TURİZM: HALK DİPLOMASİSİNİN SESSİZ GÜCÜ

YAYINLAMA: 19 Şubat 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 18 Şubat 2026 / 15.16

Küreselleşerek çok küçülen dünyada, çağın insanları arasındaki ilişkiler artık yalnızca diplomatik görüşmeler, ticaret anlaşmaları ya da uluslararası zirvelerle şekillenmiyor. İnsanların sınırları aşarak birbirlerinin kültürlerini, yaşam tarzlarını ve değerlerini yerinde görmeleri, ülkeler arası ilişkilerde en az resmi temaslar kadar etkili bir rol oynuyor. İşte bu noktada turizm, devletlerin birbirlerini tanımasında ve karşılıklı anlayış geliştirmesinde güçlü bir araç olarak öne çıkıyor.

Uluslararası ilişkiler literatüründe “yumuşak güç” olarak adlandırılan turizm, en az bir ülkenin askeri ya da ekonomik etkisi kadar önemli. Ülkeler kültürel çekiciliğiyle çağdaş dünya sofrasında yerini sağlamlaştırıyor.

Bir ülkeye gelen turist, o ülkenin mutfağını tadıyor, müzelerini geziyor, sokaklarında yürüyor, insanlarıyla sohbet ediyor. Benzer şekilde, bir ülkedeki kentler de kendilerini doğru tanıtarak güç kazanıyor.

Gaziantep özelinden örnek vermek gerekirse, kentimize gelen insanlar sadece müzelerimizden ya da çarşılarımızdan etkilenmiyor. Eğitimli turist rehberleri ve seyahat acentaları vasıtasıyla şehrimizin yaşam biçimini de öğreniyorlar. Dünyaca ünlü yemeklerimizi tatmak üzere girdikleri restoranda, turist rehberimizin insanların yeme biçimi ile ilgili detaylara dikkat çekmesiyle kentimize duydukları sevgi ve hatta saygı da pekişiyor. İnsanlar birbirlerini tanıdıkça ve anladıkça daha çok seviyorlar.

Gazianteplilerin lahmacunu kıvırıp rulo yaparak değil, dörde katlayarak yediklerini öğrenen turistin, masalara göz gezdirip kimlerin yerli, kimlerin yabancı olduğunu anlamaya çalışması oyunu çok seviliyor. Yerel hayatın bir parçası olabildiğini görmek, turistik gezinin değerine anlam katıyor. Gazianteplinin yaşamak için yemek yemediğini, ama yemek yemek için yaşadığını anlayan konuklarımız, bizim için yemek ritüelinin ne kadar değerli olduğunu fark ediyorlar. Her mevsimin kendine özgü yemekleri olduğunu öğrenmek onlarda hem hayranlık yaratıyor hem de çok farklı bir pencere açıyor. Konukseverlik kültürümüzü yaşayarak görüyor, farklı inanç ve yaşam tarzlarının bir aradalığına da hayran oluyorlar. Etnografik değerlerimiz, adetlerimiz birer birer anlatıldıkça bu hayranlık sevgiye dönüşüyor. Yaşadıkları deneyim, çoğu zaman medya üzerinden edinilen kalıp yargılardan daha güçlü ve kalıcı.

Turizm, ülkelerin kültürel miraslarını dünyaya tanıtmalarının en etkili yollarından biri. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren yerler, sadece korunması gereken değerler olarak değil, aynı zamanda uluslararası tanınırlık sağlayan semboller olarak da önem taşıyor. Örneğin Eyfel Kulesi, Göbeklitepe, Çin Seddi, Zeugma Mozaik Müzesi ya da Nemrut Dağı gibi simgesel zenginlikler, ait oldukları ülkelerin küresel imajıyla özdeşleşiyor.

Bu tür semboller, devletlerin kültürel kimliğini görünür kılıyor. Turistler aracılığıyla ülkeler arasında kurulan bu kültürel temas, zamanla ekonomik ve siyasi iş birliklerinin de zeminini hazırlıyor. Bir ülkeyi ziyaret eden ve olumlu izlenimlerle ayrılan bir turist, aynı zamanda o ülkenin gönüllü bir kültür elçisi haline geliyor.

Yıllar önce bir öğrenciyken, kısıtlı bütçesiyle bir ülkeyi gezip oradan çok etkilenen bir gencin, yıllar sonra ülkesinde önemli bir karar merciine geldiğinde, o ülkeyle ilgili biriktirdiği güzel anılar yüzünden ilişkileri de daha olumlu oluyor.

Turizm, yalnızca kültürel değil ekonomik açıdan da devletler arasında bağ kuruyor. Turist gönderen ve turist ağırlayan ülkeler arasında karşılıklı güvene dayanan olumlu bir ilişki oluşuyor. Turizm sayesinde gelişen ekonomik ilişkiler, siyasi gerilimlerin yumuşamasına da katkıda bulunuyor. Halklar arasında artan temas, karşılıklı anlayışı güçlendiriyor ve önyargıların azalmasına yardımcı oluyor.

Devletler, vatandaşlarının güvenliğini sağlamak ve turizm akışını devam ettirmek için diplomatik ilişkilerde daha temkinli ve yapıcı bir dil kullanma eğilimi gösteriyor.

Küresel krizlerden en hızlı etkilenen sektörlerden biriyiz elbette. COVID-19 pandemisi ya da bölge savaşları sürecinde uluslararası seyahatlerin durma noktasına gelmesi, devletler arası temasın da ciddi biçimde azalmasına yol açıyor. Sınırların kapanması, yalnızca ekonomik kayıplara değil, kültürel etkileşimin de zayıflamasına neden oluyor.

Böyle fırtınalı günlerde turizmin devletler arası ilişkilerde ne kadar önemli bir köprü işlevi gördüğünü çok daha net anlıyoruz. Seyahat özgürlüğünün kısıtlanması, toplumların birbirinden uzaklaşmasına ve karşılıklı anlayışın zayıflamasına yol açıyor.

Turizmin gücünün farkında olan Dünya Turizm Örgütü gibi kuruluşlar, sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi ve ülkeler arasında bilgi paylaşımının artırılması için çalışmalar yürütüyor. Bu tür platformlar, devletlerin yalnızca ekonomik değil çevresel ve kültürel sorumluluklarını da ortak bir zeminde ele almalarını sağlıyor.

Sürdürülebilir turizm anlayışı, doğal ve kültürel mirasın korunmasını hedeflerken aynı zamanda gelecek nesiller için de uluslararası dayanışmayı güçlendiriyor.

Turizm, halklar arasında doğrudan temas kuran, coğrafi sınırları aşan bir köprü.
Bacasız sanayi; barışın, kültürel diyaloğun ve uluslararası iş birliğinin temel taşı.
Dünya devletleri arasındaki kalıcı dostlukların yolu, çoğu zaman bir bavul hazırlayıp yola çıkmakla başlıyor ve barış havada altın tozuna dönüşüyor.

 

 

TURİZM: HALK DİPLOMASİSİNİN SESSİZ GÜCÜ
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *