Eğitim Sen Gaziantep Şubesi, Türkiye’de ekonomik krizin bedelini en ağır şekilde ödeyen kesimin çocuklar olduğunu söyledi
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla açıklama yapan Eğitim Sen Gaziantep Şube Başkanı Ömer Parlakçı, ‘’Türkiye, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda uzun süredir ilk sıralarda yer almakta; her dört çocuktan biri derin yoksulluk koşullarında yaşam mücadelesi veriyor’’ dedi.
Her beş çocuktan ikisi okula aç gidiyor
Çocukların eğitim, güvenlik ve sağlıklı yaşam hakkı başta olmak üzere en temel hak ve özgürlüklerin ciddi bir tehdit altında olduğuna dikkat çeken Parlakçı, ‘’Çocukların hakları büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalırken, derinleşen ekonomik kriz ve kamusal politikaların yetersizliği bu tabloyu her geçen gün daha ağırlaştırıyor. Her beş çocuktan ikisi okula aç gitmek zorunda kalırken, önemli bir bölümü sağlıklı gelişim için gerekli yeterli-dengeli beslenme ve temiz suya ulaşma olanaklarından yoksun. Bu yoksunluk, çocukları yalnızca eğitim sürecinde dezavantajlı hale getirmekle kalmamakta; binlerce çocuğu eğitimden kopararak ucuz iş gücü olarak sömürüldükleri ağır çalışma koşullarına itiyor’’ açıklamasını yaptı.
ÇEDES ve MESEM uygulamaları, çocuk hakları açısından ciddi tehditler barındırıyor
Eğitim sistemindeki dönüşümün en tartışmalı başlıkları olan ÇEDES ve MESEM uygulamalarının, çocuk hakları ile laik ve bilimsel eğitim ilkeleri açısından ciddi tehditler barındırdığına dikkat çeken Parlakçı, ‘’Çocukları merkeze aldığı iddia edilen bu uygulamalar, gerçekte çocukların eğitim hakkını zayıflatan, onları erken yaşta çalışma hayatına yönlendiren ve bilimsel eğitimden uzaklaştıran bir yapıya dönüştü. Siyasi iktidarın, çocukların üstün yararını esas alan politikalar üretmek yerine eğitim alanını bir yandan dini vakıf ve cemaatlerle, diğer yandan sermaye ile kurduğu iş birlikleri üzerinden yeniden şekillendirmesi, bu süreci daha da derinleştiriyor’’ değerlendirmesinde bulundu.
Doğrudan tehdit eden yapısal bir soruna dönüştü
Başkan Parlakçı, ‘’Siyasi iktidarın eğitim emekçilerini hedef gösteren itibarsızlaştırma politikaları ve okullardaki güvenlik zafiyetleri, şiddeti giderek yaygınlaştırdı. Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik saldırılar sonucu yaşanan can kayıpları, bu ihmalkâr politikaların acı bir sonucu oldu. Okullarda yaşanan şiddet artık münferit olaylar olmaktan çıkmış; çocukların en temel hakkı olan güvenli eğitim ortamını doğrudan tehdit eden yapısal bir soruna dönüştü’’ ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle açıkça çelişiyor
Türkiye’de eğitim sisteminin müfredat, ders içerikleri ve uygulamalar açısından çocukları etnik köken, dil, din ve mezhep temelinde ayrımcılıkla karşı karşıya bıraktığını kaydeden Parlakçı, ‘’Özellikle göçmen, mülteci çocuklara ve farklı kimliklere sahip çocuklara yönelik ayrımcı uygulamaların artması, eğitimde eşitlik ilkesinin ciddi biçimde zedelendiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, çocukların özgür bireyler olarak gelişimini engelleyen, hak temelli değil ideolojik ve piyasacı bir yönelim taşımakta ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle açıkça çelişiyor’’ dedi. Haber Merkezi
