NAFAKA REFORMUNDA HÂKİMİN TAKDİR YETKİSİ NE KADAR OLMALI?
Öncelikle devamlı duymaya başladığımız nafaka reformunun nereden çıktığını anlayabilmek için Anayasa Mahkemesinin 4 Haziran 2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararına bakmamız gerekir. İlgili karar ile Türk Medeni Kanununun 175’nci maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresi Anayasaya aykırı bulanarak iptal edildi. Karar, 30 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazetede yayımlandı. İptal hükmünün yürürlüğü, yayım tarihinden itibaren dokuz ay sonrasına bırakıldı.
Mahkemenin yaklaşımında dikkat çekici olan husus, nafakanın mutlaka belirli bir süreyle sınırlandırılması gerektiğini söylemekten ziyade, sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin dikkate alınmasına ve bunun öngörülebilir ölçütlerle düzenlenmesine ihtiyaç bulunduğunu vurgulamasıdır. Kararda evliliğin süresi, nafaka alacaklısının yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılama kapasitesi gibi unsurların değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca bazı olaylarda nafakanın yaşam boyu devam etmesini gerektirebilecek koşulların da kanunda açıkça gösterilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Burada önemli bir ayrım vardır: Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, 28 Ekim 2026 itibarıyla henüz yürürlüğe girmemiştir. Bununla birlikte kararın ortaya koyduğu ölçütler, yapılacak yasal düzenlemenin nasıl şekillendirilmesi gerektiği konusunda önemli bir anayasal çerçeve sunmaktadır.
Hukuk düzenindeki adaletin sağlanması, herkese aynı sonucu vermekle değil benzer durumda olanlara benzer, farklı durumda olanlara ise haklı nedenlerle farklı sonuçlar verebilmekle mümkündür. Nafaka reformunun başarısı da hâkimin takdir yetkisinin kaldırılmasında değil hukuki ölçütlerle sınırlandırılmasında yatmaktadır.
Nafaka tartışmalarının çoğunluğunda, nafaka ne kadar süre ödenmeli, hangi eş nafaka alabilmeli, nafaka ne kadar olmalı soruları yanıtlanmaya çalışılmaktadır. Bu sorulara yapılacak nafaka reformu çerçevesinde, nafakanın süresini belirlerken hâkim hangi ölçütlerle bağlı olması gerektiği de eklenmiştir. Çünkü aynı süre evli kalmış, benzer ekonomik koşullara sahip iki kişinin nafaka uyuşmazlığında birbirinden bütünüyle farklı sonuçlarla karşılaşması, yalnızca tarafların ekonomik durumunu değil yargıya duyulan güveni de etkileyebilir. Buna karşılık her boşanma davasına aynı süreyi uygulamak, tarafların gerçek yaşam koşullarını gözardı eden başka bir adaletsizlik doğurabilir.
Takdir yetkisi, keyfilik anlamına gelmez
Hâkimin takdir yetkisi, hukuk sistemimizin vazgeçilmez araçlarından biridir. Kanunkoyucu her ihtimali önceden düzenleyemez. Hayatın çeşitliliği, her somut olayda farklı özelliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Bu noktada hâkimin takdir yetkisi devreye girer. Ancak takdir yetkisi, hâkimin kişisel kanaatine göre sonuç belirlemesi anlamına da gelmez. Bu yetki, kanuna, hakkaniyete, eşitlik ilkesine ve kararın gerekçelendirilmesi yükümlülüğüne bağlı olarak kullanılmalıdır.
Nafaka uyuşmazlıklarında da yalnızca evlilik süresine bakılarak sonuca ulaşılması yeterli olmayabilir. Uzun süreli bir evlilikte ekonomik bağımsızlığını hiç kazanamamış, sağlık sorunları nedeniyle çalışamayan veya yıllarca çocukların bakımını üstlendiği için mesleki yaşamından uzak kalan bir eşin durumu ile kısa süreli bir evlilikten sonra çalışma ve gelir elde etme imkânı bulunan bir eşin durumu aynı değildir. Bununla birlikte yaş, sağlık durumu veya çocuk bakım yükümlülüğü de tek başına doğrudan bir sonuca yol açmamalıdır. Önemli olan bu unsurların kişinin gerçek ekonomik koşullarıyla birlikte değerlendirilmesidir. Dolayısıyla hâkimin takdir yetkisi, yalnızca nafakanın kaç yıl süreceğini belirleyen bir hesaplama aracına indirgenmemelidir. Bu yetki, kanunî sınırlar içerisinde kişisel koşulların hukuken anlamlı biçimde değerlendirilmesini sağlamalıdır.
Kanunlaştırma çalışmalarında kriterlerin belirli, istisnaların açık olması gerekir
Nafaka reformunda kanunkoyucunun, hâkimin değerlendirme alanını aşırı geniş bırakarak benzer olaylarda öngörülemeyen sonuçlara yol açmasının önüne geçmesi gerekmektedir. Ayrıca nafakanın süresini belirlemede dikkate alınacak temel ölçütler belirlenmelidir. Evliliğin süresi, tarafların yaşı, sağlık durumu, eğitim düzeyi, mesleki geçmişi, gelir ve mal varlığı, çalışma olanağı ve ekonomik bağımsızlık kazanma kapasitesi bu değerlendirmede yer alabilir. İstisnai durumların da kanunda açık bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Örneğin, kalıcı sağlık sorunları nedeniyle çalışma olanağı bulunmayan veya uzun süreli bakım yükümlülüğü sebebiyle ekonomik bağımsızlık kazanması gerçekçi biçimde beklenemeyen kişinin durumu, sırf genel bir süre sınırına dayanılarak değerlendirme dışı bırakılmamalıdır.
Tüm bunların yanında hâkimin kararını hangi olgulara dayandırdığını açıklaması zorunlu olmalıdır. Nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılması da istisnai olarak daha uzun süre devam ettirilmesi de somut gerekçelere dayanmalıdır. Böylece takdir yetkisi korunurken keyfî kararların önüne geçilmesi mümkün olabilecektir.
