Gazetelerin hali pek iyi değil!

YAYINLAMA: 07 Ekim 2011 / 20.00 | GÜNCELLEME: 07 Ekim 2011 / 20.00

Gelecek kaygısı işleri daha da düşündürücü hale getiriyor.


Yazılı basın hiçbir zaman yok olmayacak diye yorum yapanlara itibar etmeyin. Öyle istiyorlar da onun için öyle yorumlar yapıyorlar, ama korkunun ecele faydası yok!


Dünyanın en önemli basın kartellerinin birisi Türkiye’de kurulmuştu.


Medyanın yüzde ellisinden fazlası, ama daha önemlisi reklam gelirlerinin yüzde 65’i bu kartele aitti.


Televizyonlardaki o haberi hatırlar mısınız?


Nakit 3 milyar dolarım var. Rafineri kurmak istiyorum. Bana yardımcı olmanızı rica ediyorum. Kredi kullanmadan rafineriyi kurabilecek olanaklara sahibim.”


Söyleyen medya imparatoru, dinleyen de başbakandı.


                                                                                          ***


Okurların gazetelerle ilgili bilmesi gereken net bir gerçek var:


Gazeteler para kazanmazlar. Dürüst gazetecilik yapanlar para ka-za-na-maz! O kadar!


Ulusal bazda da böyle, yerel bazda da bu böyledir. Gazetecilik mesleğinden zengin o-lu-na-maz!


O halde diyeceksiniz, bu 3 milyar da neyin nesi oluyor?


O para gazetecilikten kazanılmadı ki!


Gazeteciliğin sağladığı imkan, prestij, insan ilişkileri, fırsatçılık, karşılıklı yarar ilişkileri önünüze fırsatlar getirir. Banka satın alabilirsiniz, önemli dağıtım şirketlerine sahip olabilirsiniz, kolay rant sağlayacak arsa, arazi gibi gayrimenkullere ulaşabilirsiniz ve daha bir sürü yazmak istemediğim fırsatı size sunarlar veya siz kendiniz proce! yaparak elde edebilirsiniz!


Bunlar ulusal bazda da, yerel bazda da hep böyle olmuştur.


                                                                                     ***


Batı’da bu işler çok değişik, bize hiç benzemiyor.


Bizde gazete çıkarmak için bir dilekçe yeterli. Bakkal dükkanı açacak olsanız, bürokrasi canınızı yakar, 100’den fazla imzaya ihtiyacınız olabilir!


Batı’da size bir dilekçe ile gazete çıkartmazlar.


Önce karşınıza eğitim sorunu çıkar. Gazetecilik eğitimi görmeyenlere gazete çıkartmazlar.


Tıpkı eczacılık gibi, avukatlık gibi, doktorluk gibi.


Batı’da gazetecilik özet olarak aile geleneğidir.


                                                                                   ***


Türkiye’nin 6. büyük kent Gaziantep’te bir buçuk düzine günlük gazete çıkarken, Almanya’nın 6. büyük kendi Frankfurt veya Köln’de 3 gazete çıkıyor, Amerika’da 2 gazete.


Türkiye çapında yerel gazeteler için bir araştırma yaptırsanız, eğitim ortalaması ortaokulu geçebilir mi, emin değilim.


Eğitim geriledikçe, ‘cahil cesur olur’ varsayımı ile çarpıklıklar da artıyor, haliyle!


                                                                                  ***


Böyle diyorum ama tenakuza düşmekten de kurtulamıyorum.


İstanbul basını eğitimli.


Sorun yalnız eğitim olsa orasının düzgün olması gerekmez mi? Oysa ki balık baştan kokuyor.


Bugünlerde Einstein’ın geçmişte söyledikleri yeniden yayınlanıyor. Demek ki bu dünyanın en zeki adamının sözleri hep doğrulanıyor.


Einstein’a sormuşlar:


Gazetelerin


hali, pek


iyi değil!


 


Tüm dünyaya tek bir mesaj vermek isteseniz o mesaj ne olurdu?


Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece bilimsel buluşlara değil çok ahlaklı bir yaşama düzenin gerçekleşmesine bağlıdır.”


Bunu söyleyen Einstein bunun gerçekleşmesinin neye bağlı olduğunu da bakın nasıl ifade ediyor. Soruyorlar:


Bir ülkenin geleceği neye bağlıdır?


O ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır. Eğitimse insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır.


‘Arta kalan’ ortak paydadır.


Yüksek bir binaya çıkın, aşağıdaki trağin akışını seyredin. Devlet dairelerine gidin memurlardan bir hizmet rica edin. Futbol maçına gidin, kalabalığın içinde maç seyredin. Ne denilmek istendiğini görür veya yaşarsınız.


                                                                                     ***


Kartel patronu gazetelerini, televizyonlarını elden çıkarıyor.


Milliyet ve Vatan gazeteleri gitti.


Star televizyonu gitmek üzere.


Dergilerin bir kısmı kapandı.


Belli ki gerisi de gelecek.


Zannetmeyin ki, bütün bunlar başbakanla ters düşüldüğü için, gazeteler istediklerini yazamıyor, televizyonlar istediğini gösteremiyor, söyleyemiyor onun için satılıyor.


Hayır öyle değil!


Milliyet’te de, Vatan’da da iktidara çok sert muhalefet eden yazarlar istediklerini yazıyor.


Hürriyet’te Yılmaz Özdil’in yazıları CHP’den daha etkili.


NTV belki kadrosunu boşalttı, ama diğerleri tam gaz, söylemediklerini bırakmıyorlar.


Star, Kanal D, ATV, Show hepsi ana haber bülteninde neyi atlıyorlar ki?


                                                                                   ***


Parasız eğitim istiyoruz” diyen öğrencileri 19 ay tutuklayan zihniyete bütün gazeteler, televizyon kanalları, “Böyle demokrasi olur mu?” diye başlayıp en ağır eleştirileri yöneltmiyorlar mı?


Nedim’le Ahmet’in 218 gündür süren tutukluluğuna her gün en ağır eleştirileri bu basın yönetmiyor mu?


Sorun orada değil!


Yazılı basın önemini kaybediyor.


Geçmişteki kötü ve çıkarcı performansından dolayı da bu süreç Batı’ya göre daha hızlı gelişiyor.


                                                                                  ***


Geçmişte bu işi doğru bir zemine oturtamadık. Birkaç çıkarcı hep herşeye sahip olmak istedi. Hiç gözleri doymadı. Büyük paralar kazandılar, inanılmaz büyük servete sahip oldular ama hala tatmin olamadılar.


Gelecekte de olumlu bir değişiklik beklemiyorum. Aptallık yapmak istemiyorum.


Yine Einstein’ın söyledikleri aklıma geliyor. Soru ve cevap şöyle:


“Dünya aptallarla dolu diyorsunuz. Aptalın tanımı nedir?”


Aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı uman kişi.


 


 

Gazetelerin hali pek iyi değil!