FAUSTÇU PAZARLIK
Edebiyat tarihinin en güçlü eserlerinden biri olan Johann Wolfgang Von Goethe’nin “Faust” isimli romanı bir baş yapıttır. Goethe bu muhteşem eseri iki bölüm halinde yazmıştır ve yazımı 60 yıl sürmüştür.
Konusunu şöyle özetleyeyim: Ömrünü bilime adamış bir bilge olan romanın kahramanı Faust, bilgiye doyamayan ve her şeyi öğrenmek isteyen yaşlı bir akademisyendir. Hayatın anlamını ve mutlak tatmini bulmak için şeytan Mefistofeles ile bir anlaşma yapar.
Faust dünyada istediği her şeye; gençliğe, aşka, güce, bilgiye ulaşacaktır. Karşılığında ise “Artık zaman dursun, hayat çok güzel” dediğinde ruhunu şeytana verecektir.
Mefistofeles önce Faust'u gençleştirir. Onu saf ve dindar bir kasaba kızı olan Gretchen ile tanıştırır, aşık olurlar. Ancak şeytanın içinde olduğu bu ilişki, felaketle sonuçlanır. Gretchen’in annesi ve abisi ölür; Faust'tan hamile kalan Gretchen çaresizlikten bebeğini öldürür ve hapse düşer.
Faust ve Mefistofeles, Alman İmparatoru'nun sarayına giderler, orada ekonomik krizleri çözerler. Faust, mitolojinin en güzel kadını olan Truvalı Helen’i canlandırır ve onunla evlenir. Bu evlilikten doğan çocukları Euphorion trajik bir şekilde ölür, Helen de yok olur.
Faust yaşlanır, kör olur. Artık kişisel zevkleri tamamen bir kenara bırakmıştır. İnsanlığın yararı için bataklıkları kurutup üzerinde özgür bir toplumun yaşayacağı topraklar elde etmek ister. Göremediği için, işçilerin çalıştıklarını düşünür, çünkü kürek sesleri duymaktadır. Oysa şeytan yine kötülüğe koyulmuş, hortlaklara mezar kazdırmaktadır. İnsanlık yararına iyi bir şey yaptığını düşünen, özgür insanların özgür topraklarda yaşayacağı günü hayal eden Faust en sonunda hayalinde gördüğü o güzel günlerin coşkusuyla “Dur, ey an! Sen ne kadar güzelsin!” der.
Faust bu sözü söyleyince, anlaşmanın son maddesi işleme konur, Faust ölür ve Mefistofeles iddiayı kazandığını düşünerek ruhu almaya gelir.
Geothe romanın sonunu, okurun düşündüğünün aksine çok farklı bitirir. Eser boyunca Faust; gençleşmiştir, büyük aşklar yaşamıştır, büyük servete kavuşmuş, iktidarı tatmış, bilgi edinmiş, haz peşinde koşmuştur ama bunların hiçbirinde zaman dursun istememiştir. Goethe'ye göre insanın en bilinen, en eski zaafı “Daha fazla istemek”tir. Romanda Faust, iddiayı bencilce bir zevk sırasında değil, insanlığın iyiliği için çaba sarf ettiği sırada, halka yapacağını düşündüğü iyiliğin coşkusuyla kaybetmiştir.
Şeytandan önce gelen melekler Faust’un ruhunu alarak şeytanın Faust’un ruhunu ele geçirmesini önlerler.
Geothe romanında insanın yaşamı boyunca, hep daha fazla istediği ve bir türlü doymak bilmediği için sürekli hata yapacağını, ancak durmaksızın çabalayan ve asil hedeflerin peşinde koşan insanın sonunda bağışlanabileceğini anlatır.
İnsanın en eski zaafı olan bu hep daha fazlasını istemek ve doymak bilmemek, bize , özellikle bu günlerde çok örneklerini gördüğümüz Faustçu Pazarlık metaforunu hatırlatıyor.
Günümüzde bir türlü doymak bilmeyen insanlar, kendi yaşadıkları sosyal ortamın elverdiği ölçüde hemen her gün küçük ya da büyük Faustçu pazarlıklar yapıyor.
Bazen para, bazen alkış, bazen makam, bazen statü uğruna ve bazen de sevdiklerine ya da kendisine bir zarar verileceği korkusuyla bu en tehlikeli pazarlığın tarafı oluyor.
Çoğu zaman bu insanlar Faustçu pazarlığa küçük tavizlerle başlıyorlar.
“Bir seferlik yapayım, herkes yapıyor, başka çare yok, mecburum “gibi rasyonelleştirme cümleleriyle bu girdaba kapılıyorlar. Giderek her taviz yenisini getiriyor. Başlarda yüksek çıkan vicdanın sesi zamanla fısıltıya dönüşüyor ve sonunda susuyor. Onur ve özgürlük bir anda değil parça parça kayboluyor.
Faustçu pazarlığa ruhunu satanlar sonunda aldıklarını sandıkları ödülün esiri oluyorlar.
Para, makam, statü uğruna şeytanla pazarlığa girenler artık paranın kölesi oluyor, makamını kaybetmenin korkusuyla özgürlüğünü de kaybediyor.
Kendisine çıkar sağlayanların emirlerine tabi olduğunu çok geç de olsa anlıyor ama ruhu çoktan satılmış oluyor.
Faustçu pazarlığın en tehlikeli yanı sadece pazarlığa oturan kişileri değil, onların yaşadığı toplumları da zehirliyor olması.
Liyakat sadakata, dürüstlük sahte ve şişirilmiş başarıya yenildiğinde, toplumsal adalet de güneşteki kar gibi eriyip yok oluyor.
Bu durumun toplumda normalleşmeye başlamasının en ürkütücü yanı artık geri dönülmesi çok zor bir uçurum yoluna giriliyor olması.
Asla unutmamak gerekir ki Goethe'nin şeytanı, insanı zorla kötülüğe sürüklemiyor, sadece teklif ediyor. Seçimi yapanlar cesaretsiz ve ihtiraslı insanlar. O sebeple çoğu zaman kötülüğün kurbanı değil, ortağı oluyorlar.
Şeytan günümüzde bazen sınırsız tüketim arzusu, bazen popülarite, bazen güç isteği, bazen de ne pahasına olursa olsun kazanma hırsı kılığında karşımıza çıkıyor.
İnsan, istediği her şeyi, etik dışı yollarla elde ettiğinde gerçekten kazanmış olmuyor, ahlaki değerlerini feda ettiğinde gerçek yenilgi başlıyor. Asla unutmamamız gereken gerçek: Ruhunu kaybetme pahasına elde edilen hiçbir zafer gerçek bir zafer değil.

