Sevincin Tarafına Dönelim

YAYINLAMA: 29 Nisan 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 28 Nisan 2026 / 14.49

Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi, her insanın özgür doğduğunu ifade eder. Fakat devamında, toplumun çıkarları doğrultusunda bireysel özgürlüklerden feragat edilir. Rousseau'ya göre insanlar, doğa durumundaki sınırsız ama güvensiz özgürlüklerini, toplumda ancak yasalarla korunan meşru bir özgürlüğe dönüştürebilirler.

Belki de Rousseau, her bireyin kendi haklarını topluluğa devrederek herkesin eşit olduğu bir yapının kurulmadığına da tanık oldu. Ama o, ilkesel olarak yanılmadığını şu sözlerle ifade etti: “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur.”

O hâlde şöyle denilebilir: Her şey öngörülemeyebilir; en iyimser tabloda dahi tehlike söz konusu olabilir, otorite biçimlenebilir. Yani insan, haklarını devrettikçe zayıflıyor; kendi güvenliğini ve layık olduğu yeterli hayatı engellemiş oluyor. Çünkü zayıf olmak (irade kaybı) tabiata uygun değildir.

Binbir yere bağlamaya çalışırken, bizi kuran her temel dayanak elimizden kaçıyor ve kendi başımıza kalıyoruz. Doğal dengemizi ise yeniden bulamıyoruz. Çünkü en az iki-üç bin yıllık yargılar, bizi kayıtsızlığa köle ediyor. Sonra uğradığımız tahribata ses edemez hâle geliyoruz.

Kötülük, olumsuzluk, saçmalıklar, acı, üzüntü ve öfke rastlantıdan ibaret değil. Bunun da dayandığı esaslar, kuşaktan kuşağa günümüze akıyor. Öte yandan direnç, tepki, hak arayışı ve kötülüğe karşı bağıran zihinler ise hayatın iskeletini tutuyor.

Elbette zayıflıklarımız da var, yıkımlarımız da. Bunu bilmemize rağmen hangimiz acılara hazırlanmış cesur bir ruha sahibiz ki? Bu yüzden yeryüzünde kurulan ve kendi doğallığıyla beklemekte olan tuzakların hepsine düşebiliriz.

Diğer taraftan, karşımıza çıkan bir sürü pusuyu görüp dışarıdan gelen tehlikeye karşı tepki vermemek, umutsuzluk tuzaklarının hepsine düşürüyor. Kendinde eksiklik ve suçtan başka bir şey bulamayan ya da kendini izole etme kaygısıyla kendi gibi olmayana sürekli çöken bireyler, dünyalıların mutsuz ve üzgün talihini kurguluyor.

Sonra ise hayal kırıklıklarımız devreye giriyor ve bizi dibe çekiyor. Bu durumda “kaybeden de kazanan da” yok.

Verimsiz kısır döngü içindeki bencillik ve bireysellik, gereğinden fazla başımıza bela oluyor; ilişkilerimizin hedefini ve duygusal soğukkanlılığımızı suiistimal ediyor.

Velhasıl, her tür etik kaygıdan ve bütünsel beklentiden feragat etmiş, itaatkâr öğretiye haz duyan kitleler, bir şekilde egemenin biçtiği role giriyor.

Bu durumda iyi yaşam hakkının birçok altyapısını çürüten depresif zihniyete karşı direnci kalabalık tutmak gerekiyor. Geleneksel önyargıların sultasını kırmadan ve kök salmış işgalci etkileri zararlı bir yük olarak görmeden; dingin, zengin ve herkese yeten bir yaşamın insanlıkla bağını kuramayız.

Kısacası el birliğiyle yaratıcı ve yaşatıcı eğilimleri bir tekneye doldurup derin sularda boğduk. Kıyılarımız neredeyse barbar kalıntılarla doluştu. Belki daha iyi yaşarız diye dertlenenlerimiz azalıyor. “Ya kurulu düzen kötüyse?” diye kendimize sormuyoruz.

Mesela barış içinde, bolluk içinde, hatta sevgi ile donanmış bir yaşamı savunmak neden bu denli anlamsız, küçümseyici ve itici geliyor? Bu gaspın insanlık ve gezegenimiz için yıkıcı olduğunu unutmamak gerekir.

Günün birinde elbette tüm dünya, eşitlik, özgürlük ve adalet ekseninde birleşecektir. Herkes için geçerli olan büyük iyiliğin nelerden ibaret olduğunu ve bu olmadan her şeyin eksileceğini tüm insanlık er ya da geç görecektir.

Ancak bugün gördüğümüz acıyı, duyduğumuz hüznü örtbas etmeyelim. Hayat ileriye ertelenmez. Ümidin baharına sarılalım, sevincin doğacağı tarafa dönelim.

Yeryüzünde sabitlenmiş bir mutluluk veya huzur yoktur. Sorumluluk almadan ve sahip çıkmadan hiçbir doğru yerinde kalmaz.

Rousseau; “Evet, kendime bırakıldım ve kendi özümle besleniyorum; ama tükenmiyor ve bana yetiyor,” derken, bize aktardığı mesaj belki de güne ve yaşama çöken güce karşı bir direnişe işarettir.

Çünkü kendimiz de değişiriz; bugün istediğimizi yarın istemeyebiliriz. Hatta “bugün sevdiğimizden yarın seveceğimize emin olamayız.”

Unutmayalım, insanların suratındaki kızgınlık ve öfkeye karşın doğa bize gülüyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar ve Alıntılar:

Toplum Sözleşmesi – Jean J.Roussea

Yalnız Gezerin Düşlemeleri - Jean J.Roussea

Sevincin Tarafına Dönelim
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *