İLKOKUL ARKADAŞLIĞI
Hayat, insanın önüne sayısız yüz çıkarıyor. Bazıları yalnızca kısa bir süre yanımızda oluyor, bazıları ise yıllar geçse de hayatımızın bir parçası olarak kalmayı başarıyor.
Geçen hafta, Gaziantep Koleji’nde, ilkokulda birlikte aynı sıraları paylaştığımız arkadaşlarımızla bir araya geldik. Unutulmaz bir dört gün yaşadık. Dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu mutsuz, endişeli ortamdan, toksik ilişkilerden tamamen sıyrılıp, çocukluğumuzu yeniden yaşadığımız bu günler paha biçilmez güzellikte geçti.
Çocukluk arkadaşlarımız, yalnızca bugünkü halimizi değil; çocukluğumuzu, sevinçlerimizi, korkularımızı, hayallerimizi, başarısızlıklarımızı, başarılarımızı, değişimimizi biliyorlar. Özellikle günümüzde, insanın geçmişine tanıklık eden dostluklar, zamanın aşındıramadığı en kıymetli bağlardan biri oluyor.
Hayatın en saf döneminde kurulan arkadaşlıklar, o yaşlarda makam, para, statü ya da çıkardan uzak, tüm duyguların en saf halini barındırıyor. Birlikte oynanan oyunlar, paylaşılan atıştırmalıklar, sıraya gizlice bırakılan küçük notlar, okul bahçesinde fiskoslar, art niyetten uzak minik yaramazlıkların hepsi çocuk zihninde unutulmaz izler bırakıyor. Yıllar sonra insan büyüyüp hayatın sert gerçekleriyle karşılaştığında bile, çocukluk arkadaşının yanında kendini daha güvende hissediyor, çünkü o dostlukta yapaylık yok, hesap yok.
Günümüzde insanlar, şehirler, işler, çevreler hızla değişiyor. İnsan bazen aynı apartmanda yaşadığı kişileri bile uzak hissediyor. Fakat ilkokul arkadaşlarınızla yıllar sonra yeniden buluştuğunuzda, sanki aradan zaman hiç geçmemiş gibi, kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Buna sebep olan sihirli duygu, o bağın temelinde ortak bir geçmiş olması galiba. Aynı öğretmenin sınıfında buluşmak, aynı okul törenlerinde marş söylemek, aynı kantinden alışveriş yapmak, aynı hademelerle yaşanan anılar bile insanları görünenden daha güçlü şekilde birbirine bağlıyor.
Yetişkin olmanın gereklerinden biri olan kendini kanıtlama zorunluluğu, çocukluk arkadaşlarının yanında eriyip yok oluyor. Beyin sesinizle konuşabileceğinizi ve asla yargılanmayacağınızı biliyorsunuz, çünkü siz de aynı ruh haliyle arkadaşlarınızı dinliyorsunuz. Bu birlikteliğin ve koşulsuzluğun yarattığı psikolojik rahatlık gerçekten paha biçilmez.
Eski dostlarla unutulan anılar yeniden canlanıyor. Yıllar önce yaşanan komik bir olayın tekrar anlatılması bile insanın içini ısıtıyor.
Hafızanın yaşayan tanıkları olan ilkokul arkadaşlarımızın penceresinden olaylar canlandığında travmalarımızı, korkularımızı tetikleyen birçok problem yok olabiliyor, birliktelik iyileştiriyor.
Teknolojinin geliştiği çağımızda insanlar daha fazla iletişim kuruyor ama derin dostlukların sayısı giderek azalıyor. Sosyal medya üzerinden yüzlerce insanla bağlantı kurmak mümkün ama gerçekten en ihtiyaç duyduğunuzda yanı başınızda olacak dost sayısı çok değil. Yılların sınavından geçmiş çocukluk arkadaşları o sebeple de çok kıymetli, dostlukları dayanıklı.
Çocukluk arkadaşlarıyla bir araya geldiğimizde köklerimizi hatırladık. Hissettiğimiz aidiyet duygusu muhteşemdi.
Bizi yetiştirmek için büyük emek veren ilkokul öğretmenimiz Fatma Menekşe’yi sevgi ve özlemle andık. Ne kadar şanslı bir dönemde ne kadar özel bir eğitim aldığımızı bir kez daha fark ettik. Aynı tornadan çıkmış gibi, haksızlık karşısında dik duruşumuz, bayrak görünce gözlerimizin dolması, milli bir başarıda kendi başarımız gibi mutlu olmamız, birbirimizi övgüde içtenlikle yüceltip, eleştiride cimriliğimiz o kadar ortak davranış biçimiydi ki. “Vatan” deyince gözlerimizin sevdayla parlaması, kabiliyetsiz yöneticilerin ülkeye zararlarından duyduğumuz acı ve öfke ortaktı.
Geçmişe açtığımız kapıdan girdiğimiz anılarda, masumiyeti yeniden keşfettik. Günümüz çocukları için üzüldük.
Her birimize doğal terapi gibi gelen bu buluşmada hepimizin yine ortak olduğu düşünce “Emek verilen dostlukların bir mücevher gibi korunmaları” gerekliliğiydi. Bizim en kıymetli hazinelerimizden biri buydu.

