Özgürlüğüm “Diğerinin” Özgürlüğü ile Başlar!

YAYINLAMA: 18 Nisan 2024 / 00.00 | GÜNCELLEME: 17 Nisan 2024 / 15.11

"Dünyayı sürekli tarif etmek ve tahribatlarını alt alta sıralamanın zamanı çoktan geçti. Dünyayı yeniden yaratmanın zamanı geldi, geçiyor bile," diyor Marx. Hani diyoruz ya geleceğin biçimlenmesinde, şimdinin katkı ve özverisi oranında yüzleşeceğimiz sonuçlar bize hazırlanır. Şimdide ertelenen her şey ise "şimdiyi tüketirken" geleceği de “karartıya” maruz bırakma olasılığını geniş tutmaktadır.

Bugün edinilen kimi başarıların, haz ve umut veren sonuçların kökenleri çok önceden en sert zeminlere dikte edilmişti bile. Bundandır ki yüzlerce yılda duraksamayan sabır, umut ve kararlılıkla yanlış ile doğru ayırt edilebilmiştir. Duyarlılık, ilgi, tepki, fikir ve pratiklerimiz bugünün dünyası ile sınırlı kalamaz. Yarınları da evrenselleştirmek, geleceğe özgün birikimleri taşımak, öteki zamana dair de pozitif ve yapıcı duygudaşlığı canlı tutmakla mükellefiz.

“Edindiğimiz disiplinler, hisler, düşünceler, anonim kurgu ve sürekli maruz kaldığımız toplumsal kodlar birbiriyle etkileşim ve iletişim halindedirler.” Birbirlerini köreltir ya da beslerler, onun için diğerini berikinden ayırtmak pek olası olmuyor. Darbeleniyorsa insanın bir yanı, mutlaka öbür taraflarına da derin izler kazınıyordur.

Hayata ilk koşuşumuzla birlikte yazgımızı karşının insafına, merhametine veya tasarrufuna havale etme tarihi ile karşılaşırız. Ve bu tarihin iradesine teslim olmamız için kurumlar/ kurumsallaşmış hiyerarşi büyük performansları hep sergiler. Yıllar ilerledikçe baypas edilen yazgıyı, yine de “yazgıya egemenlik kuranların” değiştireceğine ikna olunarak büyük yanılgıya(suça) ortak oluyoruz. Yıllarca insanların özgün varoluşları ile dünyanın bir yerinde kabul görme girişimleri ve de ömürlerini bu doğrultuda tüketmeleri ne büyük acı değil mi?

Gün geldi ki bize bizle ilgisi olmayanı dayattılar, dünyada ki yerimizi yadırgamayı öğrettiler, dışsallaştırıcı nevrozlarla şartlandırıldık, kendini kendinin tutsağı yapacak kişilik oluşumuna imtiyazlar tanındı; doğal varlıklara, insani ve yaşamsal öze güvensizlik ve değersizlik duygusu duymamızı öğrettiler. Sartre'ın deyimiyle, "insanları yaşamlarından utandırdılar."

Öteki olmayı, her an topluluktan men edilme korkusu ile “sallantılı ve belirsizlik metaforuna” insanlığı mahkûm ettiler. Kültür, kimlik, benlik, birikim, duygu, umut ve varoluşumuz kesintisizce hırpalanarak ve de linçlenerek sömürüye maruz kalıyor. Sömürünün sadece ekonomik olmadığı akıldan çıkarılmamalıdır. ALME CESAIRE, sömürgecilik üzerine yaptığı konuşmasında bu durumun reel nosyonunu şöyle belirtir: "İçlerine ustalıkla korku, aşağılık kompleksi, ürperiş, boyun eğiş, umutsuzluk, uşaklık aşılanmış milyonlarca insandan söz ediyorum," diyor. Çoğunluğu teşkil eden bu insanların “bedenlerine ve zihinlerine şekiller monte edilerek” belli bir sınıfı ayrıcalıklı kılmanın ideolojisi idealize ediliyor.

Yıllarca farklı ırkların, farklı İnanç farklı cins ve farklı kültürlerin birbiri kadar zeki ve eşdeğer gelişime sahip olduğu; birinin diğerinin altı ya ada üstü olmadığı kanıtlanmaya çalışılıyor. En bilinmedik bir coğrafyadaki bilinç, bir diğeri kadar üretkenlik katabiliyor; doğal hayranlıklar ve sevgiler üretebiliyor; dünyanın normatif işleyişi ve de zenginliklerini açık hale getirebiliyor.

Bu düşünceleri kanıtlamaya ve yaşamımızı delikli eleğe çeviren çarka karşı ve de "Siyah Derilerin Beyaz Maskelerini" düşürmekte kararlı olan Franz Fanon, geleceğin biçimlenmesine katkı sunacak başlıkları şöyle sıralar: “Yeni bir insancılığa doğru... İnsanların birbirini anlaması…Renktaşlarımız...
Sana inanıyorum İnsan...Irk ön yargısı...Anlamak ve sevmek...”İşte bu değerlerde kolektifleşmek ve bu başlıkların dominantlığında hayatı planlamak barışa, özgürlüğe, adalete olan özlemi seyreltebilir. Savaşları durdurabilir, öfke ve şiddete karşın sevgi ve öz dayanışmayı canlandırabilir.

“Dört bir yanda onlarca yüzlerce sayfa akın ediyor üstüme kendini bana dayatmaya çalışıyorlar. Oysa tek bir satır yeterli olurdu,” diyor Fanon.
Bir satır, doğruları, hakikatleri cesurca barındıran bir satır; başkaca bir çözümün, dünyanın gözünü oymadan, dünyanın yeniden yapılanabileceğini gösteren bir satır bize yeterdi...

Dünyanın çalınmasına, renklerin aşağılanmasına, ruhların örselenmesine ve hayatın birilerinin aleyhine birilerinin lehine acımasızca tasalanmasına hüzünle, içe kapanmayla veya karamsarlıkla yanıt olunmuyor.

Birlikte kanatlarını açma ve bu uçuşlara hazırlanma zamanı. Herkesin özgürlüğü benim özgürlüğüm, benim özgürlüğüm diğerinin özgürlüğü ile başlar…

 

 

Yararlanılan kaynak ve alıntılamalar:

Siyah Deri Beyaz maskeler (Frantz Fanon)

Türklük Sözleşmesi (Barış Ünlü)

Özgürlüğüm “Diğerinin” Özgürlüğü ile Başlar!
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *