İnsan Neden Kendisi Olamıyor?

YAYINLAMA: 28 Temmuz 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 27 Temmuz 2026 / 17.32

"İnsan neden kendisi olamıyor?" Bu soru peşimizi bırakmıyor. Belki de insan, kendisi olamadığı için zihinsel ve duygusal sancılar çekiyor; kendi yokluğuyla, kendi eksikliğiyle boğuşuyor.

İnsan, daha doğduğu anda planlı bir kuşatmanın içine doğuyor. Biz yetişkinler ise ona kim olacağını, nasıl düşüneceğini ve nasıl yaşayacağını öğretmeyi görev biliyoruz. Onu toplumsal kalıpların içinde eritiyor, sonra da iyi anne-baba, iyi dost ya da doğru öğretmen olduğumuza inanıyoruz.

 Oysa bireyi sürekli denetim altında tutmak, ilgi alanlarına, isteklerine ve yönelişlerine ipotek koymak kimseye iyi gelmiyor. Tam tersine, hayatı gerileten anlayışlarla hesaplaşamadığımız için bireylerin bağımsız filizlenmesine de olanak tanımıyoruz.
Peki, her şeyin tek ve birbirinin aynı olmasını isteyen o "yüksek ideolojinin" gönüllü neferleri hâline geldiğimizin ne kadar farkındayız?
Oysa doğada hiçbir varlık tek başına anlam taşımaz ki. Hayat, aynı olanla değil; başka olanla, farklı olanla ve ötekiyle tamamlanır. Bu nedenle sosyo-politik, kültürel, iktisadi ve yaşamsal bakış açılarımızın bütünüyle homojen olmasını beklemek gerçekçi değildir. Üstelik herkesin aynı noktaya odaklanması da çoğu zaman üretkenliği aşındıran bir durum.

Birbirimize benzemek ve birbirimizi benzetmek üzerine kurduğumuz yaşam iddiası, insanın biyolojik gerçekliğiyle ve varoluşsal psikolojisiyle sürekli çatışır. Önceden belirlenmiş kalıplara ve tekçi ideolojilere eklemlenmek, yaşamın doğal akışını daraltırken özgün olmanın yollarını da örseler.
Asıl mesele, doğru olanı birlikte inşa edebilmek; hakikate yönelen düşünce ve duyguların ortak zemininde buluşabilmektir. İnsan, kendi tabiatını aşındıran soyut ezberleri geride bırakabildiği ölçüde çoğullaşır. Özgün düşünceler, doğal duygular ve çeşitli deneyimler birbirini besledikçe dönüşüm mümkün olur. Çünkü özgürlük de eşitlik de ancak bu çoğulcu akışın içinde hayat bulabilir.

Buna rağmen, hangi yaşta olursak olalım ilişkilerimizi çoğu zaman güç ekseninde kurmayı tercih ediyoruz. Oysa güç üzerine inşa edilen her ilişki, otoriterleşmenin taşlarını döşer. Genel konsensüse dâhil olmayı güvenli buluyor, ezberlenmiş kimliklerin ve hazır düşüncelerin arkasına sığınıyoruz. Sanatta, edebiyatta, siyasette ya da kültürel yaşamda bizi etkileyen popülerliğin peşinden gitmek çoğu zaman düşünmenin yerine geçiyor. Böylece sorgulamaktan çok tekrar etmeyi seçiyoruz.

Belki de en büyük yanılgımız bu, yani bizi kuşatan krizlerden çıkışı yine o krizleri üreten anlayışlarda aramamızdır.
Kusursuz bir dünya iddiası da gerçekçi değil, mükemmel bir hayat hayali aynı ölçüde yanıltıcıdır. Çünkü hayat; zorlukların, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ve yeni sınanmaların içinden akmaya devam eder. Mesele, hiçbir olumsuzluğun yaşanmaması değil; insanın onları nasıl dönüştürdüğüdür.
Tam da bu noktada Marx'ın şu düşüncesi anlam kazanır: "İnsan yalnızca üretmez; üretirken kendisini de üretir. Ancak ürettiğine yabancılaştığında, kendi emeğine olduğu kadar kendi varlığına da yabancılaşır."
İnsanla insan arasındaki bağların yeniden güçlenmeye ihtiyacı var. Doğayla kurduğumuz ilişkinin de… Çünkü belleğimizi kuşatan katı kavramlar, anlamanın önüne geçiyor. İnsan kendini dönüştürme cesaretini kaybettikçe toplumsal dönüşüm de geriye doğru akıyor. Böyle bir zeminde empatiyi, sevgiyi, eşitliği ve kolektivizmi büyütmek her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Belki de çoğumuzun bildiği ama yüzleşmekten kaçındığı gerçek şudur: Yaşamı gerçekten değerli kılmak; üretkenliği, çoğulculuğu, anlamayı ve sorgulamayı hayatın merkezine yerleştirmektir. Çünkü insan olmanın en büyük sorumluluğu, yalnızca yaşamak değil; her gün yeniden çoğalabilmektir.
Bu görevin bir sonu yoktur. İnsan, doğduğu günden son nefesine kadar kendini yeniden kurmakla yükümlüdür.
Tek başına olmak, haklı olmak dışında daha değerli şeyler var hayatta.

Bize öğretilenlerin dışına çıkıp, insanın kendisi olması; belki de insanın yavaşlamayı, gerçekten hissetmeyi ve birbirine emek vermeyi öğrenmesiyle olur.

İnsan Neden Kendisi Olamıyor?
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *