VATANDAŞ AHMET EFENDİ

YAYINLAMA: 19 Ekim 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 18 Ekim 2026 / 14.34

Bu gün çok sevdiğim ve de çok saydığım bir iki gazeteciyi anmak istedim. 4 Kasım 1982’de kaybettik ilkini, kendisini tanımaktan gurur duymaktayım.

Üniversite yıllarımda bizlere konferans vermeleri için davet ettiğim birkaç özel kişiden biri idi. Evimize her gün Cumhuriyet gazetesi alınır, birkaç yazarın yazılarına bayılırdım. Bir önemli isimdi benim için,  İlhan Selçuk. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde ‘Cumhuriyet ve Kazanımlar’ başlığında bir konferans vermesi için, İstanbul’a gidip davet edecektim, İlhan Selçuk’u.  

Daha evvelde Alarko firmasının ortaklarından rahmetli Üzeyir Garih’i ‘Genç Nesil ve Beklentiler’ konulu bir konuşma, hatta Rahmetli İsmet İnönü’yü 10 Kasım’da, “Tanıdığım Mustafa Kemal Atatürk” konulu bir konferans vermeye davet etmiştim. Bir de Rasim Adasal ‘Sağlıklı Genç Nesil Yetiştirmek’ konusunda bir konferans vermek için davetimizi kırmamış gelmişti. Birçok cümlesini bugün gibi hatırlamaktayım.

Taksim’de otobüsten inip, Beyazıt dolmuşuna bindim. Yanıma da tonton mu tonton gözlüklü, kravatı itina ile bağlanmış bir beyefendi oturdu. Dolmuş hareket edince şoföre para uzattı. ‘Cağaloğlu’nda ineceğim’ dedi. Ben de ücreti uzattım şoföre ve ‘Cağaloğlu’nda ineceğim’ dedim. O bana baktı ben de ona baktım.  

Dolmuş Bab-ı Ali caddesinin kavşağına gelince ‘Burada inebilir miyim?’ diye şoföre sordum. Dolmuş kavşakta durdu. Yanımdaki yaşlı beyefendi ve ben indik. Cumhuriyet gazetesi biraz ileride, eski Düyun-u Umumiye’yi geçtikten sonra yolun solunda idi. Osmanlı Devleti’nin dış borçlarını ödemede sıkıntı çektiği dönemlerde, alacaklı ülkeler, kendi payları için Osmanlı Devleti’nin toplayamadığı vergileri toplayıp, kendi alacaklarını tenzil ettikten sonra, Osmanlı Devleti’ne kalanı aktardığı bir kurum olarak çalışmış senelerce. Bina 1897 yılında ünlü mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanmış, günümüzde İstanbul Erkek Lisesi olarak hizmet vermeye devam etmekte bu yaşlı fakat heybetli bina.

Cumhuriyet gazetesi de yolun biraz ilerisinde Türk Ocağı bölgesinde idi. Yolda yürürken yanımdaki yaşlı beyefendi ile hiç konuşmadım, ancak Cumhuriyet gazetesinin kapısına geldiğimiz her ikimizde kapıya yönelince, bana baktı ‘Sende mi buraya geliyordun delikanlı?’ dedi. Hemen cevap verdim, ‘Evet, İlhan Selçuk beyi Ankara da bir konferansa davet için geldim’. Kapıdaki bir kişi beraber geldiğim beyefendiye ‘Günaydın Burhan bey’ deyince anlamıştım. Beraber hiç konuşmadan yürüdüğüm beyefendi Burhan Felek’ti. Kendisinden özür diledikten sonra ‘Ben sizin Pazar günleri yayınlanan “VATANDAŞ AHMET EFENDİ” başlıklı yazılarınızı hiç kaçırmamaktayım. Kaleminize sağlık’ dedim.

Daha sonra İlhan Selçuk beyin yanına çıkıp, davetimi ilettim. Çok sevindi. Böyle bir konuda konuşmayı çok istediğini hem de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde olmasından da mutluluk duyacağını belirtmişti. Okul hakkında bazı soruları vardı İlhan beyin, onlara cevap verdim. Binanın çatısında çalışanlara yemek verildiğini söyledi rahmetli İlhan Selçuk, eşlik etmemi istedi. İtiraz etmedim. Başka yazarları da tanıma fırsatım olacaktı. Yemekten sonra kendisinden müsaade isteyip binadan ayrıldım.

Bilmem hatırlar mısınız, Burhan Felek, bir başka adı ile ŞEYHÜ’L MUHARRİRÎN ünvanlı değerli yazar, hukukçu, spor yazarı değerli bir şahsiyetti Burhan Felek, gazetede Pazar köşesi vardı. Pazar günleri yayınlanan VATANDAŞ AHMET EFENDİ başlıklı yazısında güncel konuları işler, olumsuz konuları ise mahalle kahvesinde Konsolos Korkut Bey, Eczacı Muammer Bey ve bakkal Hamdi beyler ile tartışırlardı.

Kahveci Bekir, kahvede konuşulanları hiç dinlemez, memleket meselelerine hiç karışmazdı. Vatandaş Ahmet Efendi ise ülke meselelerini dile getirir, Eczacı Muammer Bey ve Konsolos Korkut Bey fikirlerini beyan ederler, konu akşamın geç vaktine kadar tartışılır, Vatandaş Ahmet efendi ‘Sadberk hanım beni merak eder’ diyerek eşini mazeret gösterip, masadan kalkardı.

Bugün yaşamış olsa idi Değerli Burhan Felek, Pazar günleri yayınlanan ‘Vatandaş Ahmet Efendi’ başlıklı yazısında mutlaka FON vurgununu işler, halkın parasının nasıl kandırılarak buhar haline getirilip, okyanustaki bazı adalara nasıl uçurulduğunu mutlaka yazardı. Hatta konunun bir ucunun nerelere dayanmış olabileceği ihtimali ile toplumla paylaşılmayan isimlerin, kim tarafından korunmak istendiğini bile yazardı korkusuz gazeteci Şeyhü’l Muharririn Burhan Felek diye bir sözüm geldi söyledim, hem nalına hem mıhına.

 

VATANDAŞ AHMET EFENDİ
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *