EVİNDE ESARET
Bugün gibi hatırlarım, yatılı okulda bir akşam okul müdürümüz Scott bir senaryo içinde Türkiye’nin NATO’ya katılımını bir skeçle bize göstermişlerdi. Cılız bir çocuğu, onu korkutanlardan koruma için el birliği yapan birkaç kişinin üstün olduğunu gösteren bir oyun. Konuyu iyice açarsak ‘North Atlantic Treaty Organization’ Kuzey Atlantik Anlaşma Organizasyonu adı altında Türkiye’nin bu senaryonun içine alınmasındaki en önemli husus ise, Rusya ya olan sınır komşuluğu olduğuna inanmaktayım.
NATO’dan silah ve diğer savunma malzemeleri ile koruma amaçlı radar ve dinleme istasyonlarının kurulması için Türkiye görev yapacak. Biz kimi kimden koruyacağımızı pek anlamış da değildim. Amerika, Rusya dan korkmakta, bu nedenle Türkiye’yi piyon olarak sanki tampon olarak tutmak adına Rusya’nın hareketlerini takip etmek için kurulan 16 askeri üsten önemli olanları Karamürsel Üssü, Perşembe Üssü, Adana Üssü ve Malatya Üssü gibi yerlere, sistemler kurulması için NATO’ya alındığımızı biliyoruz.
Kurtuluş savaşı sonrası savunma bütçemizin yüksek olması nedeniyle böyle bir teşkilattan faydalanmak da Türkiye’nin işine geldiği muhakkak. Bu nedenle, bu kadar kapsamlı bir teşkilattan hem biz faydalanacaktık hem de NATO üyeleri. Bazı savunma ihtiyaçları hibe, bazıları ise teneşir vade ile alacaktık.
Aslında çok mantıklı bir dayanışma olarak gözükmekteydi.
Biz belirlenen şehirlerde NATO Üs’lerine yer tahsis ettik, aslında buralara, NATO adına Amerikan askerleri konuşlandı. NATO’ya müracaatımız ve sonrasında kabul sürecinde birçok tavizler verildiğini hatırlarım. Hatta Eylül 1950’de Komünist Kuzey Kore’nin Güney Kore’ye saldırmasına, iyi niyet olarak, yaklaşık 4500 askerimiz, KORE savaşına katılmak için Ankara’dan İskenderun’a hareket ettiği gün, askerleri uğurlamaya tren yoluna kadar gidip Mehmetçiğe el sallamıştık. Kimileri geri döndü, kimleri şehit oldu, kimileri ise sakat kalarak gazi oldu. Kore’de şehit olan yaklaşık 700 askerimizi KORE topraklarına emanet ettiğimizi hatırlarım.
Zaman içinde Türkiye bazı askeri hareketler yapmak mecburiyetinde kaldı. Yavru vatan olarak bilinen KIBRIS ta , meşru müdafaa hakkımızı kullanırken, NATO’dan yükselen bir ses ‘NATO’dan aldığınız silahları, bu maksatla kullanamazsınız‘ diye itiraz geldiğini de hatırlarım.
Bir başka zamanda terör örgütünün ülkemizi tehdit edercesine sınırlarda karakol basıp askerimizi şehit ettiklerinde, kaçtıkları IRAK ve SURİYE’de, sınır ötesinde takip eden birliklerimizin, NATO’dan alınan silahları kullanmaması konusu çıkmıştı. Ortaya çıkan bu engellerin oluşması, NATO’daki görev ve sorumlulukların kapsamının tartışma konusu olmasına sebep olduğunu hatırlarım.
Birçok ülke var NATO şemsiyesinin altında, ancak Rusya ile doğrudan sınırı olan çok az ülke bulunmakta. Bunlardan en başta geleni TÜRKİYE. 1974 senesinde KIBRIS barış harekatı sonrası, Türkiye’ye uygulanan silah ambargosunun ana ülkelerinin başında Amerika gelmekte. Bu ambargonun Türkiye için çok hayırlı olduğuna inanmaktayım. Türkiye’de Savunma Sanayisine bu ambargo sayesinde başladığımızı hatırlarım. Aselsan, Roketsan ve Tusaş gibi kurumlar kurulmasının dışa bağımsız savunmaya sahip olmak için atılan en önemli adımlar olduğuna inanırım.
Yine de NATO üyeliğinin, her ne kadar neye yaradığına anlamadığım bir savunma işbirliği teşkilatı olmasına rağmen, bize fazla bir getirisinin olmadığına inanan insanlardanım. Bu tür bağlantıların çok iyi ve hassas kullanılması gerekir. Bu hassas dengeyi iyi kullanamazsanız, birçok konudan mahrum kalırsınız. Gelecek nesillere sorun kalmaması için dengeleri düzgün kullanılmasında yarar olduğuna inanmaktayım.
Bir bana ne olur S400’leri ne için aldık ve bunlar nerede ve ne maksatla atıl durmakta. Kullanmayacaktık da neden aldık? Aldıysak nerede kon uçlandırdık? Bir muamma, çünkü S400 alınınca, onlarca parçasını yaptığımız F 35 savaş uçağı yapımı projesinden çıkarıldık. Sonra döndük RUSYA ile AKKUYU nükleer santral projesi için Rusya’ya Akkuyu’da bir ÜS kurma müsaadesi verdik. Nükleer santral için verilen yeri koruma adına RUSYA’nın bu limana çöküp yıllarca orada kalacağına inanmaktayım.
Rusya’nın, Akdeniz’de böyle bir ÜS sahibi olmak için çok fazla çaba sarf etmediği aşikar. Al S400’leri, ver AKKUYU limanını, kuralım Nükleer santralı. Ruslar’ın Nükleer santral konusunda ÇERNOBİL santralı ile sınıfta kaldığını unutmamak gerekir. Hadi aldık ta bu S400’leri kuruldu mu? İran’la İsrail arasındaki it dalaşında, sınırlarımızı birkaç kez geçen insansız hava araçlarının engellemesinde neden kullanamadık? Akdeniz’deki Amerikan filosu müdahale etti de bu insansız hava araçları vuruldu.
Ankara’da NATO zirvesi yapılacak diye harcanan 12 milyar lira, kimin bütçesinden çıkacak? Tahmin bile edemiyorum. Bütçede para olsa iktidar partisini maddeten destekleyen şirketlere aktarırlar diye düşünmekteyim. Ankara bir hayalet şehir görüntüsüne büründü. İnsanların yaşamadığı bir kentte yabancı basın gerçekleri bulup yazmayacak mı? İktidar sahipleri misafir geldiğinde özürlü çocuğunu görmesinler diye bir odaya kilitleyen aile gibi davranmakta, diye bir sözüm geldi söyledim, hem nalına hem mıhına.
