Biraz İyilik Biraz Vicdan Biraz da Erdem!

YAYINLAMA: 28 Aralık 2022 / 13.39 | GÜNCELLEME: 28 Aralık 2022 / 13.39

 “Asıl mesele şu k, kaybettiğin şey kazandığının yanında sonsuz ölçüde küçük kalıyor.” Jostein Gaarder’

 Çağımız insanı serzenişçi kimliğiyle bolca söylenip durur: “İhtiyacım olmayan, benimle ilgili olmayan ne çok şey var bu hayatta,” diyerek isyan bayrağını elinde indirmiyor. Bu bizim durağanlığa gömüldüğümüzün göstergesidir. Sınırların katılığı ve sınırsızlıktaki inceliğin iç içe geçtiği bu çelişkide varlığımız çabucak tökezliyor. Bu realite adeta boynumuza boyunduruklar örüyor, ilerleyişimize kapanlar koyuyor.

Bazen muhteşem bir an gelir ve içimize dolar. Fazlaca heyecanlar duyarız. Yine de şüpheciliğimiz hışımla tavan yapar. O öldürür işte, su dokulu ve gökyüzü sabrını edinen inancı. Kendimize özgü bir isteğe, bir çiçeğe, bir yıldıza ve düşlerimizi saklayacak bir geceye benliğimizi savuramıyoruz. Böylece dışımızda olanla flörtleşirken içimizde olanı hissetmeyiz.

  Belki farkında değiliz, dönüşüme karşı aşırı muhafazacılığımız rutine binerken acılarımızı boğumlamakta. “Her şeyin değişimle meydana geldiğini durmadan gözle; evrenin doğasının en sevdiği şeyin var olanı değiştirmek ve ona benzer yeni şeyler yapmak olduğunu düşünmeye alış. Çünkü var olan her şey bir bakıma olacak olanın tohumdur,” der Marcus Aurelius. Buradan hareketle “değişmez insan,” anlayışını ret etmeliyiz. Değişmezlik tutumu, hayat yasalarının kesintiye uğradığı inancının katı anlayışıdır. Değişirken değişmeliyiz, evrensel değişime ivme katmalıyız. Bütünlüklü olmayan ve birbirinin uzamı olamayan her şey dağılmaya mahkûmdur.

Bir iskemle çekip, üstünde pinekleyip yaşamı tek başına seyretmek değildir kurtuluş. Yanlışa gömülüp uyumaya yeltenmekle bilimin, bilginin, akışın ya da hakiki düşüncenin olanaklarını budadığımızın farkında mıyız? Bir şeyi yanlış bilmektense, bilmemek belki bazen yeni bir edime evirilen aşamadır. Bize günlük ve anlık empoze edilen ön yargıların, beklentilerin, hırs ve tutkuların uyandırdığı sadece “kölelik rolünü” benimseme kurgusudur. Gözlemlemeyi, düşünmeyi, bilmeyi ve özgür bilinçle irtibatı kesme üzerine şekillendiriliyoruz. Bir taraftan ölüme karşı olma demagogluğuna soyunurken, başkasında ölümü olağan karşılamamız; bir tarafta acıyı günahkârlaştırırken, diğer taraftan cezalandırmayı alkışlamamızın çelişkisi tamamen buralardan beslenmiyor mu?

Çağımızın gereği, “ne idüğü belirsiz” yığınca bilgi bombardımanı altındayız; geniş bilgi süblimasyonu algılarımızı kuşatmış. Bu bilgi ağında insanlar tekliyor, denge kayb oluyor. Çok çabuk tezahüratçılık ve hemencecik paniğe kapılışımız bu deformasyon ağın marifetidir. Kendi kendini besleyecek, zihinsel sindirimi hızlandıracak, kalbin yollarını açacak, ruhu kasmayacak sadeliğe ve duruluğa varan bilgelik şelalesi bizim akışımıza yön vermeli.

İçimize yerleştirilmiş çevresel ahlakın kılık değiştirerek yaşamımıza uyarladığı kaosun bulamacında çırpınıp, boğuluruz. Geçmişe ait, statükoya ait, sömürgeci anlayışa ait, tekçi ve hâkimiyetçi elitizme ait tüm ön bilinç yüklemeleri “sudaki taşın sivri uçları keskinliğiyle” bilincimizin tahribini süreklileştirmekte. Böylece hapis edilmiş yerkürede kimliklerimizi zoraki idame etmekteyiz, mahkûm ediliyoruz her fırsatta, barış anlamsızlaştırılmış ve insan kendi özgürlüğüne yabancılaştırılmış. Algılarımız, algılama haznemiz, hümanist duyularımız, hisseden yanlarımız ve sanatçı bilincimiz varoluş özümüzden çoktan uzaklaştırıldı bile.

Düşünsenize her taraftan dengesizlik, ölçüsüzlük ve tutarsızlık dörtnala koşuyor. Bütün bunların tükettiği değerler yığınına ve yoksulluk, tüketme ve yıkımların etkisine rağmen; yeni kıyılara kayıkları hazırlamak ve yol aldırmak gerekecek. İnsani, daha romantik, büyülü, öz varlığa dayalı, barışçıl ve sevgi buharlarını tüttüren sınırları genişletmek lazım. Bu sonsuz sınırlar bizi çekiyor, küresel mutluluğa imtiyaz tanımak istiyor, yüzleşmenin havasını deviniyor. Onlarca kuşağın miras bıraktığı görsel, duyusal, bilinçsel ve duygusal enerji ile yenilenmiş bulvarlardan süzülecek akıntının ihtişamına kapılmalıyız. Yüreği, duyarlılığı ve ufukları parlak ışıklarla coşan parıltılı sahnelerimiz olmalı.

Ezici, çökmüş, içeriksiz, ruhsuz ve coşkudan mahrum kalmış zamanların aldatıcı perdelerini kaldırmalıyız. Hiç kimse kendine ait olmayan kalıplarda duramaz. İnsanın yeni zaferlere ihtiyacı var: Belki başkalarının çığlığını duyan, anlayan, hisseden; belki iyilik, biraz vicdan ve erdemleri kötülüğün karşısında şaha kaldıran yollara düşmeliyiz. Gelecek an, gelecek zaman ve yarın ki yaşam kaygıdan, sefaletten, eşitsizlik ve şiddetten arıtılmış olmalı.

Unutma! Başkalarıyla düşmanlaşarak ve ötekileri sürekli denetim altına alarak kendimize yararlı olamayız. Düşün yaratıcısı, en yüce yol, tek büyü vardır: O da sınırları yıkmaktır, kendiyle birlikte her şeyi özgürleştirmektir, sevgiyi yüceltip ve yeni ufuklara açılmaktır. Hermann Hese’nin dediği gibi:

“İnsanları cezbeden yüzlerce bulutun ardında çakıp duran o ‘bekliye’ inan.”

 

 

Yaralanılan Kaynaklar ve alıntılar:

*Öldürmeyeceksin (Hermenn Hesse)*Cennetin  Doğusu (John Steinbeck)

*Sofie’nin Dünyası (Jostein Gaarder) *Kendime Düşüncelerim (Marcus Aurelius)

Biraz İyilik Biraz Vicdan Biraz da Erdem!