Yeni Yaşam Yolu!

YAYINLAMA: 03 Nisan 2023 / 15.03 | GÜNCELLEME: 03 Nisan 2023 / 15.03

Hermann Hesse, "Ne fena! İyi ve güzel adına ne varsa bize yasaklamış, sanki acı çekmek için gelmişiz dünyaya..." Küçük sevinçlerimizi, içimizdeki hayati duygusallığı, hakikat ve iyiye tutkulu duran vicdanımızı ve hepimizi; bir manastıra, bir odaya, bir karanlığa kapatmak üzerine kurulmuş sanki döngü.

Doğduğumuz an itibariyle her birimize sürekli bir özel konum tarif edilir. Oysa bu özel konum diye tarif edilen yerde biz kendimizi parça parça kaybederiz.(sömürülürüz)
Sadece maddi ya da emek boyutuyla değil, fiziksel enerjimizi, zihinlerimizi, duyarlıklarımızı, hislerimizi, düş ve  hayal dünyamıza olan güveni ama neredeyse  fark etmeden bütün her şeyimizi bu özel konumdan dolayı paralarız. “Biz, biz olma” çabamızda feragat ettiğimizde, kendimizi tuhaflaştırmaya başlayanlara boyun eğmişizdir bile.

Her şeyin iki boyutlu, siyah beyaz ya da dümdüz yargılardan oluştuğu eğilimi bu toplumsal normlar ve bize yedirilen mantığın uzantısıdır. Bizim yolumuzu karmaşıklaştıran, çetinleştiren, ümide ket vuran ve de hiçleştiren bu organize planın geleneğidir. Bilme, karşılaştırma ve anlamayı öğrenmeden;  sözsüz, konuşmasız, duygudan kopuk ve kendin olmayan bir dünyaya razı gelmeye zorlanıyoruz.

Mevcut egemen sistem, hayatın her hücresinde göz gözü görmez bir süratle ve delirtecek tempoyla yaşamımızın ritmini belirliyor. Bu insanlık dışı tempoya ayak uydurduğumuzu, kesintisiz koşturduğumuzu, kontrolümüzü kaybettiğimizi, bu akışın içinde zihnimizin kaybolduğunu ve çaresizlikle başımızın döndüğünü fark etmeyiz bile. Bir de bakarız ki içimize birikmiş, kodlanmış, toplumsal değer olarak algımıza dikte edilmiş tüm oluşumlar hakiki gidişatta köstek olmaktadırlar. Oysa bizim keşf etmemiz gereken: "İnsancıl hayat enerjisinin dışa vurumu; dönüşgen devinim ve toplumsal etkileşim biçimlerinin kıvılcımlaşması; aktif ve toplumcu buluşmalardır.

Bazen zihinde tasarlayamadığımız ve sözlerle dile getiremediğimiz olanı, tarif edemediğimiz birçok şeyin mağduruyuz. Belki de Herman Hesse'nin dediği gibi; yaşamın kendisinde hata veya  suç benzeri şeyler hep saklıydı, yoksa ne diye biz sürekli temize çıkmaya çabalayalım...

Tükenmeyen sarsıntılar, dinmek bilmeyen belirsizlik, baş döndürücü tüketici virüs ve yıkılma ve de yıkıcılık halinin sürdürebilirliği; kriz ve kaoslar yaratmaktan başka bir sonuç üretmeyecektir. İnsanın gelişme uğruna değil, gelişmelerin insan ve eko tutarlılık uğruna olacağı, yeni uygarlık tarzlarını tahayyül etmek ve inşa için bir meydan okuma olmalı. Garip, paradoksal ve çelişkilerle dolu bir hayati aksanın gerçek yaşamı karşılama gerçeği olmadığına göre, hepimiz bir gün ciddi olarak yüzleşmeye zorlanacağız.

Bir eleştiriye ihtiyaç var, eleştirinin güncel ve dinamik olması gerekiyor. Eleştiri kişiselleştirmeyle sınırlı tutulmamalı; eleştiri sorunların üstesinden gelme kanallarını açmalı ve yeteneklerimizi, neşemizi, mizacımızı canlandırmalı. Sonuç itibariyle eleştirinin yeni bir senteze, yeni bir çözüme ve de yeni bir yaşam yoluna yöneltmesi gerekiyor.

Uyumlu, kolektif ve ortak beklentiler ilkesinde buluşma ve  bir biçimde kendini doğurabilme varken, neden insanların istençlerini sınırlıyor, huzur ve mutluluk çabalarını sorguluyoruz? Dünyayı daha kolaya evirmek, daha aktif ve aktivist enerjilerle dayanıklı hale getirmek hepimizin güvencesi değil mi?

Doğal ilerleme, çarpıtılmamış büyüme, hissi uyanışı ve yaşadığımızı anlamanın yolu ise; biz bireyler ve toplumsal dinamikler şeffaf ve akışkan biçimde değişimi arzulamalı ve değişikliklere açık olmalı; pozitif değerler adına hayatın damarları geniş tutulmalı.

"Amacımız iç içe geçmek, birbirimize dönüşmek değil. Birbirimizi tanımak, birbirimizi gerçekten nasılsak öyle görüp, buna saygı duyma, yani birimizin ötekinin karşıt ve bütünleyici parçası olduğunu bilmektir," diyor, Narziss Goldmund'a...

İçimizdeki öz saygınlığı uyandıran; hiçbir isteğin, üstenciliğin ve gücün karaltısını barındırmayan yaşam nede muhteşem olurdu. Sevimliliği, öz gücün sihrini, tabiatın sanatsal hazını ve hoşnutluğu alevlendirmeyen ve güneş gibi ya da gökyüzü gibi herkesi kucaklamayan her şey boştur.

Daha önce dediğimiz gibi:

Her şeyin iç içe geçtiği, her şey birbirinin aynısı olduğu, aşırı kalabalıklaşan ve her tarafından yağmalanan bu gezegende nasıl yaşayacağımıza karar vermemiz gerekiyor.
Sonuçta dayatılan bu yıkımları, kargaşayı ve  yağmayı göz ardı edip ya yok olacağız, ya da bunları durduracağız!

 

 

 

Yararlanılan Kaynak ve Alıntılamalar:

Narziss ve Goldmund (Hermann Hesse)

Kat Olan Her Şey Buharlaşır( Marshall Berman)

Hayatın Bilgeliği (Arthur Schopenhauer)

Yeni Yaşam Yolu!