CHE YAKALANDI

YAYINLAMA: 08 Ekim 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 07 Ekim 2026 / 12.42

Bundan tam 59 yıl önce bugün, efsane devrimci Che Guevara yakalandı ve ertesi gün de öldürüldü.

10 Kasım, 6 Mayıs, 29 Ekim, 30 Ağustos, 23 Nisan, 19 Mayıs, 25 Aralık gibi bazı tarihler, üzerinden yıllar geçse de takvimden düşmüyor.

59 yıl önce, 8 Ekim 1967’de, Bolivya’nın La Higuera bölgesinde bir adam yakalandı. Henüz 39 yaşındaydı. Kısacık ömrü inanılmaz direnişler, baş kaldırılarla doluydu. Tam adı Ernesto Che Guevara idi.

 Ernesto Che Guevara, 14 Haziran 1928’de Rosario, Arjantin’de doğdu. Tıp eğitimi aldı. Latin Amerika’da hizmet verirken halkın yoksulluğunu, eşitsizliğini, çaresizliğini görmezden gelemedi.  Hastalıklarla savaşmanın yeterli olmadığını, hastalığın kaynağının toplumun kendisinde olduğu fark etmesi uzun sürmedi.

Fidel Castro ile tanıştı. Küba Devrimi’ne katıldı. 1959 da devrim başarıya ulaştığında, Che 31 yaşında genç bir devrimciydi artık. Yeni Küba’nın yönetiminde çok önemli görevler aldı ama devrim Küba ile bitmiyordu.

Çok yakınındaki ülkelerde halk hala yoksul, yılgın, çaresizdi. Halkı acı çeken Kongo ve Bolivya’da toplumu örgütlemek istedi. Bir insanın inandığı ideal uğruna hayatını ortaya koyması, rahatından vaz geçmesi ne hayranlık verici bir fedakarlık diye düşünürüm hep…

Yerel toplum; yaşadığı sıkıntıların, kendisini idare etmek göreviyle seçtiği yöneticilerin beceriksizliği olduğunu anlamak istemediğinde, bunu anlayacak eğitimden uzaklaştırıldığında, vasata alıştırıldığında, değişime güç vermiyor. Yerel toplum dinamikleri ile devrimci irade arasındaki fark büyüyünce, halk özgürlüğün ve şeffaf, eşit, adil idarenin bir bireysel hak ediş olduğunu anlamadığında devrim girişimleri başarısız oluyor.

Bir toplumun, yaşadığı sıkıntıların mevcut düzenin sonucu olduğunu anlamaması, ya da kabul etmemesi, hırsızlığa, yolsuzluğa, kabiliyetsizliğe, hak, hukuk, adaletin çiğnenmesine ve en önemlisi değişimin mümkün olduğuna inanmaması ne yazık ki makus talihin yenilememesiyle sonuçlanıyor. Hak etmedikleri ortama mecbur bırakılmaya çalışılan bireylerin değişim için bedel ödemeye hazır olması gerekiyor. Toplum değişim talebini kendi mücadelesi olarak benimsemiyorsa, hareket giderek toplumdan kopuyor.

Sonuçta Che Guevara'nın direniş hareketi, istediği gibi gitmedi. Gerilla grubu giderek küçüldü, köylüden ve halktan beklediği destek azaldı.  Çember daraldı, çareler tükendi. Che, Bolivya'da yaklaşık 50 kişilik küçük bir gerilla grubunun başındayken 8 Ekim'de Quebrada del Yuro adlı vadide Bolivya ordusunun özel birlikleriyle çatışmaya girdi.

Bolivya Ranger birlikleri, ABD'nin eğitim ve teknik desteğinden yararlanıyordu. Çatışma sırasında Che bacağından yaralandı, silahı da kullanılamaz hâle geldi ve sonunda Bolivya ordusunun Ranger birliğine teslim olmak zorunda kaldı.

Che, askerler tarafından La Higuera'daki küçük bir okul binasına götürüldü. Ertesi gün Bolivya Ordusu Çavuşu Mario Terán tarafından, 13:15 civarında vurularak infaz edildi.

Bolivya yönetimi açısından, “Che artık öldü” diyebilmenin fiziksel kanıta ihtiyacı vardı. Daha önce de defalarca öldüğünü söyledikleri için, inandırıcı olamıyorlardı. O sebeple elleri kesilerek formaldehit dolu metal bir kapta muhafaza edildi, naaşı gizlice gömüldü. Che'nin mezarı ancak 1997'de Vallegrande'de bulunduğunda, iskeletinde eller yoktu.

Che'nin devrimci iradesi güçlüydü; fakat bu iradenin yerel toplumdaki karşılığı ne yazık ki gereken gönüllü desteği bulamadı. Bolivya'da direniş hüsranla sonuçlandı.  Bu yenilgideki en önemli derslerden biri; bir toplum için değişim istemenin yetmediği, toplumun değişimi kendisinin istemesi gerektiğiydi.

Bu acı olayın en ilginç yönü; tüm çabalara rağmen onu öldürerek düşüncelerini ve sembolik etkisini ortadan kaldıramamış olmalarıydı.

İnsanların bazen bıraktığı izin yüceliği, yaşadıkları yılların sayısından çok daha büyük oluyor, öldüklerinde tarihten silinmiyorlar, tam aksine bir kahramanlık simgesine dönüşüyorlar. Dünyada yaşadıkları zamandan daha uzun süre, gönüllerde sonsuza kadar yaşıyorlar. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi.

Alberto Korda’nın çektiği ünlü portresi, siyah beresi, uzaklara güven ve kararlılıkla bakan gözleri, dünya çapında devrimci gençliğin ve başkaldırının simgesi haline geldi. Sisteme itirazın, özgürlük arzusunun sembolü oldu. Duvarlara asıldı, tişörtlere basıldı, kitap kapağı oldu.

Che öldü. Gerillası dağıldı, silahları sustu, elleri bedeninden ayrıldı. Ama geride hâlâ cevaplanmamış bir soru bıraktı: Halk değişimi kendisi istemezse devrim başarılı olur mu ya da farklı bir deyişle; bir halkın özgürlüğü, o halkın kendi iradesi olmadan kazanılabilir mi? Sizce tarih bu sorunun cevabını hala arıyor mu?

Son sözü Che’ye bırakalım: "Özgürlüğün en büyük düşmanı, halinden memnun olan kölelerdir."

 

CHE YAKALANDI
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *