Her Kötü Hikâye Değişmek Zorunda

YAYINLAMA: 04 Kasım 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 03 Kasım 2026 / 14.23

Tarafsız bir şekilde gözlem yapmak, somut ilkelere dayanarak tartışmak her geçen gün zorlaşıyor. Bu nedenle insanlar, az bildikleri meselelerin sularında sürükleniyor.

İnsan, kendisiyle yeni çatışmalar yaşıyor. Sosyal, kültürel, politik, duygusal ve zihinsel... Bilerek ya da bilmeyerek, insanın hayatla olan bağlarını zayıflatan çemberlerde dolanmayı bir nimet gibi görüyoruz.

Kolektif yaşamın, toplumsal dizilişin ve ortak akıl çerçevesinde bulunmanın kattığı güveni ve huzuru göz ardı ediyoruz.

Yeryüzünün en büyük planları şekillenirken dışlanıyoruz. Bizimle ilgili görünen ama bize katkısı olmayan hikâyeleri sahipleniyoruz. Birilerinin hesaplarının parçası olmaktan yakamızı kurtaramıyor, güçlülerin çarkına malzeme taşımak dışında bir işlevimiz kalmıyor.

Modern dünyada sessiz, çaresiz ve sert dayatmaların ezdiği bir oyuncu hâline getirildiğimizin farkında mıyız? Kendi içinden doğan ilişkiler yerine, iktidarların ihtiyaçları tüm ilişkilerin seyrini ve yapısını belirliyor.

Böylece dayatılan türlü türlü gizli baskılar zihnimizi büküyor. Düşünsel abluka dört yanımızı sarıyor.

Farkında değiliz galiba, yeryüzünün büyük çoğunluğu güçlü etkiler altında. Bir zümrenin diğeriyle kurduğu ilişkide mutlak egemenlik kuruluyor. Farklı yüzlerdeki bu ilişkiler, hep acı verici, pişmanlık dolu ve karmaşık özneleri konumlandırıyor.

Böylelikle güçlü-güçsüz ayrımı, kendimizden uzaklaşmamıza ve birbirimize yabancılaşmamıza alan açıyor. Oysa evrende kendi doğasıyla var olan ve sorgulayabilen bir ruh, ancak sıradanlığı aşabilir.

İnsanın bu denli kayboluşu hak ettiği bir son olmamalı. Elbette insan bir şekilde mağlup da olur. Yaşadığı duygular bazen coşkuyla, bazen hüzünle, bazen de hayal kırıklıklarıyla çoğalır.

Elbette yüzümüzde beliren mutsuzluk hissi, tragedyalar, uyumsuzluk ve ezilmişlik de hayatımızın kuruluş hikâyesinin bir parçasıdır. Tıpkı sevinç, coşku, mutluluk ve özgürlük hissi gibi.

Yine de umutsuz sınırları yıkıp çıkış yolunu arzulamanın, insanın ürettiği bir direniş olduğu hatırlanmalı. En koyu, en üzücü, hatta en yıkık anlarda bile en büyük sorumluluk, ışığın sızacağı kapıya yönelmektir.

Ayrıca çıkış yolu olmayan ve kendine ait hikâyesi bulunmayan bir hayatı kim yaşamak ister ki?

En küçük anlarda bile var olma hissi, en çok istediğimiz şeydir. Onun için en derinlerdeki küçük çaplı kurtuluş umutlarını yazmayı ve dinlemeyi seviyoruz. Çünkü her birey, önemli bir hikâyenin öznesi olması gerektiğini sık sık içinden geçirir.

Duyarlı insan, zihnine ve bedeninin her yanına yayılan acıyı, yorgunluğu ve haksızlığı mutlaka hisseder; bunları tepkiye dönüşünceye kadar içinde bekletir. Ve duyarlı insan, ümidini kırbaçlayan etkilere sessiz kalamaz.

Ruhumuzdaki ve düşüncelerimizdeki sıkıntıların kaynağını sorgulamadıkça tahakküm bitmiyor. Daha büyük sorun ise sistemin ürettiği yoksunluk görülmediğinde, yükümüzü ve duygularımızı paylaşacak birilerinin giderek azalmasıdır.

Bağımsızlaşma ve özgürleşme, eşitlik ve adaletle yan yana büyümeli. Böylelikle samimiyet güçlenir, birbirimize olan sevgimiz ve zihnimizdeki aydınlık canlanır.

Mutlu edebilmek ve mutlu olabilmek, mutsuzluğun kaynaklarıyla mücadele etmekle mümkündür. İnsan, yanlışlarından kurtuldukça mutlu olabilir.

Sürekli mutlu olmayı kim istemez ki?

Yıldızlarla daha çok göz göze gelmeyi ve göz kamaştıran mehtabı dokularında duyumsamayı kim görmezden gelebilir ki?

Farkında değiliz ama kalbimizi de sessize almışız.

Duymak istediğimiz ve eksik kalan o kadar güzel söz var ki! Onun için var gücümüzle bilimin, felsefenin, sanatın ve aşkın taştığı hikâyeler de kurmalıyız.

Dayanışma kurabileceğimiz dünyanın her yerindeki insanlarla sesimizi birleştirmeliyiz.

Her kötü hikâye, daha iyi bir hikâyeyle değişmek zorundadır.

Hikâyemiz özgürlük ve barış dolusu, onarıcı ve yumuşakça yeşeren sevdalara boy atmalı.

Her Kötü Hikâye Değişmek Zorunda
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *