BUGÜN FİDEL CASTRO’NUN DOĞUMUNUN 100. YILDÖNÜMÜ

YAYINLAMA: 13 Ağustos 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 12 Ağustos 2026 / 17.51

13 Ağustos, bugün, Fidel Castro’nun doğumunun 100.yıldönümü. Adını duyduğumuz anda askeri üniforması, purosu ve sakalıyla gözümüzün önünde beliriveren Castro’yu köşeme taşımamın nedeni, hakkında çok şey bildiğimizi düşündüğümüz, 20. yüzyılın en etkili, en tartışmalı , hakkında en farklı  değerlendirmelerin yapıldığı siyasi figürlerinden biri olan bu insanı  daha az bilinen yönleriyle hatırlamaya çalışmak…

Tarih, yaşandığı dönemin koşullarından, ruhundan, toplumsal bilincinden, sosyal ve siyasal gelişmelerinden bağımsız olmadığı için, geçmiş hakkında bir yargıya varmadan önce, o dönemi şekillendiren koşulları bilmek gerekiyor. Tarihe mal olmuş insanları “kahraman” ya da “hain” diye yaftalamak kolay. Oysa onların da beyazları, siyahları, grileri ve hatta zaman zaman oldukça koyu grileri var.

Bazı tarihçiler Fidel Castro’yu Küba’nın bağımsızlığının sembolü, emperyalizmin amansız düşmanı olarak tanımlarken, bazıları da özgürlükleri kısıtlayan otoriter bir lider olarak anlatıyor. Bir tarafta yoksul halkın koruyucusu, sağlık, eğitim ve sosyal eşitlik alanlarında devrimsel yeniliklerin mimarı, diğer tarafta muhaliflere uyguladığı acımasız baskılar, sansür, hürriyetten yoksun bırakma  gibi eylemlerin karar vericisi ve uygulayıcısı…

Tarihi; her şey olup bittikten sonra bir film izler gibi seyredip, bugünün bilgisi ve değerleriyle geçmiş hakkında kesin yargılara varmanın haksızlık olduğunu düşünenlerdenim.

İnsan denen varlığın yaptığı yanlışları görmek, hayatı boyunca yaptığı güzel şeyleri değersizleştirmeyi gerektirmediği gibi, yaptığı iyi şeyleri kabul etmek de onun yanlışlarını savunmayı gerektirmez.

Küba’da sosyalist bir devrimin lideri olan ve göreve geldiğinde büyük toprakları kamulaştıran Castro, yoksul bir aileden gelmiyordu. Babası oldukça varlıklı bir toprak sahibiydi. Fidel, özel Katolik okullarında çok seçkin bir eğitim almıştı.

1959’da iktidara gelen Castro, önceleri komünist kimliğinden söz etmedi. Küba milliyetçiliği, sosyal adalet, yolsuzlukla mücadele ve Batista diktatörlüğünün sona erdirilmesi amaçlarını ön planda tuttu.

Castro, hayatı boyunca bir casusluk filmini aratmayacak kadar sıra dışı suikast planlarının hedefi oldu. Özellikle CIA’in onu ortadan kaldırmak için geliştirdiği yöntemler arasında zehirli purolardan zehirli dalış kıyafetlerine kadar inanılması güç fikirler vardı. Hatta Castro’nun en önemli sembollerinden biri olan sakalını döktürerek karizmasını ve kamuoyu önündeki imajını zedeleme fikri bile gündeme geldi. Bu planların bir kısmı hiçbir zaman uygulama aşamasına geçmese de, Castro’ya yönelik suikast girişimlerinin yalnızca bir şehir efsanesi olmadığı, yıllar sonra açıklanan Amerikan belgeleriyle ortaya çıktı.

Castro konuşmayı çok seviyordu. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünde tam 4 saat 29 dakika konuşmuştu ve bu, BM Genel Kurulu tarihindeki en uzun konuşmaydı. Saatlerce kürsüde kalıyor, metne bağlı kalmadan konuşabiliyordu. Halk arasında mizah konusu olan bu özelliği ile ilgili anlatılan hikayelerden biri ne kadar gerçektir bilinmez ama  , halkın, bazen onu dinlerken sıkılmamak için Castronun son cümlesini alıp, belli bir ritimle şarkı haline getirip dans etmeleri şeklindeki bir oyun  buldukları anlatılır.

Devrimin ilk yıllarında Küba’da eşcinseller “devrimci toplum” anlayışıyla bağdaşmayan kişiler olarak görüldü.1960 larda çalışma kamplarına gönderildiler. Uzun yıllar devletin ve toplumun baskılarına maruz kaldılar. 2010 yılında verdiği bir röportajda Castro, eşcinsellere yönelik geçmişteki baskıları kabul ederek onlara uygulanan tavrın büyük bir adaletsizlik olduğunu itiraf etti.

Castro, iktidara geldiği 1959 dan itibaren çok büyük bir okuryazarlık seferberliği başlattı. Küba halkını evrensel okuryazarlık seviyesine taşıdı. Ülkenin en kırsal bölümlerine kadar ulaşıp eğitimi yaygınlaştırdı. Ücretsiz eğitim sistemiyle üniversite ve meslek eğitimini zirveye taşıdı.

Küba’da ücretsiz ve evrensel bir sağlık sistemi kurarak koruyucu hekimlikte büyük başarılar elde etti. Küba’da, güçlü temel sağlık alt yapısıyla  çocuk ölümleri minimize edildi ve yaşam süresi uzadı. Çok sayıda, çok iyi eğitilmiş nitelikli doktorlar yetiştirerek , onların Latin Amerika, Afrika gibi  devletlerde hizmet vermesini sağladı. Irksal ve sınıfsal eşitsizliklerle mücadele etti. ABD karşısında Küba'nın siyasi bağımsızlığını koruması için destek verdi.  Afrika'nın bazı kesimlerinde hâlâ bir özgürlük mücadelesi figürü olarak kabul edilen Castro’yu , özellikle Angola’ya verdiği destek sebebiyle  Nelson Mandela övgülere boğdu.

Nüfusu ve ekonomik büyüklüğü sınırlı bir ada devleti olmasına rağmen Küba, Castro döneminde soğuk savaş siyasetinin önemli aktörlerinden biri haline geldi. Castro, Bağlantısızlar Hareketi'nin önde gelen liderlerinden biri oldu.

O kadar suikast girişimine ragmen Castro, on ABD başkanı gördü. Domuzlar Körfezi çıkarmasını atlattı, Küba Füze Krizi’ni yaşadı, Vietnam Savaşı’nı gördü. Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler Birliği dağıldı, Soğuk Savaş sona erdi.

2006’da sağlık sorunları nedeniyle yetkilerini kardeşi Raúl Castro’ya devretmeye başladı, 2008’de devlet başkanlığından resmen ayrıldı ve 25 Kasım 2016’da 90 yaşında hayatını kaybetti.

Casto’nun beyazları , siyahları , grileri vardı.

13 Ağustos’ta, doğumundan 100 yıl sonra, onu bütün bu renkleriyle hatırlamak belki de ona yapılabilecek en adil anma olacak.

 

BUGÜN FİDEL CASTRO’NUN DOĞUMUNUN 100. YILDÖNÜMÜ
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *