ANASAYFA arrow right Güncel

Mesele ne yediğimizden çok nasıl ve ne zaman yediğimiz

Mesele ne yediğimizden çok  nasıl ve ne zaman yediğimiz
YAYINLAMA: 11 Şubat 2026 / 19.16
GÜNCELLEME: 11 Şubat 2026 / 19.16

Gıda Mühendisleri Odası Gaziantep Eski Temsilcisi Ergün Uğurluer Ramazan’da beslenme konusunda uyardı

Uğurluer, ‘’Ramazan ayı yaklaştıkça sofralar kadar tartışmalar da kurulmaya başlar. “Sahur şart mı?”, “İftarda ne yesek?”, “Ramazan’da kilo alınır mı?”Aslında mesele ne yediğimizden çok nasıl ve ne zaman yediğimiz’’ dedi.

Ramazan ayının, bedeni zorlayan bir açlık maratonu değil; doğru yaklaşıldığında sindirim sistemine nefes aldıran, metabolizmayı dengeleyen özel bir dönem olduğunu dile getiren Uğurluer, ‘’İftarı bir “telafi öğünü” gibi görür, sahuru ise gereksiz sayarsak bu ay sağlıktan çok yorgunluk getirir. Sahur, Ramazan’ın en çok ihmal edilen ama en kritik öğünü. “Nasıl olsa gün boyu aç kalacağım” düşüncesiyle sahuru atlamak, vücudu savunmasız bırakır. Gün içinde baş ağrısı, halsizlik, dikkat dağınıklığı ve ani öfke hali çoğu zaman sahursuzluğun sonucu’’ şeklinde konuştu.

İdeal bir sahur; mideyi yormayan uzun
süre tok tutan bir denge üzerine olmalı

Uğurluer, ‘’İdeal bir sahur; mideyi yormayan ama uzun süre tok tutan bir denge üzerine kurulmalı. Yumurta, yoğurt, tam tahıllı ekmek, birkaç zeytin ve bir avuç ceviz. Gösterişli değil ama işlevsel. Aşırı tuzlu ve şekerli gıdalar ise gün boyu susuzluk ve yorgunluk olarak geri döner. Uzun süren açlığın ardından iftar anı elbette özel. Ancak ilk dakikalarda hızlı ve kontrolsüz yemek, mideyi adeta şoka sokar. Şişkinlik, hazımsızlık ve ani kan şekeri yükselmeleri kaçınılmaz olur.

İftarı su ve hurma ile açmak bir gelenek olmanın ötesinde, fizyolojik olarak da doğru bir tercih. Ardından bir kase çorba ve kısa bir mola verilmeli. Bu küçük ara, vücuda “yemek geliyor” mesajını verir. Ana yemeğe geçildiğinde ise kızartmalar yerine fırında ya da ızgarada pişmiş yemekler, sofranın gerçek kazancı’’ şeklinde konuştu.

Tatlı bir keyif olacaksa hafif ve ölçülü olmalı

Tatlı meselesine değinen Uğurluer, ‘’Ramazan denince akla gelen tatlılar çoğu zaman ayın en büyük tuzağı. Şerbetli tatlıların her gün sofrada yer alması, Ramazan sonunda “neden kilo aldım?” sorusunu da beraberinde getirir. Tatlı bir keyif olacaksa, hafif ve ölçülü olmalı. Güllaç, sütlaç ya da meyve bazlı tatlılar hem mideyi yormaz hem de kan şekerini daha dengeli yükseltir. Tatlının da bir zamanı vardır; iftarın hemen ardından değil, sindirim biraz rahatladıktan sonra’’ değerlendirmesini yaptı.

Ramazan’da sofrayı değil, dengeyi büyütmek kazandırır

‘İftarla sahur arasında yeterli su içilmemesi, Ramazan’da yaşanan yorgunluğun başlıca nedenlerinden biri’ diyen Uğurluer, ‘’Çay içiyorum, yetiyor” düşüncesi büyük bir yanılgı. Çay ve kahve, suyun yerini tutmaz; aksine vücuttan su atımını artırır. Su, yavaş yavaş ve zamana yayarak içilmeli. Bir anda değil, bilinçli şekilde.  Doğru beslenildiğinde Ramazan ayı, kötü alışkanlıkları bırakmak ve vücudu resetlemek için önemli bir fırsattır. Daha az ama daha bilinçli yemek, hızlı tüketim yerine farkında olarak beslenmek bu ayın ruhuna da bedenin ihtiyacına da uygun. Unutmayalım; Ramazan’da sofrayı değil, dengeyi büyütmek kazandırır’’ dedi. Haber Merkezi

Yorumlar
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *