“Öğretmeyle Öğrenmeye” Karşı Çıkış!

YAYINLAMA: 05 Haziran 2023 / 11.00 | GÜNCELLEME: 05 Haziran 2023 / 11.00

Tüm canlılar hayata kalabilmek, nesillerini sürdürmek, kendini tehlikelerden korumak ve ihtiyaçlarına nasıl ulaşacağına dair deneyim sahibi olmak için öğrenme ve korunma süreci yaşarlar. Deneyimli olan canlı, yavrusuna kendi deneyim, birikim ve öğrendiklerini aktararak onların hayatta kalma mücadelesine dair sorumluluk alır.

Bu aslında canlılar arasındaki doğal bir akış, kaçınılmaz bir seleksiyondur. Anne martı yavrularına uçmayı öğretirken, yazın hiç dinlenemeden yavrularına sürekli yiyecek taşıyan leylekler, bir yıl boyunca yavrularını eğiten çitayı hatırlayalım. Doğa bilimciler, daha fazla şeyler keşfettikçe; hayvanlar âlemindeki öğrenme süreçleri ve anne-baba-yavru hayvan arasındaki bağların neden zorunlu ve güçlendiğini öğreniyoruz.

Buradaki çıkarımlardan yola koyulursak her canlının kendini koruma, besleme ve varlığını güvenle sürdürebilmeye dair bir öğrenim sürecinden geçtikleri gerçeği ile karşılaşırız. “Eğitim şarttır” tespitinin öyle üstenci, akademik, dayatılan veya keyfiyete dayalı bir yaklaşım olmadığını diğer varlıklardaki öğrenme-öğreten durum gerçeği ile ispatı basitleşmekte.

“Eğitim şarttır” sözü öyle rüzgârla uçup önümüze düşmedi; doğanın kendi yapısındaki kendi kodlarıyla uygulanması zorunlu bir süreçtir. Aksi takdirde yok olup gideriz. Görüş ve bilgi, algı, deneyim transferinde (alış verişinde) olduğumuz bilge insanların dediği gibi; “eğitimsiz olmaz!” 

Doğuştan itibaren doğal eğitimlerden geçeriz; sonu gelmeyecek eğitimler sürecine tabiyiz. Deneyerek, görerek, gözlemleyerek, yanılarak ve yanıltarak, hayal kırıklıklarına uğrayarak, canımızı acıtarak veya duyumsayarak kendimize kattığımız her yeni edim eğitimdir aslında.

Uçurumdan düşmemeyi, yerdeki bir karıncaya veya kuşa basmamayı, dikenli bir yerden geçmemeyi, yağmurda ıslanmamayı, araç geçerken beklemeyi, başkasını anlamayı, birileri acı çektiğinde ona yoldaş olmayı bilmek kendiliğinden gerçekleşen eğitimlerdir.

Yalom'a göre, fikirler ve kuramlar hayat, insan ve doğa ile ilişkilendiğinde anlam ve değer kazanır. Bireyi yeniden doğurtan, dönüştüren ve kendi olmasını sağlayan ortam ve koşulların peşine düşmekten vazgeçemeyiz. Tam da burada, “mevcut okul  işlevi ve yapısı ile bireyleri hayata hazırlamak yeterli mi,” sorusuna yanıt aradığımızda realitede çoğunluğumuz olumsuz görüş bildirecektir. O halde okulları sistem yetersizliği ve eksikliği ile mi  değerlendirmek, ya da “okulun işlevi bu kadardır,” bunun dışına çıkamaz yargısı mı gerçekçi olur?

İnsana dair eğitim ile ilgili çok zıt, farklı, aykırılaşan, gri tonlu veya benzeşen görüşler geçmişten günümüze damgasını vurmakta. Okullu-okulsuz, kademeli, standart, periyodik, aynı tonajlı veya serbestlikçi, deneyimci ve “modelli eğitim” anlayışları sadece bunlardan bazıları.

Okul denince Sokrates-Platon'un Antik Yunan’ından başlayan eğitim modeli başlangıcını anımsarız. Bu yüzyılda bile bu eğitimin oluşum ve yapılanmasına; tartışmalar ile orada açığa çıkan bilgi, birikim, deneyim, fikirlere karşı büyük bir direncin de oluştuğunu bilmekteyiz. Modern dünya eğitim(okul) aracılığıyla; nasıl bireyler yetişeceğini, toplumsallığı, yaşamsal vizyonu, algı, hürriyet anlayışı, eşitlik değerleri ve kamusallığı ideolojik olarak şekillendiriyor olabilir mi? Eğitim denince esasta bu soruya odaklanmak gerekmiyor mu?

İvan Illich, “Okulsuz Toplum” adlı kitabında, “okullu modern toplumun bireyleri kendi yeteneklerine karşı yabancılaştırdığı ve böylece kişisel yaratıcılığın özgürce gelişmesine imkân vermediğini dile getirmektedir.” İllich, “okulsuz bir toplumda, kişilerin, kendilerine ait olanı yapmayı ve kendileri olmayı öğrenebileceklerini,” ileri sürülmüştür.

Bu eleştiriler, eğitimin modern dünyada aldığı biçim, işleyiş, yarattığı tüketici ve hantallaşmış değerleri üzerinden gerçekleşmektedir. Öğretmeyle öğrenmeye karşı çıkıştır bu; diploma, belge, seviye, sınav, eleme sistemi ile; akılcılık, gerçeklik ve varoluşçuluk yerine statü, kariyer veya hizmet yeterliliği öğütlenmesine tepkidir.

“Mevcut sistemdeki okullarda” öğrenciler mutlu değil; kendilerini güvende hissediyorlar mı bu şüpheli; okulu hayati bir alan olarak görmemektedirler, kendilerini gerçekleştirdikleri pek iddia edilemez, öz yeteneklerini ve kimliksel ontolojilerini sergileyememekteler. Normlar, kurallar, düzen ve tek tip müfredatla kontrolcü mekanizma nitelik ve düşleri sınırlamakta. Kendiliğinden bilgilenme, yargılama, anlama, sorgulama, üretkenlik zenginliği ise sınav, testmatik veya başarıcı beklentiyle çocukları haşat duruma sokmakta. Birinin başarısının diğerinin başarısızlığına mecbur kaldığı bir eğitim sistemi bu…

 Bir dost Pink Floyd’un (Another Brick In The Wal) eğitim ile ilgili videosunu izlemeyi tavsiye etmişti; izlerken ayrı bir gerçekle yüzleşme fırsatı ya da yeni tartışmalara kapı aralayan yeni bir ufukta buluyorsun kendini.

Bu sözlerinden bazıları şunlardır:

“Hiçbir eğitime ihtiyacımız yok, fikirlerimizin denetlenmesine ihtiyaç yok, sınıflarda aşağılanmaya son, öğretmenler çocukları rahat bırakın,” diye süre giden müzikal eleştiri ve beklenti; eğitim anlayışı ve eğitimin reel işlevine, hakiki etkiselliğine ve doğal dönüştürücü niteliğine olan beklentiyi özetlemektedir.

Nüfusu hızla çoğalan, göçler, yokluklar, biten kaynaklar; sınıfsal, ekonomik, kültürel ve sosyal farklılıklar seviyesinin tavan yaptığı dünyada; insanın öğrenmesini-eğitimini güncellemek ve gerçeğe uygun şekle büründürmek; akla, bilime, demokratik anlayışa ve insanlık birikimlerine dayanan; ekolojik, kamusal ve toplum çıkarcı ve de eşitlikçi bir eğitimi yapılandırmak hepimizin temel görevidir…

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Okulsuz Toplum (İvan İllich)

Güneşe Bakmak (Irvin D.Yalom)

Akademik MATBUAT- Dergi park Makale (Can Abdullah Günay)

Eğitim Sen yayınları

“Öğretmeyle Öğrenmeye” Karşı Çıkış!
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *