmesi bir tarafa, torunlarımızın geleceğini ipotek altına almaya çalışan bir idarenin, gelecekteki nesillere nasıl hesap vereceğini düşünmekteyim, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
