Okusak Hiç Böyle mi Olur?

YAYINLAMA: 22 Mart 2015 / 18.00 | GÜNCELLEME: 22 Mart 2015 / 18.00

Kitapları çok seviyorum.  Ama kimileri gibi değil, evde gelene/gidene görünsün, “Amma kitap okumuş…” desinler diye göstermelik türden bir şey değil benimkisi… İlgi alanıma giren kitabı bir yerden öğrendiğim an ya da kitapçıda gördüğümde cebimdeki paraya bakmam, alırım. “-Almak hüner değil,  herkes alıyor…” diyorsanız sizi doğrularım, ancak aldığım kitabı okurum. Öyle konulduğu yerde/rafta  “-N’olur, beni de oku!..” diye iç geçirtmem kitaba.

Diyeceğim o ki. Okuyan, okumaya abone olan bir toplum olamadık henüz. Gazete okurluğu başka şey, kitap okurluğu daha başka erdem…  Birinde günceli yakalar, okur geçersiniz. Kendinize güveniniz bu açıdan güncel olarak doğar.

Ama kitap okumak öyle mi?

İlgi alanınıza ya da çalışma dünyanıza, ruhsal donanımınıza yakın gördüğünüz kitapları okumamak kendini hapsetmek gibi gelir bana.

Hele de Doğu ve de Batı Klasiklerini okumamak…

Tek kanatlı kuşun uçtuğunu gören varsa lütfen yazsın bana. Okumayan, bir de  “dengeli okumayan” kişinin de  “eksik kimlik” sergileyeceğine itirazı olan var mı? Kitaplar işte böyle bir kurtarıcıdır hepimiz için.

Ama okumak, dengeli/bilinçli okumak gerek.

Her yıl bu ülkede “Kütüphaneler Haftası” adı altında kitapları anımsatma adına “ göstermelik”  törenler  yaparız. Kitapları över de över, okunmanın yararına ilişkin konuşuruz da konuşuruz.

Sonra?...

-Otur yerine!.. Sıfır!

Konuya ilişkin olarak sanırım 1932 yılında bir “Derleme Yasası” çıkarıldı. Önceleri çok ciddi anlamda uygulandı. Sonraları ise kimi zaman rafa kaldırılır oldu.  Tavsadı. Şimdilerde ise tekrardan  yasa gereği uygulanmaya çalışılıyor. Ama çağ değişti, uygulamalar da…

Biz hala 1930’larda kalmışız. Yasa uygulama alanını kapsayamaz oldu. İşin en garip tarafı bu ülkede milletvekilleri kendileri için devlete konut yaptırırken  “Milli Kütüphane” sayısını artırma adına hep unutkanlık hastalığına yakalandılar.

Öyle ya da böyle üniversiteleri sayısal anlamda artırırken “Milli Kütüphane” konusunda  “-Aman sendeee!...” umursamaz tutumla bugünlere geldik.

Soruyorum, hiç kütüphane sayısını artıralım, diyen bir milletvekiline rastladınız mı?

“Okumamız mı istenmiyor acaba?” diye kimi zaman soruyorum kendime.

                                                                       xxx
Hiç okumuş olmanın erdemini yakalamış olsak siyaset pazarındaki bunca çirkinlikler/tutarsızlıklara tanık olur muyuz?

Okusak  Hiç Böyle mi Olur?