KAHPE İÇERDEN OLUNCA KAPI TIRKAZ TUTMAZMIŞ
Dede Korkut’a atfedilen "Kahpe içeriden olunca kapı tırkaz tutmaz" diye bir atasözümüz var. Tırkaz eski Türkçede ahşap kapı sürgüsü anlamına geliyor. Alçak, hırsız, onursuz, kanunsuz, tam bir yüz karası olan ülke yöneticisi, memleketi “tam demokrasi" statüsünü kaybeden ve "seçimli otokrasi" olarak tanımlanan bir ülke haline getirdi.
Kamu kaynaklarının ve AB fonlarının sistematik olarak yakın çevresine aktarıldığı bir "ahbap-çavuş kapitalizmi" (crony capitalism) kurdu. Küçük esnaf bile sayılmayacak birkaç kişiyi seçip, bu dönemde hızla yükselterek ülkenin en zengin isimleri olmalarını sağladı. Devlet ihalelerinin büyük bir kısmını bu ve benzeri birkaç isme vererek, "kamu kaynaklarını gasp” etti. Bu kaynakların ciddi bir bölümünün kendisine gittiğini, seçilerek zengin ettiklerinin kendisinin taşeronu olduğunu herkes biliyordu. Yurt içinden ve yurtdışından gelen yardım fonlarını şeffaf olmayan ihalelerle hükümet yanlısı iş adamlarına aktardı. Bunların da gizli patronu kendisiydi.
Yargı bağımsızlığını yok etti.
Yüksek yargı organlarına kendisine sadık isimleri atadı. Özellikle başsavcı; hükümet üyelerini içeren yolsuzluk dosyalarını işleme koymamakla suçlandı.
Halka sızan ses kayıtlarından yargı mensuplarının kanıt kararttığı, yolsuzluk yapan bakanların isimlerinin savcılık dosyalarından kendilerine zarar verecek kanıtları sildirdiği ortaya çıktı. Başta hükümet mensupları olmak üzere nüfuslu insanların yüksek düzeydeki yolsuzluk, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı dosyalarına, kara para aklama işlemlerine siyasi baskılar nedeniyle göz yumulduğu tespit edildi. Oysa yaratmaya çalıştıkları algı, özellikle uyuşturucuya asla izin vermeyen ve münferit kesimleri kontrol ediyormuş gibi gözüken, kağıt üzerindeki işlemlerdi. Hükümetin bu ağları denetlemek yerine, siyasi sadakat karşılığında bu yapılara alan açtığını artık tüm dünya biliyordu.
Ülkedeki medya kuruluşlarının yaklaşık %90'ı, hükümet kontrolüne girmek zorunda kaldı. Muhalefetin sesini duyurması neredeyse imkansız hale getirildi. Siyasi rakiplerine düşman hukuku uyguladı. Seçim bölgeleri, partisinin lehine olacak şekilde defalarca yeniden düzenlendi. Kamu kaynakları, seçim dönemlerinde iktidar partisinin propagandası için sınırsızca kullanıldı.
Çıkardığı yasalarla sivil toplum kuruluşlarını ve bağımsız gazetecileri soruşturma ve baskı altına aldı.
LGBT+ bireylerin görünürlüğünü yok etmeye çalıştı ve bunu siyasi bir baskı aracı olarak kullandı.
Eğitimli kesimden nefret etti ve ülkeyi yönettiği yıllar boyunca akademik özerkliği zayıflattı, bazı üniversiteleri hükümete yakın vakıflara devretti.
Asla utanmadan ve sıkılmadan nepotizmi yani akraba, eş-dost, yandaş kayırmacılığını, hukuku ve kanunu önemsemeyerek, uygulanmasını engelleyerek, uyguladı.
12 Nisan 2026’da, ülke tarihindeki en yüksek oranlardan biri olan %80’e ulaşan bir seçmen katılımıyla, bu suç makinesi adam; Macaristan Başbakanı Viktor Orbán; parlamentoda 199 koltuğun ancak 54’ünü ve oyların sadece %27,14'ünü alabildi. Bu oy oranının da kendisinin nemalandırdığı yandaş tayfaya ait olduğunu yine herkes biliyordu.
Nisan 2026 seçimlerini kaybettikten sonra, yeni Başbakan Péter Magyar, Victor Orbán’ın ve ona yakın oligark ailelerinin milyarlarca dolarlık varlığı Birleşik Arap Emirlikleri, Uruguay ve ABD gibi ülkelere kaçırmaya başladığını belgeledi. Bu durum, 16 yıllık dönemin "mali faturasının" ne kadar ağır olduğuna dair yeni tartışmalar başlattı.
Özetle Orbán dönemi; devletin tüm kurumlarının tek bir siyasi merkezden yönetildiği, yargının etkisizleştirildiği ve kamu kaynaklarının bir elit zümre arasında paylaştırıldığı bir "illegal otokrat sistem" olarak tarihe geçti.
Çağdaş dünyada, bazı ülke vatandaşlarının tek adam sistemine bu kadar teslim olarak, olanı biteni yıllarca fark edememesi, vatanlarının her türlü olanaklarla sömürülmesine ses çıkarmaması ne kadar acı.
Kıssadan hisse: Allah tüm ülkeleri, gözünün önündeki gerçekleri göremeyen, ya da görüp bu yolsuzluk, haksızlık ve hukuksuzluklara gereken tavrı göstermeyen korkak ve cahil insanlardan korusun.

