ANASAYFA arrow right Kültür-Sanat

Son Ermeni köyü Vakıflı, kadınlarıyla ayakta

Son Ermeni köyü Vakıflı, kadınlarıyla ayakta
YAYINLAMA: 01 Şubat 2024 / 18.05
GÜNCELLEME: 01 Şubat 2024 / 18.05

"Kooperatif olarak depremden bir ay sonra, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bize gelen siparişlerle kendimizi işe verip bu süreci unutmaya çalıştık. Kendimize böyle bir psikolojik destek bulduk diyeyim. Ama ‘unutuluyor’ diyorlar ya, unutulmuyor gerçekten."

6 ve 20 Şubat 2023 depremleri şüphesiz Hatay’da şehir içi yolculuk rutinlerini de değiştirdi.

Sadece depremlerden değil, enkaz kaldırma çalışmaları yürüten iş makineleri ve kamyonlar nedeniyle de yolların çoğu harap halde. Eğer Antakya’dan Samandağ’a arabayla gidiyorsanız yol boyunca dikkatli olmanız gerekiyor. Normalde çift şeritli olan yol, bir anda tek şeride düşebiliyor, hemen her yerden iş makineleri ve kamyonlar önünüze çıkabiliyor.

Vakıflı, Samandağ ilçe merkezine yaklaşık 5 kilometre, Antakya’ya ise 25 kilometre mesafede küçük bir köy. Akdeniz’e komşu Musa Dağ’ın eteklerinde kurulmuş; portakal, mandalina, turunç ve limon ağaçlarıyla kuşatılmış, narenciye kokan bir köy. Türkiye’deki son Ermeni köyü.

Gazeteci ve yazar Serdar Korucu, “Sancak düştü” (Aras Yayıncılık, 2021) kitabında, Osmanlı döneminde “İskenderun Sancağı” (Liva el-İskenderun) olan Hatay’da, Musa Dağ Ermenilerine dair şöyle yazar:

“Musa Dağ’daki 6 köyden –Hıdır Bek/Hıdırbey, Yoğunoluk, Kebusiye (bugünkü adıyla Kapısuyu), Hacıhabibli (Eriklikuyu), Bityas (Batıayaz), Vakıf (Vakıflı)– çok sayıda Ermeni Hatay’dan ayrılmayı ‘tercih’ etti. Kalanlarsa Vakıflı’da, basının sevdiği tabirle Türkiye’nin ‘tek Ermeni köyü’nde (aslında ‘son Ermeni köyü’nde) toplandı. Bu göçler Musa Dağ ile sınırlı kalmadı. 1936’da Sancak nüfusunun %11’ini oluşturan Ermeni nüfustan geriye sembolik bir sayı kaldı.”

6 Şubat depremleri 35 haneli ve yaklaşık 135 nüfuslu köyde yıkıma yol açmazken, Defne ve Samandağ merkezli 20 Şubat depremleri sonucu kilise ve evlerin neredeyse yarısı ya hasarlı ya da yıkılmış durumda. Bir gün önceki yoğun yağış, hasarlı köy yollarındaki ufak çukurları suyla doldurmuş, bata çıka Vakıflı’ya ulaştık.

Vakıflı, kadınlar açısından özel bir örnek. Köyde, 6 Şubat’tan çok önce kurulmuş olan kadın kooperatifi, depremden kısa süre sonra yöresel üretim faaliyetlerine yeniden dört kolla sarıldı. Vakıflılı kadınları üretim atölyelerinde ziyaret ettik, 6 Şubat öncesini ve sonrasını konuştuk.

Vakıfköy Patrik Mesrob II Kültür Merkezi önüne vardığımızda Kuhar Kartun’u telefonla aradık, bir dakika sonra az ötemizden el ederek bize seslendi. “Gelin gelin, aşağıda, üretim atölyesindeyiz.”

Surp Asdvadzadzin Kilisesi’nin hemen arkasında yer alan kültür merkezinin alt katı Mihran Ulikyan Üretim ve Gıda Atölyesi. Üçer katlı iki ayrı yapıdan oluşan merkezin içinde misafirhane, lojman ve müze de bulunuyor.

Kuhar Kartun, Vakıfköy Kadın Kooperatifi yönetiminden. Yaklaşık 30 yıldır Vakıflı’da yaşıyor.

“Vakıfköy 1938’den sonra Türkiye’deki son Ermeni köyü olma özelliğine sahip maalesef. ‘Maalesef’ diyorum çünkü bu topraklardaki binlerce köyden geriye tek bir köy kaldık” diyen Kartun, geçimlerini tarımla sağladıklarını, narenciyenin en önemli ürün olduğunu belirterek sözlerine devam ediyor:

“Tarım bitti, üretim bitti denilen bir dönemde, biz ‘pes etmek yok’ dedik. 2005 yılında ‘Vakıfköy Kadınlar Kolu’ adıyla bir araya geldik. 2021’in aralık ayında kooperatifleştik. Amaç, her kadın eşit payda kazanç sağlasın. Bu köy hepimizin dedik. 30 kadındık. Biz kadınlar birlik olup ne üretebildiysek bunun satışını gerçekleştirip aile bütçemize destek olduk. Çocuklarımızı okuttuk.”

 

“Deprem sonrası kolları sıvadık”

6 Şubat’ı soruyoruz Kuhar Kartun’a. “Çok ama çok kötü anılarım var o günlere dair” diyor. İskenderun’da yaşayan annesi enkaz altında kalarak hayatını kaybetmiş. O günlerde İstanbul’da olduğunu, eşi ve oğlunun ise köyde olduğunu belirtiyor.

Depremden sonra köydeki çay bahçesi tüm ailelere sığınak olmuş. Kadın-erkek, yaşlı-genç, çoluk çocuk herkes bir süre orada, hep birlikte yaşamışlar. “Buradakileri görmüyordum ama ne yaşadığını, ne hissettiğini, korkularından evlerine giremediklerini biliyordum. Mart ayında İstanbul’dan döndüm. Geldikten sonra bir rahatlama duydum” diyor Kuhar.

Çay bahçesi depremin ardından köy halkına sığınak oldu. Şimdilerde ise köyün erkekleri için 'zaman geçirme' alanı; tavla oynayan, oynayanları izleyen... Sahibi Garbis, ekonomik olarak zor durumda olduklarını, mandalinaların ya ağaçta kaldığını ya da yok pahasına satabildiklerini söylüyor.

O günlerde dayanışma amacıyla sipariş üstüne sipariş geldiğini, depremde kurtarabildikleri ürünleri hızlıca tükettiklerini anlatan Kuhar, ardından kolları sıvadıklarını belirtip ekliyor: “Çalışmak bize terapi oldu.”

Ancak deprem sonrası birçok kadın da köyü terk etmek zorunda kalmış. “Neden derseniz, çocuklarının eğitimi için” diyor Kuhar Kartun. “Kimisi çocuğunu başka kente gönderdi, çocuğu yaşça küçük olanlar ise kendileri de gitti zorunlu olarak. Çünkü okullara buradan ulaşım zor; araç yok, servis yok, hiçbir şey yok.”

Yine de umutlu Kuhar, “Eminim hepsi geri dönecek.” Kısa bir sessizlik anı. Ardından yüzünde inançlı bir ifadeyle şunları söylüyor:

“Hatay tekrar ayağa kalkacak. Antakya, Samandağ tekrar ayağa kalkacak. Kadının elinin değdiği her yer toparlanacaktır, eminim. Yeter ki birlik olalım.”

 

“Herkesin farklı bir görevi var”

İpe özenle dizilmiş turunç kabukları, şıranın kaynadığı iki büyük tencereye yine özenle bırakılıyor. Tüm atölyeyi hoş bir koku kaplıyor. Elena Çapar, elinde büyükçe bir kevgirle yavaşça turunç kabuklarını karıştırıyor.

Elena, Vakıfköy Kadın Kooperatifi’nin en emekçi üyelerinden. 6 ve 20 Şubat depremleri sırasında köydeymiş, evi yıkılmış, uzunca bir süre çadırda yaşamak zorunda kalmışlar. Şimdilerde ise patrikhanenin gönderdiği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de yerleştirdiği bir konteynerde kalıyorlar ailecek. “Üç oğlum, eşim, bir de 92 yaşındaki kayınbabam. Hepimiz bir aradayız.”

Onun "mesaisi" sabahın erken saatlerinde "evde" başlıyor, ardından kooperatif işleriyle ilgileniyor. Tencere başında değilse defter başında, elinde telefon, siparişlerle ilgili notlar alıyor. Gün sonunda yine "eve" dönüyor ve "iş döngüsü" böylece sürüp gidiyor.

 

“Vakıfköy kadınları olarak hepimiz üretim süreçlerinde yer alıyoruz. Kimimiz el, kimimiz göz, kimimiz burun burada, herkesin farklı bir görevi var” diyor Elena Çapar.

“Mesela bugün turunç reçelinin şırası pişiyor. Yarın reçelleri kavanozlara doldurma günü. Bizim ana ürünlerimizden biridir turunç reçeli. Ceviz reçeli, turunç reçeli, nar ekşisi, konsantre şuruplar, zeytin, defne sabunu. Bunlar da diğer ana ürünlerimiz. Tüm bunları kendi topraklarımızdan elde ettiklerimizle yapıyoruz. Köyümüzde bir tarım kooperatifimiz de var. Onlardan aldığımız ürünleri burada işliyoruz.”

 

“‘Unutuluyor’ diyorlar ya, unutulmuyor”

Elena, depremden bir ay sonra, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde aldıkları siparişlerle kendilerini işe verdiklerini, bunun bir “psikolojik destek” sağladığını düşünüyor ancak bir de “ama”sı var:

“Ama ‘unutuluyor’ diyorlar ya, unutulmuyor gerçekten. Biz yaşadığımız sürece bu korku, bu acı bizimle beraber yaşayacak.”

*Elena'nın yıkılan evinde arta kalanlar. Az ileride "eve" dönüştürülmüş bir ahır, ailenin kaldığı konteyner ve çadır var.

“Devletin yapmadığını sivil toplum yapıyor”

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Hatay Şubesi Eş Başkanı psikolog Nilgün Aşkar, 6 Şubat’tan bu yana kurulan dayanışma ağlarının, kooperatifleşmenin depremzede kadınlar açısından olumlu olduğunu, ancak bunların yeterli olmadığı görüşünde.

Aşkar ile SES Hatay Şubesi konteynerinin bulunduğu, Armutlu Mahallesi’ndeki Zeynelabidin Türbesi’nin yanındaki park alanında bir araya geliyoruz. Defne ilçesine bağlı merkez mahallelerden Armutlu, depremde büyük yıkıma uğrarken, söz konusu park alanında SES’in yanı sıra Hatay Tabip Odası, Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği, Eğitim Sen Hatay Şubesi gibi emek-meslek örgütlerinin konteynerleri de bulunuyor.

“Burada devletin yapmadığını sivil toplum yapmaya çalışıyor” diyen Aşkar, hem kadın örgütlerinin hem de kadına duyarlı emek-meslek ve demokratik kitle örgütlerinin depremin başından beri kadınlara destek olmak için dayanışma ağları kurduğunu ve bu ağlar üzerinden ihtiyaçları karşılamaya çalıştığını söylüyor. 

 

Depremzede kadınların geride kalan bir yıl boyunca birçok sorunla uğraştığını belirten psikolog Nilgün Aşkar, “Hala bu kadar yokluk, yoksunluk ve iş yükü ile mücadele etmek zorunda kalmak, geniş ailelerde çocuklar, engelliler ve yaşlılar gibi ev eksenli sorumluluklar kadınları çok yıprattı” diyor.

Aşkar, SES olarak psikososyal destek grupları oluşturduklarını, kadın örgütlerinin de benzer faaliyetler yürüttüğünü söylüyor.“Evet, bunlar nefes aldıran etkinlikler ama bu yükü azaltmıyor. Bir yıl geçti ama kadınların iş yükü açısından değişen bir şey olmadı, hatta belki ücretli çalışma yükü de eklendi geçim sıkıntısı da.”

“Çalışmalar olumlu ama yeterli değil”

Hatay’da kadınlara yönelik sivil toplum çalışmalarının bir bölümünün yıl sonu itibariyle kooperatifleşme sürecine evrildiğini belirten Aşkar şöyle devam ediyor:

“Bu kooperatiflerde yerel ürünlerin üretimi ve bunların pazarlanmasıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Elbette bunlar olumlu ve değerli gelişmeler. Ancak ne yazık ki yeterli değil.”   

 

Aşkar, bu destekleyici faaliyetlere rağmen kadınlar açısından çadırlar, konteynerler ve evlerde ağır bir emek sürecinin devam ettiğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor:

“Oysa burada hızlıca bakım merkezlerinin ve kreşlerin açılması, engellilerle ilgili destekleyici faaliyetlerin yürütülmesi, okulların en iyi şekilde hizmet verecek hale getirilmesi gerekiyor. Ve bunlar da devlet eliyle olabilecek şeyler. Tüm bu ihtiyaçların palyatif yöntemlerle, projelerle, çeşitli örgütlenmeler çerçevesinde karşılanması maalesef mümkün değil.”

2023 Maraş depremleri

6 Şubat 2023’te merkez üsleri sırasıyla Maraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan, 7.8 ve 7.5 büyüklüklerindeki depremler sonucu Akdeniz’in doğusu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki 11 ilde yıkım yaşandı. Suriye’de de büyük yıkım ve can kaybına yol açan deprem, Türkiye’nin neredeyse tamamında, Ortadoğu ve Avrupa’nın ise birçok yerinde hissedildi.

Depremin merkez üssü olan Maraş ile Hatay ve Adıyaman gibi kentler büyük yıkıma uğradı. Bu illerin yanı sıra Adana, Antep, Elazığ, Diyarbakır, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Urfa’da üç ay süreyle olağanüstü hal ilan edildi.

Türkiye’de resmi verilere göre, 50 bin 783 kişinin hayatını kaybederken, 100 binden fazla kişi yaralandı, aralarında kamu binalarının olduğu 7 bin 248 bina deprem anında yıkıldı. Depremden yaklaşık 14 milyon kişi etkilendi. Afet sonrası 2 milyondan fazla kişi barınma sorunu yaşarken en az 5 milyon kişi farklı bölgelere göç etti.

Hatay, 20 Şubat 2023'te merkez üssü Defne ve Samandağ ilçeleri olan 6.4 ve 5.8 büyüklüklerindeki iki depremle daha sarsıldı. Depremler nedeniyle 6 Şubat’ta ağır hasar alan bazı binalar yıkılırken, resmi verilere göre 6 kişi hayatını kaybetti, 562 kişi de yaralandı.

Bu haber, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği (HBSD) desteği ile yayımlanmıştır. Burada dile getirilen görüşler IPS İletişim Vakfı’na aittir. Dolayısıyla hiçbir biçimde HBSD’nin resmi görüşleri olarak değerlendirilemez.

Yorumlar
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *