BUGÜN AŞURE GÜNÜ
"Aşure" kelimesi Arapçada "on" anlamına gelen aşara kelimesinden türetilmiş bir sözcük ve muharrem ayının onuncu gününü ifade ediyor.
Bu yıl 25 Haziran 2026, yani bugün aşure günü.
Muharrem ayının onuncu günü olan aşure günü, farklı inançlarda değişen anlamlara geliyor. İslam dininde Hazreti Nuh’un gemisinin büyük tufandan sonra Cudi Dağı'na oturduğu gün yaşanan bir kurtuluşu ifade ediyor.
Bugün; Hazreti Adem'in tövbesinin kabul edilmesi, Hazreti İbrahim'in ateşten kurtulması, Hazreti Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazreti Eyyub'un hastalığının şifa bulması gibi farklı olayların anlatıldığı, kutsal kabul edilen bir zaman dilimi.
Museviler, Hazreti Musa'nın ve İsrailoğullarının denizi geçerek firavundan kurtulmalarını aşure günü olarak kutluyorlar.
Alevi-Bektaşi geleneğinde Kerbela Olayı'nı anma ve yas tutma dönemi muharrem ayında 12 gün boyunca sürüyor. Şiî müslümanlar Kerbelâ Olayı nedeniyle bugünü bir matem günü olarak adlandırıyorlar. Hicrî 61 yılında yani 680’de, Hz. Muhammed'in torunu Hüseyin bin Ali ve beraberindeki yakınları Kerbelâ'da şehit ediliyorlar. Bu olay, islam tarihinin en acı hadiselerinden biri olarak kabul ediliyor. O sebeple muharrem ayında 12 gün oruç tutuluyor. 12 gün sonunda yapılan ve dağıtılan aşure; dayanışmayı, yasın sonlanmasını, paylaşmayı, saygıyı simgeliyor.
Hem sevinç hem hüznü barındıran bugünün ortak özelliği toplumun paylaşma, birlik, anlayış ve saygı duygularını ön plana çıkardığı bir ritüeli aşure pişirip dağıtarak efsaneleştirmesi.
Aynı kazanda uyumla birleştirilen değişik ürünlerin ve farklı tatların ortaya çıkardığı muhteşem lezzet çok anlamlı bir sembol. Aşure, farklılıkların zenginlik olduğunun idrak edilmesini, birlik ve beraberliğin önemini, paylaşma ve dayanışmanın gücünü, yardımlaşmanın güzelliğini ifade ediyor. Aşure yapılmasının aynı zamanda bolluk ve bereket getireceğine inanılıyor. Kültürümüzde aşure kaynayan evde bereketin eksik olmayacağı inancı var.
Nuh’un tufanı öyküsü, sadece büyük bir felakete değil; aynı zamanda umuda ve yeni bir başlangıca da dikkat çekiyor. Anadolu'da yapılan aşure tatlısı da bu öyküyle ilişkilendirilen bir gelenek olarak sosyal hayatımızdaki yerini alıyor.
İnanışa göre, Nuh peygamber kavmini yaklaşık 950 yıl boyunca Allah'ın varlığına inandırmaya çalışmış. Ancak çabaları karşılıksız kalınca Allah, Hazreti Nuh'a büyük bir gemi yapmasını emretmiş. Nuh peygamber geminin yapımına başlamış ama Allah’a inanmayan herkes, onunla, yaşadıkları yerde deniz olmadığı için alay etmiş.
Gemi inşası bittiği gün gökyüzü şiddetli yağmurlarla sarsılmış, yeryüzünden sular fışkırmış ve korkunç bir tufan başlamış. Nuh Peygambere inananlar ve her canlı türünden birer çift gemiye alınmış. Tufan günlerce sürmüş. Sonunda sular çekilmiş ve gemi güvenli bir yere oturmuş. Kur'an'da bu yerin Cudi Dağı, Tevrat’da da Ağrı Dağı (Ararat Dağları) olarak geçiyor.
Tufan sona erdiğinde gemide çok az yiyecek kaldığı fark edilmiş. Elde kalan son malzemeler bir araya getirilmiş. Buğday, nohut, fasulye, pirinç, kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, hurma, ceviz, badem ve çeşitli yemişler bir arada kazanda kaynatılmış. Buğday tarladan geliyormuş, fasulye toprağın başka bir ürünüymüş. Üzüm bağdan, incir ve nar ağaçtan geliyormuş. Hepsi aynı kazanda pişirilince ortaya tek başına hiçbir ürünün oluşturamayacağı kadar zengin, lezzetli ve bereketli bir tatlı çıkmış.
Bu nedenle aşure o gündür bu gündür farklılıkların uyumunu, paylaşmayı, dayanışmayı, bereketi, şükretmeyi, birlikte yaşamanın güzelliğini sembolize eder olmuş.
Anadolu'da bu yüzden aşure sadece aile için yapılmaz; komşulara, akrabalara ve ihtiyaç sahiplerine de dağıtılır. Paylaşıldıkça bereketin artacağına inanılır.
Ez cümle: Bir kazanda birleşen nice zenginlikler gibi, birliğimiz daim olsun, aşuremiz lezzetle, ömrümüz sağlıkla dolsun, bereketimiz bol, sevgimiz, dirliğimiz ve düzenimiz sonsuz olsun.

