Dijital Dünyada Özgür Kalabilmek

YAYINLAMA: 21 Temmuz 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 20 Temmuz 2026 / 22.10

Büyük bir hızla dijitalleşen bir dünyanın parçası olmaktan artık kaçamıyoruz. Kaçamayız da. Elbette ki bu saatten sonra ilk yerleşik topluma geçişteki yaşam biçimlerine dönmeyi de düşünmüyoruz.

Asıl mesele teknolojiye karşı çıkmak değildir. Tartışmamız, teknolojiyle ve dijital araçlarla nasıl bir ilişki kuracağımıza ilişkin olmalı. Ya dijitalleşmeyi hayatımızı kolaylaştıran, düşünme ve üretme kapasitemizi geliştiren bir imkâna dönüştüreceğiz ya da dijital dünyanın gemisinde başkalarının kaptanlık ettiği rotaya boyun eğeceğiz.

Belki de hızlanan yalnızca teknoloji değildir; egemen ekonomik düzenin ve sömürü mekanizmalarının işleyişidir. Bugün bireysel, toplumsal ve demokratik ilişkilerimizin önemli bir bölümü dijital ağların etkisi altında şekilleniyor.

Bilgiye ulaşma biçimimiz, eğitim anlayışımız, kültürel alışkanlıklarımız hatta duygularımız, tepkilerimiz ve kamusal hayata katılımımız bile bu dijital dünyanın etkisiyle yeniden biçimleniyor.

Peki, bütün bunlar bizi gerçekten özgürleştiriyor mu? Yoksa daha görünmez biçimlerde denetlenen, yönlendirilen ve birbirinden uzaklaştırılan bireylere mi dönüştürüyor? Dijital gelişme, insanın kendisini kurmasına, kendi hakikatini fark etmesine ne kadar imkân tanıyor? Hayatın doğasıyla ve insanın varoluşuyla nasıl bir ilişki kurmamıza aracılık ediyor?

Şahap Eraslan, “Kalabilmektir Özgürlük” adlı yazısında dijital kapitalizmi bu yönüyle sorguluyor. Ona göre dijital kapitalizm insanları ortak bir dünyada tutmak yerine; hareketi, kopuşu, hızlanmayı ve yerinden edilmeyi dayatıyor. Emekçiyi işyerinden, yurttaşı kamusal alandan, insanı kendi verisinden ve toplumu ortak karar alma imkânından uzaklaştırıyor. Geriye ise sermaye ile yerinden edilen insanlar arasındaki büyüyen eşitsizlik kalıyor.

Bu tespit, ekonomik boyutla birlikte özgürlük meselesidir de. Çünkü elimize en gelişmiş dijital araçlar verilse bile onların nasıl işleyeceğine, hangi verileri toplayacağına, sınırlarının nerede başlayıp nerede biteceğine çoğu zaman biz karar vermiyoruz. Araç bizim elimizde görünse de direksiyon başkasının elinde bulunuyor.

Yüzlerce yıldır dünya kaynaklarını kontrol edenlerin, doğayı sınırsızca tüketenlerin ve geleceği kendi çıkarlarına göre planlayanların vaat ettikleri parlak gelecek gerçekte kimin geleceğidir? Bu soruyu sormadan dijitalleşmeyi yalnızca teknik bir ilerleme veya rahatlık olarak görmek eksik kalacaktır.

Diğer taraftan üretim ilişkileri, çalışma yaşamı ve emek de bu yeni düzende farklı bir sömürü biçimiyle karşı karşıya kalıyor. Esnek çalışma, güvencesizlik, görünmeyen emek ve veri üzerinden kurulan yeni ekonomik ilişkiler, insanı dijital dünyanın konforuyla birlikte yeni sorunların içine çekiyor.

Üstelik yaşanan krizler de herkesi aynı biçimde etkilemiyor. Geçim sıkıntısı, işsizlik, umutsuzluk ve geleceğe dair kaygılar sınıfsal farklılıklar taşıyor. Teknolojik gelişmeler bütün insanlığın ortak emeğiyle yükselirken, ortaya çıkan zenginlik aynı adaletle paylaşılmıyor. “İlerleme ortak, kazanç ise giderek daha az ortak hale geliyor.”

Elbette bilimsel ve teknolojik gelişmelere sırt çevirmek gerçekçi değildir. Sorun teknoloji değildir. Sorun, teknolojinin hangi değerler üzerine kurulduğu ve kimin yararına işlediğidir. “Bugün bize sunulan ilerleme anlayışı, birlikte yaşamayı değil; rekabeti, hızlanmayı ve sürekli daha fazlasına tüketmeyi öne çıkarıyor. Kurtuluşu dayanışmada değil, bireysel başarıda arıyor.”

Bu yüzden sanal dünya çoğaldıkça yan yana gelemiyoruz. Aynı ekranlara bakıyor ama birbirlerinin acısına daha az dokunuyor. Yas, yalnızlık ve hayal kırıklıkları görünmez filtrelerin arkasına gizlenirken, hayatın ağırlığı çoğu zaman dijital gülücüklerle örtülmeye çalışılıyor.

Öznesi olmadığımız gelişmelerden mucizeler bekliyoruz. Bir şirketin uzay projelerini kendi başarımız gibi alkışlıyor, Mars'ta kurulacağı söylenen hayatların heyecanını yaşarken yeryüzünde büyüyen eşitsizlikleri yeterince konuşmuyoruz. Oysa insanın gerçek meselesi önce yaşadığı dünyayı daha adil, daha yaşanabilir ve daha güvenli kılmaktır.

Anlaşılan o ki, bir gün gökyüzünü bile elimizden almak isteyecekler. Ruhumuzun ışıltısı, sevginin kalkanı gökyüzüne bile bakmamıza engel koyacaklar.

Ama unutmayalım; kendimizden kopup gelen bir dünya bizim dünyamız değildir. Mecbur bırakıldığımız bir düzen de bizim düzenimiz değildir.

Sevmenin, anlamanın ve birlikte kurmanın esas olmadığı bir yaşamda hepimiz biraz daha nefessiz kalıyoruz.

Çünkü özgürlük yalnızca teknolojik imkânların çoğalması değildir. Özgürlük, insanın kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olabilmesidir. Bunun yolu da eşitlikten geçer. Eşit değilsek, gerçek anlamda özgür de olamayız.

 

Yararlanılan Kaynaklar ve Alıntılar:

Şahap Eraslan-Kalabilmektir Özgürlük

Çalınan Dikkat-Johann Hari

Dijital Dünyada Özgür Kalabilmek
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *