Ah “Seçim Yasası, Vah Partiler Yasası…”

YAYINLAMA: 21 Ocak 2015 / 18.00 | GÜNCELLEME: 21 Ocak 2015 / 18.00

Biliyorum, kimi zaman kendinize kızdığınız oluyor. Siyaset hariç, her konuda “Niçin ince düşünüp ondan sonra yapmadım” diye vahlananlar/pişman olanlar yok mu aramızda?
Hem de ne kadar?
Toplumsal yaşamda kişinin kendini özeleştirmesi/denetlemesidir bu davranışı…
Aslında çok da doğrudur bu tarz düşünmek ve yapmak. “Akıl akıldan üstündür” Atalar sözünü kulağına küpe yapan kişiler eylemden önce “akıl bilemesi” yapmayı, başka bir ifadeyle aklının ermediği konuları sormayı yeğler kendine. O zaman ne yol şaşar, ne de sonuçta vahlanma/pişman olma durumuna düşer.
Böyle durumlar kişinin kendisiyle hesaplaşması/barışmasıdır ayrıca.
Türk demokrasi tarihinde seçmenlerin oylarıyla belirlediği iktidarlar ülkemizin geleceğine ilişkin kararları alırlar. Görevleri de budur zaten. Sonuçta başarı ya da başarısızlık varsa ilk plana çıkan iktidar olan siyasal partilerdir elbette. Başarının madalyasını parti takar. Yok, başarısızlık varsa bin dereden mazeret suyu getirilir, yıkanılır, pir-ü pak olunmaya çalışılır.
***
Oy kullandıktan sonra tribüne çıkıp oradan siyasal çekişmeleri izleyen seçmenin, sözünü ettiğimiz kendi kendini hesaba çekmesi/denetlemesi, “Ben nerede yanlış yaptım” demesi gerekirken tam tersi fanatik/bağnaz bir siyaset anlayışıyla demokrasinin en önemli kurallarının dahi ihlal edilmesine alkış tutacak denli şaşkınlaşır, “kulağına su kaçar” oynanan siyasal oyun karşısında.
Siyasal körleşmedir bu… Demokrasinin ne olduğunu bilmemek de diyebiliriz buna.
Peki, kendi kendine bir iç sayışma/muhasebe yaparız da, siz hiç siyasal alanda “Ah, ben yaptım, ne ettim de o partiye o verdim” deyip dizini döveni, bin pişman olup kendini ayıplayanı gördünüz mü hiç?
Göremezsiniz çünkü Türk demokrasinin temeline “parti fanatizmi”nikibrit suyu gibi verenler bu çirkin manzaranın yaşanmasını isterler, yararlarına olduğunu bilirler de ondan.
Particilik ülkede “horoz dövüşü” anlayışıyla yapıla geldi bu güne ne yazık ki… Ayıptır söylemesi ama “ Sidik yarışı” da karıştırılır bu erdemli alana ayrıca.
Körü-körüne anlamsızca bir çekişme…
Siyasal tercihlerin açıklanması durumunda “yerine göre” renk belli etmeyen, kimi zaman ortama göre renk değiştiren bir anlayışın 100 metre koşulan maratonu olmuştur siyaset.Bu oyunun baş aktörü olan seçmen kendikondüsyonunu heba edildiğinin bir farkına varsa; siyasal alanda külahların değişeceğinin bir ayırtına varsa ya; demokrasi güneşinin önündeki bulutlar bir-bir ortadan kalkacak.
Nasıl mı?
Bunu geleceğe yönelik hiçbir siyasal beklentisi olmayan gerçek aydınlarımız söylüyor/yazıyor ama biz de bir kez o hakkımızı kullanalım:
-Niçin “Siyasi Partiler Yasası” tozlu rafta duruyor?
-Niçin “Seçim Yasası” değiştirilmiyor?
***
Müvekkil, yani vekalet veren, yani seçmen; bu iki yasayı sahiplenmediği sürece, yani şimdiye değin bu konuda kendisinin kabahatli olduğunu düşünmedikçe, kendisini hesaba çekmedikçedemokrasinin ne olup-olmadığını anlamadan -çokları daha- ömür tüketip, çekip gidecek bu dünyadan.

Ah “Seçim Yasası, Vah Partiler Yasası…”