2001-2004 yılları arasında aile içi şiddete maruz kalanların ölüm oranı yüzde 65 arttı
Eğitim Sen, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle Pazar günü Öğretmenevi toplantı salonunda bir panel düzenledi. Dünyada 15-44 yaş grubundaki kadınlarda şiddet nedeniyle ölüm oranının, sağlık sorunları, kanser, sıtma, trafik yüzünden olan ölümlerin toplamından daha çok olduğu vurgulanırken, ülkemizde kadına yönelik şiddetin azalmayıp arttığı belirtildi.
Şiddet, kadını kanserden daha çok ve hızlı öldürüyor
Şerife İzgü, şiddete maruz kalmış kadınların haklarını hukuki alanlarda nasıl aramaları gerektiğini anlatırken, Handan Çağlayan ise dünyada ve ülkemizde kadına yönelik şiddetle ilgili yapılan çalışmalar ve araştırmalar hakkında açıklama yaptı.
Kadına yönelik şiddet bütün toplumu etkiler
Kadına yönelik şiddetin etkilerinin aile ve toplum çapında yansıma bulacağını ve kadına yönelik şiddet toplumu ekonomik, siyasi ve kültürel anlam da fakirleştireceğini söyleyen Çağlayan, kadına yönelik şiddetin bireysel değil toplumsal olduğunu söyledi. "Dünyada 15-44 yaş grubundaki kadınlar da şiddet nedeniyle ölüm oranı, sağlık sorunları, kanser, sıtma, trafik yüzünden olan ölümlerin toplamından daha çok" diyen Çağlayan, ülkemizde kadına yönelik şiddetin azalmayıp arttığını dile getirdi.
Aile içi şiddetten dolayı ölüm oranı yüzde 65 arttı
Ülkemizde kadınların yüzde 88.2'si şiddet gördükleri ortamda yaşadığını ve kadınların çoğunun eşi tarafından dövülmesini kendince haklı bir nedene dayandırdığını açıklayan Çağlayan, "Ülkemizdeki kadınların, yüzde 68'i dayak yiyor. Evli kadınların yüzde 34'ü eşleri tarafından şiddet görüyor. Ülkem izdeki kadınların yarısı, kadının esi tarafından dövülmesinin bazı durumlarda hoş görülebileceğini düşünüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2001-2004 yıllan arasında aile- içi şiddete maruz kalanların ölüm oranı yüzde 65 arttı. Töre ve namus cinayetleri ile kadın ve çocuklara yönelik şiddeti araştıran Meclis Komisyonuna jandarma tarafından sunulan rapora göre, son 5 yılda kadın ve çocuklan hedef alan şiddet sonucu bin 230 kişi hayatını kaybetti" dedi.
Dini-dili ne olursa olsun kadınlar şiddet görüyor
Savaşların en çok kadınlara zarar verdiğini ve barış mücadelesine en fazla kadınların ihtiyacı olduğunu hatırlatan Çağlayan, kadına yönelik şiddetin temelinde erkek egemen toplum olmanın önemli rol oynadığını belirtirken, "Kadına yönelik şiddetin temeline, kadınların yaşamın tüm alanlarında erkeklerle eşit olduğunu reddeden cinsiyet ayrımcılığı yatmaktadır. Etnik kökeni, sınıfsal kon umu, mezhebi ya da dini ne olursa olsun bütün kadınlar şiddete maruz kalmaktadırlar. Bununla birlikte kadınların maruz kaldıkları şiddet sınıfsal konumlarından, etnik ya da mezhepsel kökenlerinden dolayı daha da çeşitlenip derinleşebilmektedir" dedi.
Kadınların yüzde 70'i erkek yakınları tarafından öldürülüyor
Ülkemizde olduğu gibi dünyada da kadınların yoğun şekilde şiddete maruz kaldığını açıklayan Çağlayan, "Her yıl çoğu Asya'da olmak üzere yaklaşık 60 milyon kadın, doğan çocuğu öldürme, kürtaj, kasıtlı kötü beslenme veya sağlık hizmetlerine ulaşamamaktan dolayı ölüyor. Çoğunluğu Afrika’da olmak üzere 130 milyon kız çocuğu ve kadın sünnet ediliyor ve tahminen 2 milyon kız çocuğu da tahminen böyle bir risk altında. Bosna'da Balkan Savaşı sırasında, 20-50 bin arasında kadın ve kız çocuğu ve Ruana'da 1 yılda 15 binden fazla kadın ve kız çocuğu tecavüze uğruyor. Her üç kadından biri yani dünyadaki üç milyarlık kadın nüfusunun bir milyarı hayatı boyunca genellikle kendi alile bireyleri tarafından dövülüyor, cinsel ilişkiye zorlanıyor ya da başka tacizlere uğruyor. Kadınlar zengin ya da yoksul her ülkede, din, etnik köken ve sosyal sınıf tanımayan aile içi şiddete maruz kalıyor. Cinayet kurbanı kadınların yüzde 70'ten fazlası, erkek partnerleri tarafından öldürülüyor. ABD'de her 15 saniyede bir kadın kocası ya da sevgilisinden dayak yiyor. Her 90 saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Dünyada sadece 51 ülkede evlilik için tecavüz suç sayılıyor. Halen 78 ülkede aile içi şiddete karşı yasa bulunmuyor" şeklinde açıklama yaptı.
Kadına yönelik şiddet bireysel değil toplumsal bir sorundur
Kadına yönelik şiddetin toplumsal bir sorun olduğunu, ancak bunun önüne geçilmesinin de mümkün olacağını ifade eden Çağlayan, "Kadına yönelik şiddet doğal ya da kaçınılmaz değildir. Kadınların cinsel kimliklerinin kontrol altında tutulması erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliklerini kurabilmek için kullandıkları güçlü bir araçtır. Erkeklerin kadın cinselliğini ve üretkenlik yaşamlarını kontrol eme yetenekleri devletin eylem ya da eylemsizlikleriyle daha da güçlenir” diye konuştu.
