Derdimiz dünyayı top yekûn sevindirmek olmalı…

Modern Çağda, aşırı sayıda gerçeklik ve aynı konuya dair bol miktarda düşünce üretildiği için doğru ile eşleşmeyen ama doğru görünümlü engellerle karşılaşıyoruz. “İnsanların en derin duyguları ve arzularını yönlendirmek kolaylaştı. Ve sadece yüreğinin sesi ile yetinmek her zamankinden daha sıkıntılı bir hal yaratabiliyor” [1] Çünkü yüreğimizi ve zihnimizi hedefinden kopartacak butonlar çoğaldıkça çoğalıyor. Tüm bu zorluk ve alabildiğince korkutucu olan meselelerin üstesinden gelmek içinse, “işletim sistemimizi daha iyi tanımak ve bunun için daha büyük çaba sarf etmemiz gerekiyor.” [2] Elbette ki bu işletim sistemi organik olan, duygu, ruh, zihin ve benliğin kendisidir.
“İnsanın hacklendiği” çağımızda varoluşumuzu, yaratıcılığımızı elimizde tutmalıyız. Bunun için yönlendirilme kapanına düşmeden çıkışı bulmalıyız. Simülatif fikirlere, dışsal etmenlere açıklık bırakmadan kendimizi tekrar tekrar inşa etmemiz gerekiyor. Çünkü: “Kendi kendinin rehinesi haline gelen özne kendi kendisinden nasıl kurtulacağını bilemez durumda olur.” [3]
Biliyoruz ya da en azından duymuşuzdur; “kötünün ağacı ile iyinin ağacı aynı kökten beslenir.” Onun için en güzel dünyada bile işlerin tersine dönme olasılığı vardır. Bu bilgi ışığıyla dünyayı aydınlattığımızda, hiçbir iktidara, erke, haksızlığa veya deformasyona bulaşmamış birkaç insanla tanışık çıkarız. Ve umut, bundan yüzümüzü çalıyor işte. Yaşam sevgisi taşıyan, vicdan sahibi, sorumluluk duyan ve eşitlik yanlıları hala var olduğu için dünya düze çıkıyor işte.
Hiçbir sosyolojik hareket olduğu gibi kalmaz ya da başladığı yere dönmez. “Sil baştan” söylemi toplumların gidişatının duraksayabileceği anlamında değildir. Çünkü hiçbir çaba, emek ve özveri “gerekliliği inşa etmeden” yoluna devam etmez. Onun için her çağın tarihsel dinamikleri (sosyo-ekonomik, politik, kültürel, bilimsel) aynı değildir. “Her değişim bir hareketin olduğu anlamındadır.” [4] Tıpkı doğadaki doğal akış gibi dengede olmayan kuvvetler bir uyum ve tutarlı ahengi yakalama peşindedir. Toplumlar da uyumlanma sürecini ve eşitliği gerçekleştirirken eski ile yeninin bol bol çarpışmasına olanak tanır. “Vardığımız yer henüz başlayacağımız yerdir,” [5] tespiti ise yeniye başlangıcın sonlanmayacağının tarihidir.
Çetin Balanuye, “Yeni Bir Ontolojiye Doğru” yol alırken karşılaştığı şu gerçeği bizle paylaşır: “Hangi tarzda olursa olsun bir güce(olanağa) sahip olan her şey, ya herhangi bir nesnede değişiklik yapar, ya da yalnızca en önemsiz bir nesne bile onda çok az da olsa bir etki bırakır.” Yani varlığını sürdüren ile güç arasındaki etkileşimde birikim kaçınılmazdır.
Belki de Homo Sapiens’e işlenen özelliğin kurbanıyız? Harari’nin vurguladığı gibi; her hikâyede, hikâyenin içeriğindeki anlatım ve çözümlemeyi umursamayıp mutluluk dolu bir sona odaklanışımız kazanımları görmemize ket vuruyor. Eğer toplumlar hikâyesinde git gide daha az adalet, daha az saygı, daha az sevgi üretiyorsa ve daha az utanç duyuyorsa kendi ürettiği kötülüğün farkında olmayışındadır. “Kendimizdeki kötülüğü gördüğümüz ölçüde kötülüğü anlayabiliriz.” [6]
Sonuç itibariyle, “yanlış yönde ne kadar gidilirse felaketin bizi bulması, kazalarla veya olumsuzlukla karşılaşma olasılığımız o kadar çoğalır.” [7] Yaşam sürekli doğum veya kesintisiz insani gelişimlere hazırlıklıdır. Yeter ki yok etme, para güç ilişkisi, umarsızlık, açgözlülük ve üstünlük elde etmeyi bırakıp; tüm bunların yerine insanlığımızla, yani ilk insanlığımızla ilişki kuralım.
Hiç kimse başka biri yerine seçim yaparak, onun yerine düşünerek, onun yerine bedel ödeyerek onu kurtarma ve özgürleştirme şansına sahip değildir. İnsanı doğada üstün kılan bireysel zekâsı değil, toplumsallığıdır, kolektif etkisidir, ortaklaşmasıdır. İlkin bir insan herkesçe kabul edilen bozuk çarkı sorgulayarak anlamaya başlamamış mıydı? Sonra filozoflar dünyayı sadece yorumlamayla yetinmediler, onu yörüngeye oturtmak için büyük bedeller ödemişlerdi.
Yaşamdaki kendi öz gücüne inanmadan olmaz; doğru için direnmeyen, haklılığına sahip çıkmayan, acı çekene eğilmeyen en zararlı varlığa dönüşebilir. Derdimiz incitmek değil, derdimiz dünyayı top yekûn sevindirmek olmalı. Hepimizin iyi, daha iyi bir hayat hakkı var. “İyi hayatın kendisinden başka bir ödül, kötü hayattan başka da ceza yoktur.” [8]
Hiçbir emek boşa gitmez. Unutmayalım ki, “kötülük süren sabanların bıçağı da körelir.” [9]
Yararlanılan Kaynak ve Alıntılamalar:
Naturans – Çetin BALANUYE [4, 5]
21. Yüzyıl için 21 Ders – Y.N. Harari [1,2]
İnsan Olmak üzerine – Erich Fromm [3,6,7]
Bilim ve Sanat – Nietzsche [8,9]
