Eğitim, Bireyin ve Toplumun Kalbini İyileştirmeli...

YAYINLAMA: 27 Ocak 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 26 Ocak 2026 / 23.51

2025–2026 eğitim öğretim yılının birinci yarıyılı sonunda, eğitim farklı toplumsal kesimlerce çok boyutlu değerlendirildi. Velilerden öğrencilere, öğretmenlerden eğitim bileşenlerine ve eğitime ilgi duyan geniş bir çevreye kadar pek çok kesim, sürece dair görüşlerini dile getirdi. Bu değerlendirmelerde, eğitimde yıllardır biriken ve köklü hale gelmiş sorunların çözülemediği gerçeği bir kez daha görünür oldu. Öğretmenlerin her geçen gün ağırlaşan iş yükleri ve derinleşen ekonomik sıkıntıları, okullardaki personel yetersizlikleri ile temizlik ve hijyen sorunu eğitim sendikalarınca en çok dile getirilen başlıklar arasındaydı. Bununla birlikte eğitimin giderek ticarileşmesi, kamusal bir hak olmaktan uzaklaşması, merkeziyetçi yapının katılaşması ve ideolojik etkilerin yoğunlaşması da sendikaların eleştiri odağında yer aldı. Öğrenci başına düşen eğitim harcamalarının OECD ortalamasının oldukça altında kalması ise açık ve net bir biçimde ifade edilen bir başka yöndü. Eğitime, gelişmiş ülkelerin çok gerisinde bir bütçe ayrılması; nitelik kaybının temel tetikleyicilerinden biri olarak görülmektedir. Bu nedenle eşit, nitelikli ve parasız eğitim olanaklarının sağlanmasının elzem olduğu bir kez daha vurgulandı. Eğitimin bilimselliği, entelektüel bir kimlik kazandırma kapasitesi ve öğrencilerin bilim, sanat ve sporla iç içe; bilgi ve yeni teknikler doğrultusunda kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir eğitim ortamının oluşturulması yönündeki talep ise giderek artmaktadır. İlk bakışta göze çarpan bu sorunların yanı sıra, eğitimin onlarca farklı boyutunun daha tartışılmaya ve eleştirilmeye devam ettiği de açıktır. Peki, eğitim sisteminde öğrenmeye değer görülen pek çok bilginin, daha sonra hangimizin hayatında, hangi aşamada ve ne ölçüde karşılığı oluyor? Öğreten ve öğrenenin keskin biçimde ayrıldığı bir eğitim sistemi, çocukların saygı, sevgi ve ilgi duyacağı bir ortamı ne kadar tesis edebilir? Öğrencinin görme, hissetme ve deneyimleme alanlarını sınırlayan; bulunduğu tüm mekânları bürokratikleştiren bir okul düzeninde öz benlik, özgüven ve yaratıcılık nasıl kök salabilir? Mevcut okul yapısı, yaratıcılığı yeni ve etkili fikirler üretme açısından ne ölçüde besleyebiliyor? Birey, yaratıcılığını ortaya koyabileceği koşullara ne kadar erişebiliyor? Esneklik, farklı bakış açılarına tahammül, çoklu fikirlere açıklık, özgünlük ve ayırt edici birikim gibi nitelikler eğitim sürecinde neden yeterince gelişemiyor? Pozitif ilişkiler, iyi oluş halleri, empati ve birbirinden ilham alma gibi insan psikolojisini ve niteliğini besleyen unsurların eğitim ortamlarında ne ölçüde hayat bulduğuna bakmak gerekiyor. İyi bir eğitimden söz edebilmek için, bu ve benzeri sorulara öncelikle yanıt aramamız şart.

Ivan Illich’in, kişisel gelişimi “okullu olmak” ile eşitleyen eğitim anlayışına yönelttiği eleştiriler, bugün hâlâ güncelliğini korumaktadır. Bilginin tek bir merkezden çıktığı ve belli düzlemdeki öğrenmenin zorunlu kılındığı bir sistemde; bireyin öz yeteneklerine, doğasına, ilgi ve ihtiyaçlarına adeta ambargo konulmuş olmuyor mu? Her birey farklıyken, dünyada (yoğunluklu olarak) uygulanan tek tip müfredat, tek kaynak ve tek değerlendirme biçimi; bireyin toplumsal eğilimlerini, coşkusunu ve duyumsamalarını törpülemiyor mu? Bireyin biricilliğini esas alan bir eğitim sistemiyle, bugün hangi aşamalarda ve ne ölçüde karşılaşıyoruz? Öğrencilerin duygularını, özel ilgilerini, sanata ve edebiyata olan yatkınlıklarını yok sayamayız. Eğitimin öznesi olan öğrenciler; farklı varoluşlara, farklı altyapılara ve kendilerine özgü potansiyellere sahipse, eğitim sistemi de her bireyin kendini gerçekleştirebileceği ortamları sağlamakla yükümlüdür. Öğrencilere kendi seçimlerini yapma ve bu seçimlere uygun eğitim süreçlerini belirleyebilme imkânı sunulmalıdır. Eğitim, bir amaç değil; öğrencilerin kendini gerçekleştirme ve henüz tamamlanmamış özlerini geliştirme yolculuğunda bir araç olarak ele alınmalıdır. O halde bakmamız gereken şey nettir: Eğitimin kapasitesi, topluma sunduğu katkılar ve gerçek yararlılığı. Toplumsal biçimlenmede çağa ve zamana uygun bir hat izleyip izlemediği… Hayatı, doğayı, eşitliği, özgünlüğü ve üretkenliği ne kadar çoğalttığına dürüstçe bakmalıyız. Hiçbir öğrencinin görüş, eğilim, ilgi, duyarlılık ve doğal bakış açılarını susturmaya çalışmayan bir eğitim sistemi bireysel ve toplumsal yararlılığı yükseltecektir. En yumuşak kalplisini, en çok sevgiyle dolu olanı, en fazla hoşgörü taşıyan ve güven duyulan nesilleri yetiştirmek eğitimin en büyük hedefi olmalıdır.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

· OECD verileri ve raporları

· MEB İstatistikleri

· Eğitim Sen değerlendirme raporlarına.

Eğitim, Bireyin ve Toplumun Kalbini İyileştirmeli...
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *