İnsan Başka Hayatlara Karıştığı Kadar İnsandır

YAYINLAMA: 10 Mart 2026 / 00.00 | GÜNCELLEME: 09 Mart 2026 / 17.51

Bu aralar hüzünlenmemek, sokaklarda yanan hayatı hissetmemek mümkün değil. Hangi coğrafyadaki acıya yetişip kime, neye tepki vereceğimizi bilemez hale geldik. Ellerimizi kafamızın altına koyup insanlığın başına inen zoru, zorbalığı, kamçıları dinliyoruz.

Her kıyı, her şehir, her şarkı ve her şiir umutların ağıtını yakıyor; yüreklerimiz ve zihinlerimiz çatırdıyor.

Oysa hayatın kendi doğası neşeli ıslıklara, evrene karışan sevinçlere sevdalıdır. Dünyanın gözleri, güzelliğin esintilerini yeryüzüne katmayı ilkin ilke edindi. Rüzgârlar birbirine karışmaya can atarken, biz birbirimize düşüp paramparça oluyoruz.

Basit hikâyeleri, rengârenk özgürlükleri içimize çekmeyeli çok oldu. Çoğu zaman ya coşkuların etrafında dolanıyor ya da kendi kötümserliğimizle hayatı boğmayı marifet sayıyoruz. Çünkü yaratıcı gücünden yoksun bırakılan her birey ve her toplum ancak yok etmeyi bilir.

İlkel toplumlardan avcı-toplayıcı dönemlere ve günümüz dünyasına kadar insanlar, doğaya ve doğayla ilişkili olan her şeye kendi anlayışları doğrultusunda bir anlam yükledi. Geliştirdikleri düşünceyle hayatı yorumladılar ve sonrakilere kendi bildiklerini aktardılar.

Onun için önümüze sürülen her bilginin ya da tezin, özünden uzaklaştırılmış olma ihtimalini göz ardı etmemeliyiz. Yalanın da, yanlışın da geçmişten büyütülerek geldiğini unutmamak gerekir.

Elbette hayat ve koşullar değişkendir; her seferinde yeni bir teni hayatımıza değiyor. Belki de bu yüzden birçok hikâyemiz yarım kalıyor; pek çok umudumuz tamamlanmadan parçalanıyor.

Peki, insan neden doğar? Birilerine kul köle olmak için değil elbette. İnsan, kendini gerçekleştirmek için doğar. Oysa var olduğumuz zaman diliminde yaşam belki de defalarca elimizden alınıyor ve biz bunun farkına bile varmıyoruz.

Belki de “düşünenin beyni vardır” diyen bilgeler haklıydı. Çünkü yalnızca düşünen ve sorgulayan insanlar esarete itiraz ediyor.

İstemediğimiz şeyi ortaya koymaktan korkmamalıyız. Çünkü ekonomik ve bürokratik büyümeler, güç ve iktidar devşirmek, fabrikasyon teknolojiler ya da ısmarlama bilgiler övünmek toplumları iyileştirmiyor.

Herkes aynı noktada eritilmeye çalışılıyor; bu yüzden şiddet, kaos, sömürü, ilkesizlik ve eşitsizlik durmadan ürüyor. Ve kalbimizin beyincikleri kuraklaşıyor.

Çocuk istismarının arttığı, her ay onlarca kadının öldürüldüğü, sınıfta öğretmenin katledildiği ve yanı başımızdaki topraklarda çocukların üzerine ateşin yağdığı bir dünyayı bu hale getiren şey kötülük değil mi?

Yerkürenin her karışında korku, bitkinlik, susuş ve kendine kilit vurma hâli hayattan kopuş değil mi? Belki de mesele sadece duygusal bir ilgisizlik değildir. Yeryüzüne binlerce yıl önce ekilen karanlık, mazlum niyetleri boğuyor, duyarlılıkları hiçleştiriyor.

Bu yüzden şiddeti üreten şeyi anlamak gerekir. Çünkü sömürüyü ve eşitsizliği üreten de aynı zemindir. Şiddetin ana kaynağı otoriteyi, üstünlük patolojisini ve duygusal çürümeyi gerçekten derinlemesine sorguladık mı hiç?

Nitekim kadın mücadelesinin sıkça dile getirdiği gibi:

“Şiddet her çağda ve her coğrafyada politiktir;” şiddetin her hücresi ölümcüldür.

Her türlü ayrımcılığı ve düşmanlığı meşrulaştıran anlayış; kadın, çocuk, hayvan ve doğa karşıtlığıyla birlikte şiddetin kaynağını besler.

Amerika kıtasının zapt edilmesinde, Afrika ve Asya’nın doğal kaynaklarının yağmalanmasında kullanılan şey de yine şiddetti. Ve bu diziliş, varlığını sürdürmek için hâlâ şiddete muhtaçtır.

Doğanın formları der ki: Şiddet yasadışıdır, suçtur, zulümdür. Çünkü hayatın canlı her iyi dokusunu çürütür, korku ve nefreti normalleştirir. Şiddet; gülen dağı, gülen suyu, gülen yıldızları ve gülen çocukları demir döver gibi dövüyor.

Yeryüzünün çocukları hepimizin çocuklarıysa; yanan her kuş, her toprak parçası, en uzak ağaç bile bize aitse; kalbimizi ve zihinlerimizi kanatlandırmalıyız. Mavi, yeşil, kahverengi, tütün rengi her hayatı büyük gönlümüzle karşılamalıyız.

Çünkü insan, başka hayatlara karıştığı kadar insandır.

 

Kaynakça & Referanslar:

Eric From- “Sevginin ve Şiddetin  Kaynağı

Michel Foucault-Disiplin ve Ceza

UNICEF ve UNESCO Raporları

İnsan Başka Hayatlara Karıştığı Kadar İnsandır
YORUMUNUZU YAZIN, TARTIŞMAYA KATILIN!
Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *