KADI BURHANETTİN
Osmanlı döneminden evvel de Anadolu’da hukuk düzenini yöneten KADI’lar yaşarmış. Her büyük yerleşim yerinde, mutlaka bir kadı görev alırmış, hukuku uygulamak adına. Roma dönemini incelemedim ama Selçuklu döneminde hemen hemen her yerleşim yerinde adalet dağıtan bir mekanizma mutlaka bulunurmuş. Bu konuda kimi yerde medresede veya başka eğitim kurumunda insanlar eğitilirmiş. Kimi yerde ise KADI’lığın, babadan oğula da geçtiğini okumuştum.
Tarihsel olarak bilinen en eski kanunlar ‘HAMMURABİ KANUNLARI’. Milattan Önce 1760 yılları içinde BABİL’de çivi yazısı ile yazılmış bu kanunlar. Hükümdar Hammurabi bu yasaların kaynağını, kendisine tanrı ŞAMAŞ’ın yazdırdığını belirtir. Bu nedenle bu kanunlar bir TANRI emri olarak kabul edilir. Bir nevi şeriat hukuku olarak da algılanabilir. Hammurabi kanunları 282 maddeden oluşur. Suç ve Ceza da ‘Kısasa Kısas’ düzeni üzerine oturtulmuş bir mantığa dayandırılmış. Bu sert ceza infaz sistemi, topluma, suçta caydırıcılık konusunu hedeflediğine inanırım. Bu coğrafyanın dünya tarihine her konuda önderlik ettiği bir gerçek. Hukukta da ANADOLU medeniyetlerinin önderlik ettiğini görüyoruz.
Doğu Roma imparatorluğu Constantinopolis’e yani Istanbul’a geldiklerinde, Topkapı civarına yerleştiklerini bilmekteyiz. Şehri kuran İmparator Constantin, kendi adı ile kurduğu şehir de onun adını almış. Karşı kıyıya baktıklarında orada oturanlar için ‘KALKEDON’ adını vermişler. İstanbul’un güzelliğini bırakıp, karşı kıyıda oturmaya verilen bir ad bu. Yani ‘KÖRLER ÜLKESİ’. İstanbul’un ilk adlarından biri de ‘ BYZANTİNE’ ve kuruluş tarihi olarak ta MÖ 324 yılları olduğu söylenir.
KALKEDON günümüzde ‘KADIKÖY’ olarak bilinir. Bu yörede İstanbul’un fethinden sonra Kadılık görevi yapan KADI HIZIR Bey, bütün yöreyi gezinti ve mesire yeri haline getirdiği için, KADI KÖYÜ, diye anılmaya başlanır. Bugün Kadıköy, İstanbul’un önemli ilçelerinden biridir.
KADI ismi Anadolu’da sıkça dikkatimizi çeker. Bunlardan önemlisi KADI Burhaneddin Ahmed’dir. 1345’te Kayseri de dünyaya gelen ve SALUR boyuna mensup, Kayseri Kadısı Şemseddin Mehmed’in oğlu Burhaneddin’in, çocukluğu Kayseri’de geçmiş.
Burhaneddin çok yönlü bir kişiliği olan, iyi bir eğitim almış, çevresinde sevilen biri olarak temayüz eder. Arapça ve Farsça’yı iyi bilen, lügat, sarf, nahif, beyan, aruz, hesap, mantık ve hikmet konularında eğitim görmüş bir insandır.
1362 senesinde Şam’da bulunmuş, babası ile Hacca gitmiş, dönüşte babasını kaybetmiş. 1364 senesinde Kayseri’ye dönmüş. Bu arada Selçuklu Devleti yıkılmış, çeşitli yörelerde beylikler oluşmuş. Aynı dönemde ERETNA beyliği hükümdarı Gıyasettin Mehmet Bey, 1365 yılında Burhaneddin’i Kayseri’ye KADI olarak atamış. Bu tarihten itibaren kendisi KADI BURHANEDDİN olarak anılır. Çok haksever davranışlarından dolayı başarılı hükümleri ve adaletli idaresi ile halk kendisini çok sever.
Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra, Anadolu’da idare belirsizliği hüküm sürmekte iken, yöresel beylikler kurulmaya devam eder. Bu arada 1381’de KADI BURHANEDDİN de Sivas’ı kapsayan KADI BURHANEDDİN DEVLETİ kurar. Bu devlet 18 yıl hüküm sürer.
Kadı Burhaneddin konusunda, adaletli davranışını anlatan birçok tevatür bulunmakta. Heybetli duruşu, pelerin şeklinde kaftanı, kaftanın geniş yan cepleri olduğunu anlatırlar. Yüksek sekide oturduğunda, önünde minder, minderin üstünde bir kara kaplı defter veya kitap gibi obje bulunurmuş her zaman. Kimse bu defteri açmaya cesaret edemezmiş. Hukuk konusunda davalı ve davacıyı çığıran ‘CEMŞİT’, mübaşir, tarafları huzura çağırırmış. Her ikisini de dinlermiş KADI Burhaneddin. Daha sonra önündeki kitabı açarmış, sayfa çevirir, biraz düşünür, kitabı kapatıp verirmiş kararını. Hiçbir kimse bu kitabı açmaya cesaret edemezmiş. İçinde ne yazılı veya herhangi bir yazı var mı diye bakamazlarmış bu kitabın sayfalarına. Daha çok vicdani konularda çok hassas davranırmış, bu nedenle bütün halk KADI Burhaneddin’e taparmış. Bu arada kaftanın her iki tarafındaki cebe nelerin girdiği konusunda bir bilgi edinemedim. Boğazda kendisine bir yalı tahsis edilip edilmediği konusunda da bir bilgi bulamadım. Kadı Burhaneddin’in 1380’li senelerde, neden bu kadar sevildiği konusunda hep düşünürüm, vermiş olduğu HAK’a dayanan adaletli kararlar olduğuna inanırım. Yoksa kaftanın cebine aktarılan akçeler olamasa gerek. KADI Efendinin verdiği kararda birini sevindirirken, diğerini üzen bir teraziyi çok dengeli kullanması gerekir, çünkü insanoğlunun en korktuğu şey, kendi vicdanı ile başbaşa kalması imiş ve bunu da hiç istemezmiş. Tabiidir ki eğer insanda vicdan varsa diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

