Hasan Tahsin
Hasan Tahsin ismini bugün kaç gazeteci veya kendisinin gazeteci olduğunu zanneden insan tanır? Bence Hasan Tahsin’in çok iyi okunması gerek. Hasan Tahsin’i tanımayan varsa anlatmak isterim. Esas ismi Osman Nevres, Selanik’te doğmuş, Mustafa Kemal’den 7 sene sonra. Ne ilginç tesadüf Osman Nevres ilkokula Selanik’te Şemsi Efendi Okulu’nda öğrenime başlar. Daha sonra Selanik’te Feyziye Mektebi’ni bitirir. Bu okuldan sonra İttihak ve Terakki tarafından Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde siyasal bilimler bölümünde okutulur. Okul döneminde Monj sokağı 51 numarada Dr. Mazlum Boysan ile birlikte kalırlar. Dr. Mazlum Boysan, Osmanlı döneminde Tümgeneralliğe kadar yükselir.
Paris yıllarında Trablusgarp’ı işgal eden İtalya‘yı protesto eden Mısırlı öğrencilere destek vermek için Mısırlı öğrenci lideri Şeyh DAYEF’le birlikte mitingler düzenler. Fransa’da tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a döner ve Teşkilatı Mahsusa’da görev alır. Osmanlı Devleti aleyhine çalışan İngiliz Buxton kardeşlerin faaliyetlerini durdurmak için Bükreş’te bir tünelde suikast düzenler. Ancak yakalanır, hapse atılır. Alman’ların Romanya’ya girmesi sonucunda serbest kalır ve İstanbul’a döner.
Bu arada rahatsızlanır ve tedavi için İsviçre’ye giderken tanınmamak için kimliğini değiştirir. Hasan Tahsin adı ile pasaport çıkartır. Bu kimliği Teşkilatı Mahsusa’nın başında olan Eşref Bey verir. Bükreş’te Balkan ülkelerini kışkırtan iki belalı kişiyi etkisiz hale getirmesi istenir. Hasan Tahsin bu görevi yerine getirir. Daha sonra 1918’de İzmir e yerleşir. Kadın haklarını savunmak adına HUKUK-U BEŞER adı ile gazete çıkarmaya başlar. Kendisi, Kadın Haklarını savunan ülkemizdeki ilk ERKEKtir.
Bu arada İzmir’i Yunanlılara teslim etmek istemeyen büyük bir gurubun başında olarak ‘REDD-İ İLHAK HEYETİ MİLLİYESİ adı ile bir dernek kurar. Aynı sene 14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlayan gece MAŞATLIK MEYDANI’nda toplanırlar. İNGİLİZ, FRANSIZ, AMERİKAN, İTALYAN VE YUNAN Zırhlı gemileri İzmir körfezini kapatmış beklemektedir. Meydanda toplanan halka konuşan, zamanın İzmir belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa, halkı itidalli olamaya davet eder.
Daha sonra halka hitap eden Hukuk-u Beşer gazetesi yazarı olarak HASAN TAHSİN, halkı direnmeye davet eder. ‘Burayı Yunan’a vermeyeceğiz, vermek isteyen kuvvetle paylaşacak kozumuz var’ diyerek bir bildiri hazırlar.
‘Ey bedbaht Türk! Yunan hakimiyetini kabule taraftar mısın? Artık kendini göster, Tekmil kardeşlerin Maşatlık Meydanı’ndadır. Oraya yüzbinlerle toplan Orada Zengin, Yoksul, Bilgin, Cahil yok. Fakat Yunan Egemenliğini istemeyen bir mutlak çoğunluk var. Geri kalma… Binler Yüzbinlerle Maşatlık’a koş. Milli Kurulun buyruğuna UY … ‘’
15 Mayıs 1919 sabahı saat yedi buçuk sıralarında Hasan Tahsin Konak Meydanı’nda koyu renkli elbisesi üzerinde bekler. Önce Yunan gemilerinden PATRİS ve ATRONİTİS adlı gemiler Pasaport’a yanaşarak EFZON alayı askerleri karaya çıkar. İzmirli Rumlar ellerinde Yunan bayrakları ile askerleri alkış tutarak karşılamaya çalışanların içinden Hasan Tahsin öne fırlayarak ‘Olmaz, Olamaz, böyle ellerini sallayarak giremezler’ diyerek, EFZON askerlerine doğrulttuğu tabancasıyla ateş ederek öndeki iki askeri vurur. Silahın bütün mermilerini bitirdikten sonra EFZON askerinin karşılık ateşi sonucunda 31 yaşında hayata veda eder.
Bu ilk direniş kurşunu, Anadolu’daki direnişin ateşini yakmaya yeter.
İşte bu ilk direniş ateşi devam ederek düşmanın 9 Eylül’de İzmir körfezinden kaçan askerleri gemilere toplayıp çekilmesine kadar devam etmiştir. Gazeteci Hasan Tahsin bu nedenle Türkiye tarihinde çok önemli bir kilometre taşıdır. Bunu öğrenmemek ayıptır.
Günümüzdeki gazetecilik kavramının, onun başlattığı kavramdan çok uzaklarda olduğuna inanmaktayım. Şimdiki gazetecilik, gazetecinin maaşını kimin verdiği yönünde gelişen felsefeye uymasına bağlıdır. Patronun düşüncesine söylemlerin uymuyorsa, yollar ayrılır.
Çok saydığım gazetecileri tanıdım yaşamım boyunca. Burhan Felek’le tanıştım. Onun Vatandaş Ahmet Efendi diye yazı dizisi vardı Cumhuriyet gazetesinde, onu okurdum her Pazar. Fransa hükümeti tarafından ‘LEGİON d’HONNEUR’ nişanı verilmiş bir gazeteci idi. Kendisine ‘Şeyh-ül MUHARRİRİN’ lakabı verilen ilk ve son gazeteci idi. Yine bir tesadüf gazeteci İlhan Selçuk’la tanıştım, yine Cumhuriyet gazetesinden. Hatta üniversite yıllarımda kendisini ‘HÜR DÜŞÜNCE’ konulu bir konferans için ODTÜ’ye çağırmıştım. Kırmadı beni, muhteşem bir konferans vermişti. Bir başka değerli gazeteci BEKİR COŞKUN ile muhabbetimiz vardı, o da Cumhuriyet Gazetesi’nde yazardı. PAKO ile konuşur, memleket meselelerini onunla dertleşirdi. PAKO köpeğinin ismiydi. Akşam Gazetesi’nden Çetin Altan’la tanıştım, Şeytanın Gör Dediği başlıklı yazılarını okurdum. Hatta bir kitabım, onun başlığı ile yayınlandı. Bu gazetecilere duyduğum saygıyı anlatamam sizlere.
Ancak bugünlerde iktidarın besleme muharrirleri, kimlikte sözde gazetecileri gördükçe, ümit bağladığımız bizim genç neslimizin ne kadar şanssız olduklarını düşünmekteyim, onlara kültür aktaracak gazeteci kıtlığı var diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

