SENDİKA

YAYINLAMA: 02 Eylül 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 01 Eylül 2026 / 17.51

Sendika denilince fabrika ve sermaye sahipleri biraz tedirgin olur ama, SENDİKA’nın tarihine bakmakta yarar var. Bu örgütlenmenin oluşumu sıradan olmadığına inanırım. Sendika’nın tarihi çok geriye gitmekte. Buharlı makinaların sanayide kullanılmaya başlaması ile üretim artışının yoğunlaşması sonrası başladığına inanırlar. 18 Yüzyıl’da İngiltere, Almanya ve Fransa’da işçiler, son derecede kötü koşullarda çalışıp, düşük ücretle çalıştıkları bir dönemde, işçi istismarının yaygınlaştığını görmekteyiz. Aslında sanayileşmiş ülkelerde bu durum devam etmemiş, ancak ülkemizde bugün bile hala yaşandığını izlemekteyiz.  

Sendikal faaliyetlerin olmadığı tarihlerde işçilerin günde 18 saat çalıştırılıp, hiçbir neden göstermeden de işten çıkarılması mümkündü. Hiçbir güvence olmadan hastalık, iş kazası ve meslek hastalığı gibi nedenlerle işine gelemeyen işçiler, işletmenin kapısının önüne konulmaktaydı. O dönemlerde işçilerin yaşam koşullarının çok düşük seviyede olduğunu biliyoruz. 

1850 yıllarından itibaren çalışanlar dayanışma örgütleri kurmaya başladılar. İşçilerin artık işçi sınıfı duyumu yerine işçi sınıfı bilincini geliştirmeye başladılar. İşçiler dayanışma içinde örgütlenme çalışmaları 1824’te İngiltere’de,1884’de Fransa’da başladı.

1900’lü yıllar çalışma ve yaşama koşullarının iyileştirilmesi çabalarının en fazla yaşandığı dönem olarak bilinir. Direnme eylemleri sürecinde birçok işçinin yaşamını yitirdiğini biliyoruz.

20. Yüzyıl içinde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinde sendikal faaliyetler güç kazanarak işverenle aradaki denge sağlanmaya çalışıldı.

1918’de sona eren 1.Dünya Savaşı sonrası 1919’da ILO yani Uluslararası Çalışma Örgütü kuruldu. Kısa zamanda tıpkı İnsan Hakları Bildirgesi gibi İşçi Hakları Bildirgesi yayınlandı. Temelde önemli birkaç maddesi bulunmakta;

            Emeğin bir meta gibi değerlendirilmesi,

            Sendikal Örgütlenme Hakkının Sağlanması

            Yeterli Bir Yaşam Düzeyini Koruyabilmek için Elverişli Ücret Ödenmesi

            Günlük 8, Haftalık 48 Saat Çalışma Süresi

            Ülkede Tüm İşçilere Eşit Davranılması.

Böylece çalışma yaşamını ilgilendiren konulara evrensel bir nitelik kazandırılmış olduğunu düşünmekteyim. Bu arada 1929 senesinde büyük bir ekonomik krizin bütün dünyayı sardığını biliyoruz. Aynı tarihlerde İtalya’da Benito Mussolini ve Almanya’da Adolph Hitler’in faşizm, yani tek adam yönetimi hüküm sürerken, her iki ülkede de sendikalar kapatılır. Çünkü yönetime, yani tek adam rejimine, kimsenin muhalefet yapma hakkı olmamalıydı. Tek adamın yıpranmaması gerekliydi. Bu nedenle SENDİKA’ya cevaz yoktu.

Kanlı 2. Dünya Savaşı başladı. Halk ekonomik dar boğazı unuttu, kendi boğazını düşünmeye başladı. 1945’te Almanya’nın iki elini kaldırması ile Dünya Savaşı, arkasında milyonlarca ölü bırakarak sona erdi.

Savaş sonrası Uluslararası Çalışma Örgütü tarihsel bir bildirge yayınladı. 10 Mayıs 1944 tarihli Philadelphia Bildirgesi ile ILO’nun temel amaç ve ilkelerini yeniden düzenlediler. Bu bildirgede en önemli husus ilk madde idi;

            -Emek Bir Mal Değildir.

            -Dernek Kurma ve İfade Özgürlüğü Desteklenen Bir İlerlemenin Vaz Geçilmez Şartıdır.

            -Yoksulluk, bulunduğu Yerlerde, Herkesin Refahına Yönelik Bir Tehlike Oluşturur.

Birçok husus, bu bildirgede yer alıp, çalışanların hayat seviyelerinin arttırılmasına amaçlanarak düzenlemeler yapılmıştı.

Bizde ise Osmanlı’ya kadar uzanan bir geçmişi var SENDİKAL faaliyetlerin. Bilinen ilk sendikal yapı, 1894 yılında Tophane fabrikasında gizli kurulan AMELE-İ OSMANİ Cemiyeti’dir. Cumhuriyet tarihimizde 20 Şubat 1947’de kabul edilen 5018 Sayılı Sendikalar Kanunu çerçevesinde İşçi ve İşveren Sendikalarının kurulmasının gerçekleşmiş olduğunu biliyoruz.

Ülkemizde BAĞIMSIZ SENDİKA faaliyetleri olduğuna inanmak çok isterdim. Ülkeyi yönetenlerin işaret ettiği yönde idare edilen bir sendikanın, kimden maaş alacağını düşünerek kimin hakkını savunacağını tefrik etmesinin hiçte kolay olmadığı bir hakikattir.

Çalışma hayatlarının büyük bölümü yerin altında geçen maden işçilerinin hakkını ısrarla vermeyen, bu vatan için hayatlarını ortaya koyan gazilerimizin özlük haklarının iyileştirilmesine kulağını tıkayan ve hiçe sayan bir idareye sahibiz. ‘Avrupa Bizi Kıskanıyor’ demekle, gerçek dışı bir ifadeyi savunmak ne kadar abesle iştigal etmekse, Türkiye’de DEMOKRATİK SENDİKAL FAALİYET VARDIR demek de o kadar boş bir laftır diye bir sözüm geldi söyledim, hem nalına hem mıhına.

 

SENDİKA
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *