EMEKLİ TOPLUMUN BARIŞ GARANTİSİDİR
Emekli, bir ülkenin kurumsal hafızasıdır, mesleki tecrübesidir ve toplumsal dengesidir. Emeklilik kazanılmış bir haktır. Emek veren, yani çalışan, çalışmaya başladığı ilk günden itibaren, devletle uzun vadeli bir sözleşmeye girer. Her ay maaşından kesilen primler, yalnızca bir vergi kalemi değildir; geleceğe yatırılmış bir güvencedir. Bu güvence, Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu aracılığıyla yürütülen sosyal sigorta sistemiyle resmileşmiştir.
Bu ilişki bir lütuf değil, karşılıklı bir yükümlülüktür. Çalışan prim öder; devlet ise belirli şartlar gerçekleştiğinde emekli maaşı ödemeyi taahhüt eder. Bu, modern sosyal devletle yapılan bir bağıttır. Çalışan yaklaşık 20-30 yıl boyunca her ay gelirinden kesinti yapılmasına razı olur. Bu kesintinin mantığı basittir:
“Bugün çalışıyorum, yarın çalışamayacağım; bugün ödüyorum, yarın alacağım.”
Bu güven, hukuk devleti ilkesinin bir parçasıdır.
Günümüzde hükümetin basiretsiz yönetimi sebebiyle, ekonomi, son çeyrek yüzyılın en acınılası tablosunu sergiliyor. Ülkemizde, tıpkı yaşadığımız günlerdeki gibi, sosyal devlet anlayışının zayıfladığı dönemlerde, emekliliğin hak edilmiş değerleri, inanılmaz bir acımasızlık ve adaletsizlikle bir lütuf gibi gösterilmeye çalışılıyor ve gasp ediliyor.
Hükümet tarafından yaratılan bir algıyla, emekli maaşları kamuoyunda “destek”, “iyileştirme”, “müjde” ifadeleriyle “bir lütuf”muş gibi anılıyor. Oysa emeklilik maaşı, yıllarca ödenmiş primlerin karşılığıdır. Bir başka deyişle, emeklilik yardım değil; kazanılmış haktır ve emeklinin anlaşma yaptığı taraf devlettir. Hükümetin, kendi kabiliyetsizliği sonunda devleti zayıf ya da güvenilmez göstermeye ne hakkı ne de haddi vardır.
Son yıllarda artan hayat pahalılığı, maaşların alım gücündeki düşüş ve sosyal güvenlik sisteminin yönetimindeki büyük başarısızlık emeklilerin hükümete güvenini kökten sarstı. AKP hükümeti için emekli artık siyasetin garantili alanı olmaktan çıktığı için mi hükümet, halkın kontrol edemediği her türlü keyfi harcama için kesenin ağzını açmışken, emekli haklarını gasp ediyor sorusu aklımıza sıkça geliyor.
2025 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasında emeklilerin yaklaşık yüzde 34’ünün Cumhuriyet Halk Partisi’ne, yüzde 29’unun ise AKP’ye oy verme eğiliminde olduğu görülüyor. Aynı araştırmada emeklilerin %77’si hükümetin emeklilere yönelik politikalarını yetersiz bulduğunu belirtiyor, %75’i ise geçim sıkıntısı yaşadığını ifade ediyor.
Bu tablo, emeklilerin artık homojen bir seçmen kitlesi olmadığını; ekonomik performansa göre yön değiştirebilen dinamik bir grup haline geldiğini gösteriyor.
2000’li yılların başından itibaren iktidarda bulunan AKP, özellikle ilk dönemlerinde sosyal yardımlar, sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve maaş düzenlemeleriyle emekliler arasında güçlü bir destek tabanı oluşturmuştu. Sağlık sisteminde yapılan dönüşümler, hastanelere erişimin kolaylaşması ve maaşların düzenli ödenmesi, yaşlı seçmen için istikrar algısını güçlendirmişti.
Bu süreçte emekliler, büyük ölçüde iktidar partisine yönelen bir seçmen grubu olarak değerlendirildi. Ancak son yıllarda “Ülkeyi yönetememe” sonucu yaşanan reel kayıplar, seçmen davranışını da değiştirdi.
Bugün gelinen noktada emekli maaşlarının enflasyon karşısında erimesi, kira ve gıda fiyatlarındaki artış, sabit gelirli kesimi doğrudan etkiliyor. Emekliyi en çok kızdıran davranış da partili Cumhurbaşkanlığı tarafından değersizleştirilmiş olması. Hak temelli yaklaşım ile lütuf dili arasındaki fark, seçmen psikolojisini doğrudan etkiliyor. Siyaset bilimcilerin ortaya koyduğu gerçek; oy verme davranışında, seçmenin tenceresine yansıyan değişimin oy tercihini direkt olarak belirlediği. Ülkemizde de emekli seçmenin sokaklara taşan sesi artık ideolojik sadakatten çok ekonomik gerçeklik üzerinden oy vereceğini ifade ediyor.
Emekli maaşları sadece mali tabloda bir rakam değil. Türkiye’de birçok aile, emekli maaşı sayesinde ayakta duruyor. Özellikle işsizlik oranlarının arttığı ve genç nüfusun gelir güvencesinin zayıfladığı dönemlerde, emekli maaşı hane içi dayanışmanın temel direği haline geliyor. Dolayısıyla emeklinin, bütçe kalemi değil; sosyal tampon mekanizması olduğunu anlamayan hükümet bunun bedelini ağır ödeyecek gibi görünüyor.
Emekliler hâlâ siyasetin en disiplinli seçmen gruplarından biri. Sandığa gitme oranları genç seçmene göre daha yüksek. Bu durum, onları daha da stratejik hale getiriyor Emekli, artık kendisini değerli bir yurttaş olarak hissetmiyor. Bunun sebep olduğu öfke ve kızgınlık sandıkta verilen kararın anahtarı olacak gibi görünüyor. Emekliler artık AKP’nin otomatik oy deposu değil.
Hükümetin emekliye bakışı değiştikçe, emeklinin sandığa bakışı da değişiyor. Ve sandık, her zaman son sözü söylüyor.

