Hayatın Kendisini, Şekilden Şekle Zorlayan Hayatsızlıktır

YAYINLAMA: 26 Ekim 2021 / 14.21 | GÜNCELLEME: 26 Ekim 2021 / 14.21

 “Özgür davrandıkça, iyi bir insanım ve yalnızca iyilik ederim.”

J.J.Rousseau

Evrenin, kendine has bir sabrı, döngüsü, kararlılığı ve uyumu olduğunu algılarımız bize doğrulamaktadır; bilim de, akıl da bu yargımızı olumlamaktadır. Var olan tüm doğal varlıklar; insan, hayvan, bitkiler ve cansız nesneler, dengeler belki de evrenin birer yapısal parçacıklarıdır. İşte belki de bizi var eden şey sadece bilincimiz, yargılarımız, görgülerimiz, tercihlerimiz, yaptıklarımız, yapacaklarımız ve bildiklerimiz değildir.

Okyanusta bir kum tanesidir aslında insan; her dalgada savrulan, yer değiştiren, uçuşan, şekil değiştiren, kabuktan kabuğa giren insan, kendini kabullenmekte zorlanıyor.

İnsan, sosyal bir varlık olmak dışında kainatın minnacık bir parçasıdır, sanatsal bir varlıktır, dayanışmacı bir varlıktır, dayanıklı bir varlıktır, ezgilere, kederlenmeye, hüzne çabuk adapte olabilen bir varlıktır insan. Ürkütücü, korkutucu, şiddet vari, egemenci, tekçi ve kötülükçü eğilimlere de kolayca yenilebilen insan; aynı zamanda iyiliksever, fedakâr, dost kalabilen, özgürlükçü, neşeli, coşkun, sevecen ve onarıcı bir ruha da hep muhtaçtır.

Yaşama, esas şekli ve biçimi verdiğimizi, anlam ve değer kattığımızı hep söyleyip dururuz; bu gerçekten objektif bir bilgi midir? Belki de yaşamın ve dengelerin tüm kalıplarını bozan, canlılığın akışını yavaşlatan, hayatın sonsuzluğunu çürüten, yaşamın hassasiyetlerini parçalayanızdır; doğanın kendiliğine, kendimizi hiç bırakan olmadık ki?

Hayat tabi ki akışkandır, bir şekle sokamayız; hayatın kendisini, şekilden şekle zorlayan aslında hayatsızlıktır. Varoluşumuzu, yaşamsal ortaklıklarımızı, yaşamsal pınarları, hayatın kendiliğinden soluklanışını hem günün batımına hem de günün doğuşuna borçlu değil miyiz? Ruhunu, özgürlüğünü, canlılığını, nefesini; duru, serin ve avucunu güneşe çeviren sulardan almıyor mu insan? Doğanın dili, rüzgarın ezgisi, toprağın asaleti, gökkuşağının özgürlüğü, sevinçlerin evrenselliği ve karanlığın derinidir, insanı çabucak “öze” yakınlaştıran.

Yaşam; bir yolculuk ise, bir gemi ise, gökyüzü ise, yaşam bir ezgi ise hiçbirimiz tek başımıza bir gezgin olamayız; yıldıza, güneşe, patikaya, ota, sıcağa, soğuğa, ormana, örümceğe, yosuna sığınacağız; bu uzun yolculukta muhtacız doğada var olan her şeye.

İnsan her şey midir? Her şey insan için midir? İnsana kulluk, kölelik mi edecek tüm doğa; etti de ne oldu, tüketilmekten, kurutulmaktan ve yok edilmekten başka. “İnsan her şeydir” dediğimizde; insan değerdir, derindir, güçtür, sonsuzluk, hakikattir dediğimizde, belki de yaşamın esasını kaçıracağız. Boğulmaz mı bu kadar yükten insan? Yaşamın esası, insana rağmen ve insandan önce de canlı, dinamik, ışıl ışıl değil miydi?

Koca bir okyanusta yalnız yolculuk yapansa insan; yelken, deniz, su, dalga, fırtına, rüzgar, kayalar ve yağmur insanı taşıyan bu geminin dümenindedir. Kâinatın nimetlerinden var olabilen; bir gezgin, bir konuk, incecik ve minicik bir canız bazen.

İnsan dışındaki her şey “kendiliğinden” muhteşemlilerle dolu, sınırsız anlamları yüklenen, onsuz güzelliklerle taşan, müthiş bir öğreticidir bizim dışımızdaki her şey. İnsanın sorunu belki de öğrenmeyi denememekte; nehrin akışındaki kararlılığı, buluta doluşan özgürlüğü, renklerdeki bolluğu, ormandaki asaleti, yıldızların dizilimindeki adaleti.

Ey insan bırak kendine kurduğun esaretin tuzağını, ey insan ruhuna vurduğun öfkenin, kinin, şiddetin, nefrettin, düşmanlığın kelepçesinden kurtulmayı dene. Kurtul; “toplumun, kurumun, ailenin, büyüğün, kuralın, kaidenin, geleneğin, göreneğin, ölümün ve iyinin-kötünün” seni nefessiz bıraktığı yüklerden. Unutma, özgürsek, iyiliklerle doluşabiliriz.

Ey insan! Mutsuzların çok olduğu dünyada, paylaşarak, severek, duyarak, kahkahaları büyüterek, gülümseterek yüzleri, vererek kendinden olanı, barışarak senle olamayana,  güzelleştirmeyi dene kendini insan.

Güzelleştirmeyi dene, özgür olmayı dene, adalete alev olmayı dene, vicdana can vermeyi dene!

Katkı Alınan Kaynaklar:

Yalnız Gezerin Düşlemeleri(J.J.Rousseau)

Çarklar Arasında(Hermann Hesse)

Öfke Çağı(Pankaj Mıhra)

Ağaçlar(Hermann Hesse)

Hayatın Kendisini, Şekilden Şekle Zorlayan Hayatsızlıktır