ORTAK DEĞERLERİMİZİ KİŞİSEL KARARLARINIZLA AŞINDIRMA YETKİSİNİ KİMDEN ALIYORSUNUZ?

YAYINLAMA: 16 Nisan 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 15 Nisan 2026 / 17.59

Gaziantep Büyükşehir Belediye Meclisi, geçtiğimiz gün, tüm CHP’li meclis üyelerinin ret kararına rağmen, AKP, MHP ve YRPli meclis üyelerinin kabul oyuyla Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e “Fahri Hemşerilik “ ünvanı vermek gibi büyük bir yanlışa imza attı.

“Fahri hemşerilik”, bir kentin sadece coğrafi sınırlarını değil, aynı zamanda değerler dünyasını da temsil eden sembolik ve çok değerli  bir ünvan. Bu ünvan, o şehre doğrudan bağlı olmasa bile, katkıları, duruşu veya temsil ettiği değerler sayesinde o kentin bir parçası haline gelmiş, halkın gönlünde taht kurmuş kişilere verildiğinde anlam kazanıyor. Fahri hemşerilik, yalnızca bir “onurlandırma” değil, aynı zamanda bir şehir kimliğinin kimlerle özdeşleştirildiğini gösteren güçlü bir mesaj, hele dalkavukluk aracı hiç değil. Bu ünvanın, halk nazarında itibarı tartışılan, değersiz olduğu düşünülen kişilere verilmesi, yalnızca bireysel bir tartışma yaratmakla kalmıyor; çok daha derin ve kalıcı toplumsal etkiler doğuruyor.

Her şeyden önce, eylemleri halkın çoğunluğu tarafından tenkit edilen, ortak değerlere zarar verdiği düşünülen, başarısızlıkları ayan beyan ortada olan, davranışları tartışılan insanların “Fahri Hemşerilik” gibi çok değerli bir paye ile onurlandırılmaya çalışılması toplumsal güveni zedeliyor. Kamu kurumlarının ya da yerel yönetimlerin verdiği unvanlar, toplumun ortak değer yargılarını yansıtması beklenen kararlar. Ancak bu kararlar, halkın genel kanaatiyle örtüşmediğinde, insanlar bu kurumların adil ve liyakate dayalı kararlar aldığına olan inancını kaybetmeye başlıyor. Sonuç olarak, sadece fahri hemşerilik unvanı değil, benzer tüm sembolik ödüller de anlamını yitirmeye başlıyor.

Bu tür yanlış uygulamalar liyakat ilkesini de aşındırıyor. Toplumlar, başarıyı ve katkıyı ödüllendiren mekanizmalarla ayakta durduğu için, gerçek katkı yerine popülerlik, siyasi yakınlık, dalkavukluk ya da kısa vadeli çıkarlar doğrultusunda verilen bu yanlış kararlar hem gerçekten emek veren bireylerin motivasyonunu düşürüyor hem de genç nesiller için yanlış rol modeller yaratıyor. Uzun vadede üretkenlik ve toplumsal gelişim de olumsuz etkileniyor.

Fahri hemşerilik gibi unvanlar, aslında bir şehrin neyi önemsediğini, hangi davranışları ödüllendirdiğini göstermeli. Bu ünvan, etik açıdan tartışmalı, topluma katkısı sınırlı ya da sadece belirli kesimlerce desteklenen kişilere verilince, ortak değerler etrafında birleşmek zorlaşıyor ve toplumsal kutuplaşma derinleşiyor. Değerler sistemimiz  bulanıklaşıyor.

Bu kararlar yüzünden toplumsal aidiyet duygusu da zayıflıyor. Biz Gaziantep’te yaşayan  insanlar, bu güzel ve onurlu şehrin bir parçası olduğumuzu  gururla hissetmek istiyoruz. Gazi şehrimizin en onurlu unvanlarından biri, asla benimsemediğimiz kişilere verildiğinde, bu güzel kentle kurduğumuz  duygusal bağı sorgulamaya başlıyoruz.

Bu hatalı kararların uzun vadeli kültürel etkilerini de göz ardı etmemek gerekiyor. Şehirler sadece fiziksel yapılarla değil, hafızalarıyla yaşıyor. Verilen her fahri hemşerilik unvanı, şehrimizin tarihine  bir not düşüyor. Bu notların içeriği zayıf veya tartışmalı olduğunda, gelecek kuşaklara aktarılan öyküler de anlamını yitiriyor.

Sonuç olarak, fahri hemşeriliğin halk nazarında değersiz görülen kişilere verilmesi, sadece bir “tercih hatası” değil; toplumsal güveni, liyakat anlayışını, değerler sistemini ve aidiyet duygusunu doğrudan etkileyen çok katmanlı bir sorun. Bu tür ünvanların verilmesinde şeffaflık, liyakat ve toplumsal mutabakat esas alınmalı.

Cumhuriyet tarihinin en başarısız Milli Eğitim bakanlarından biri olarak tarihimize geçen bir kişinin, tüm çağdaş normları göz ardı ederek eğitimde büyük yaralar açan kararları , ulu önder Atatürk ve ilkelerine olan duyarsızlığı hatta saygı yoksunluğu  artık  tartışılmayacak kadar göz önüne çıkmışken, bu insana fahri hemşerilik ünvanı verilmesi son derece isabetsiz ve keyfi bir tasarruftur. Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk’ün nüfus kaydını onurla kütüğünde taşıyan bu kente en büyük zulüm, Atatürk ilkeleriyle taban tabana zıt bir düşüncenin temsilcisi olan  bir kişiye şehrin fahri hemşerilik ünvanını vermektir.

Bu ülke kimsenin kişisel mülkü değil; kamu adına kullanılan her yetki, toplumdan alınmış bir emanet ve bunun sınırları var. Buna rağmen, bazı kararların bu sınırları zorladığını ve ortak değerleri hiçe saydığını görmek kabul edilemez. Yetkinin sorumlulukla kullanılması gerekirken, keyfî uygulamalarla karşı karşıya kalmak toplumsal güveni zedeliyor. Artık herkesin yetkisinin çerçevesini bilerek hareket etmesi, bu çizgiyi aşmaması gerekiyor; aksi halde toplumun bu gidişata karşı sesini daha güçlü şekilde yükseltmesi kaçınılmaz hale gelecek. Toplumsal barış da bu yanlış tasarruflardan çok yara alacak.

 

ORTAK DEĞERLERİMİZİ KİŞİSEL KARARLARINIZLA AŞINDIRMA YETKİSİNİ KİMDEN ALIYORSUNUZ?
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *