TEFESSÜH

YAYINLAMA: 03 Kasım 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 02 Kasım 2026 / 17.36

Bu kelime çok kullanılmayan bir kelimedir. Genelde bozulma, dağılma veya hükümsüz kılma anlamına gelmekte. Arapça dan dilimize gelen bir kelimedir. Bu kelime birçok anlamı da içerir. Sadece hukuksal anlamda değil, kişiler veya toplum gibi anlamlarda, özelliğini yitirmesine de bu tabir kullanılmaktadır. Bazen okulda hocalarımız bizim için kullanırdı bu kelimeyi, ancak tam olarak üstümüze almazdık anlamını. Bozulmaya yüz tutmuş eşyaya da kullanıldığını duydum, talan edilmiş bahçeye de kullanıldığına şahit oldum.

Bazen de bozulan gıdalara da söylenir bu kelime Tefessüh kelimesi. Ancak toplumların bazı öz değerleri yıpranmaya başladığında bu kelimenin kullanılması yerinde olur kanaatindeyim.

İlkel yaşamdan başlarsak toplumu analiz etmeye, doğa güçlerine tanrısal değerlerle anmış insanoğlu tarihin derinliklerinde.

Güneş, Ay, Fırtına, Rüzgar, Deniz gibi gücü kontrol edemediğimiz değerlere tanrılar adlandırmışlar. Totemler yapıp tanrısal değer katmışlar asırlarca. Daha sonraları bu toplumlar büyümüş, mevcut değerlere başka değerler katılmış. Doğa olayları içinde insanoğlu ellerini hep yukarıya kaldırıp bir tanrı aramış asırlarca. Aslında dinlerin oluşmasında da bir manevi güce, insanoğlunun ihtiyaç duymasından ötürü hasıl olmuş.

Antik Mısır medeniyetindeki iki önemli değer AMON ve RA olarak bilinir. Amon tanrıların kralı veya yaratıcı tanrı olarak kabul edilir. Aynı zamanda da gizli, görünmez anlamına gelir. Günümüzde semavi dinlerde ‘AMİN’ tabirinin de bu kelimeden geldiğine inanırlar. RA ise yaratıcı ilah veya Güneş tanrısına verilen isim olarak bilinir.

Her gün yeniden doğması RA’nın her gerçekleştirdiği kutsal bir mucize olarak kabul edilirdi antik MISIR medeniyetinde. Aslında dünyanın en önemli kaynağının GÜNEŞ olduğuna kimsenin bir itirazı olmadığına eminim. Güneş yoksa, yaşam yok olduğunda hemfikir olduğumuz kesin. Güneş olduğundan tabiat var olmakta ve boşlukta dönmesi, hatta güneş etrafındaki hareketinden dolayı da mevsimlerin oluşması bir başka gerçek. Yani güneşin varlığı ve kainattaki bu kinetik denge ile insan oğlu yaşamakta. Eğer bu denge bozulursa dünyanın sonunun geleceğine herkes gibi bende inanmaktayım.

Denge denilince hep aklıma dünyanın dengesi ile ilahi adalet dengesi aklımdan hiç çıkmaz.  Benim dünyamın içinde hep bir denge bulmuşumdur. Bu denge her oluşumda karşıma çıkar. Hani kimileri der ya ‘Yap Bir İyilik, Koy Bir Kenara, Mutlak Çıkar Karşına.’ Bu sözde bir gerçek payı vardır. Bunun tam tersinin de doğru olduğuna inanırım. Kime bir kötülük yaparsan veyahut bir AH alırsan, mutlak bu AHIN bedeli bir yerden çıkar diye düşünmekteyim. Bu nedenle en ufak bir konuda bile kimseyi incitmemeye çalıştığım bir hakikattir. Hatta böyle bir deyimde büyüklerimiz söylemiş ‘Alma Mazlumun Ahını Çıkar Aheste Aheste’ Yani masum birinin ahını sakın alma, kötülük etme ona, zulüm etme denilmesinin altında bir gerçek olduğu muhakkak.

Günümüz yaşamında böyle durumları izlediğimiz birçok hadiseden ders almamız gerek. Hani derler ya her bir konudan ders çıkarmak gerek diye. Hayat hep derslerle dolu, anlayana ancak bir değeri vardır, anlamayana ise hayatın sillesi yapışır. Ne kadar ilginç bir tesadüftür ki bütün dinlerin oluşumu sadece Ortadoğu olarak bilinen üçgenin içinde gerçekleşmiş. Başka yerlerde dinsel gelişimler oluşmamış.

Milattan Önce 1336’lı yıllarda Mısır medeniyetinde IV. AmenHotep (Akhen Aton) Tek tanrılı bir din kurmaya çalışmış ve tanrıları ve bütün rahiplerin faaliyetlerini sonlandırmış. Böylelikle PAGANİZM’den kurtulmaya çalışmış. Bu davranıştan dolayı rahipler hiç hoşnut kalmamış ve ihtimal Firavunun erken ölmesine de neden olduğunu düşünenler bulunmakta.

Ülkemizde seneler öncesi Elazığ havaalanına gelen devrin Başbakanına Ercan isimli bir esnaf ‘Hoş Geldin Padişahım’ dediğinden dolayı tutuklanmış ve hapse atılmıştı. Padişah kelimesi anlam olarak tek kişinin hükümdarlığı anlamını taşımakta. Bugün fiilen tek kişi hükümdarlığını bizzat yaşamaktayız. Gariban Elazığlı esnaf Ercan‘ın ne günahı vardı? Adamın bugünleri, o zaman gördüğüne inanmaktayım.

Toplumda ‘tefessüh’den öte Taaffün olduğuna inanmaktayım. Devlet sisteminde murakabe yoksa, yani gözetleme, denetleme, kontrol etme ve iç gözlem yapılmıyorsa, Yürütmenin dalları kendi başına çalışıyorsa, murakabe yoksa, Yargıyı da kontrol eder, Yasamayı da. Böylelikle TAAFFÜN kaçınılmazdır diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.     

 

TEFESSÜH
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *