Belki de “Sıyrılıp Gelmektedir Seher”

YAYINLAMA: 14 Temmuz 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 13 Temmuz 2026 / 17.37

Her şeyin bir nedeni vardır. Talihimiz de talihsizliğimiz de çoğu zaman kendi sebeplerini içinde taşır. “Zamana ve hayata sürekli ne veriyorsak, boşluk da onunla dolar.”

Evrenin her parçasıyla kurduğumuz ilişkinin niteliği, hakikate ne kadar yaklaşabileceğimizi belirler. Çünkü insan, yalnızca yaşadığı dünyayı değil; baktığı, dokunduğu ve anlamlandırdığı dünyayı da inşa eder.

Peki öyleyse neden ihtiras, sömürü ve şiddet hâlâ yüreklerimizi ve aklımızı kuşatabiliyor? Eğer sorun hep başkalarındaysa, kötülük nasıl oluyor da her dönemde yeniden hayat buluyor?

Belki de uzun zamandır bütün kötülüklerin başkalarına ait olduğuna inandırıldık. Kötü olanın hep dışımızda olduğunu, musibetlerin yalnızca başkalarının kapısını çalacağını düşündük. Kendimizi bu ihtimalin dışında tutarken, sadece nefes almanın bile büyük bir nimet olduğuna razı edilerek hayatın derinliğini sorgulamaktan uzaklaştık. Böylece bir aşağı bir yukarı savrulmayı kabullendik.

Oysa insan bazen en büyük yanılgısını, hayatı derinlemesine kavradığını sandığı anda yaşar. Yıkıcı tutkularla kendi umudunu, kendi yüceliğini parçalayabilir. Duyar ama görmez; bilir ama sorgulamaz. Çünkü duyguların özgürleşmesi çoğu zaman bizi korkutur. Bu yüzden sıradanlığın ardına saklanmayı güvenli bir liman sayarız.

Kuşku duymadığımız her fikir, kendimizi bulma yolunda bizi yüzlerce yıl geriye götürebilir.

Hiç kuşkusuz, insanın bütünlüklü bir olgunluğa ulaşması için bir ömür bile yetmeyebilir. Hayat her zaman berrak bir göğün ve parlak yıldızların altında akmaz. Ama sorgulayan insan, gerçekliğin dönüştürücü gücünü de keşfeder. Çünkü karanlıkta kalan her düşünce, eninde sonunda ışığa ihtiyaç duyar.

Asıl soru şudur: Beklerken, susarken ve acımasızlığa sessizce ortak olurken kendimizden ne kadar uzaklaştığımızın farkında mıyız? Ufkumuzu, kalbimizi ve duygularımızı genel geçer kabullere teslim ettikçe yanlışı doğru sanmamız kaçınılmazdır.

Belki de en çok dokunmayı unuttuk. Kendimize dokunmayı, birbirimize dokunmayı erteledikçe iyileşmeyi de erteledik. Geleneksel normları kimi zaman kalbimize vurulmuş bir kelepçeye dönüştürdük. Böyle olunca ne başkasına yaklaşabiliyor ne de bize uzanan ellere güvenebiliyoruz.

Oysa içimizde bekleyen sıcaklıklar yerini bulamadığında öfkeye dönüşüyor. Duygular ifade edilemeyince yaralar derinleşiyor. Sırılsıklam olmuş ruhumuz, her yeni yaraya eski acıları da ekleyerek hikâyemizi ağırlaştırıyor.

Yine de insan, bütün geriye düşüşlere rağmen yol aramaktan vazgeçmiyor. Sevginin nefesini boğabileceğini sananlar, tarih boyunca yanıldılar. Çünkü, birbirine karışan insanların omuzlarında büyüyen hayat durdurulamaz.

İçinde doğduğumuz dünyanın doğasına kulak verdiğimizde özgürlüğü hissederiz. Ama insanların ürettiği katı dogmalara teslim olduğumuzda hayata yetim bir çocuk gibi bakmaya başlarız. İşte asıl kopuş da burada yaşanır.

Hayatın diyalektik düzenini inkâr ettiğimizde yalnızca gerçeği değil; sevinci, umudu ve mutluluğu da boğmuş oluruz. Sonra da mutsuzluğu kaçınılmaz kaderimiz sanırız. Oysa öfkeyi yücelten toplumlarda mutluluğun çoğalmasını beklemek çocuksu bir hayalden başkası değildir.

Sevmeyi bilmiyoruz değil; belki de sevmekten çekiniyoruz. Sevinmenin, sevindirmenin ve sevilmenin zayıflık sayıldığı her coğrafyada gönüllerimizi kendi isteğimizle kapatıyoruz. Oysa sevmeyen bir insan gerçekten sevinebilir mi, başkasına sevinç verebilir mi? İnsan kendi doğasına karşı geldikçe ıstıraba boyun eğiyor.

İçimizde susan şarkının ne zaman yeniden başlayacağını bilmiyoruz. Ama o şarkıyı duyacakmış gibi yaşamaya hazırlanabiliriz.

Belki de tam da bu yüzden, Ahmet Telli'nin dizeleri bugün de içimize umut bırakmaya devam ediyor:

Belli ki dağların, denizlerin

ve göllerin üzerinden

sıyrılıp gelmektedir seher.

Belli ki yakındır doğayı

ve hayatı sarsacak saat.”

 

 

Yararlanılan Kaynaklar ve Alıntılamalar:

Kemal Varol-Onu Sevdiğim Zamanlar

Nietzsche-Ecco Homo

Ahmet Telli-Kalbim Unut Bu Şiiri

Belki de “Sıyrılıp Gelmektedir Seher”
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *