TURİZM BİLİNCİNİN GELİŞTİRİLMESİ
Turizm; dünyanın dört bir yanında çok önemli bir endüstri, uluslararası bir ticaret kolu.
Turizmin memleket ekonomileri için adeta bir lokomotif olduğunu fark eden bütün ülkeler, yıllardır, turizm pastasından en büyük payı alabilmek için bütün olanaklarını kullanıyorlar.
Sadece otel, ulaşım ağıyla desteklenmiş bir ülkenin tek başına turizmde başarılı olmasını beklemek, gömleğin düğmelerini baştan yanlış iliklemek gibi… Turizm alt yapısını oluşturan sokaklar, otantik dükkanlar, öyküsü ön plana çıkarılmış karakteristik binalar yoksa, yaşayan halk turizme hazır değilse, turizm konusunda gerekli bilinç düzeyine erişmemişse, turizm hizmetini verecek profesyonel seyahat acentaları, eğitimli rehberler eksikse o ülkede turizm başarılı olamıyor. Otellerimiz Avrupa’daki bir çok otelle boy ölçüşebilecek donanımda, hatta çok daha ileri seviyede, ancak unutmamak gerekir ki Avrupa’da bir otele ödenen bedelde, sokaktaki temizliğin, sosyal ve ticari hayattaki güvenin, insanların çağdaşlığının, parkların, çevre düzenlemesinin başarısının da ciddi bir payı var.
Türkiye’nin değerleri dünya turizm pazarına arz edilirken; güneş, deniz, kum sloganı yanında mutlaka kültür, arkeoloji, gastronomi ve inanç turizmine dikkat çekilmeli diye düşünenlerdenim. Yeryüzünde çok az ülkeye bahşedilen böyle bir hazine, hak ettiği değeri dünya ölçeğinde bulmalı.
Gaziantep insanı, bu noktada, yıllar öncesinden, her zamanki kıvrak ticari zekası ve muhteşem öngörüsüyle devreye girdi. Zengin arkeolojik değerlerinin “Tanrının bahşettiği bir zenginlik” olduğu bilincine vararak hem yetkililerle hem de bölge halkıyla bir seferberlik başlattı. “Bölgede deniz yok, turizm olmaz” demek yerine, tüm kişi, kurum ve kuruluşlara “Bölgemiz Dünyanın yaşayan en eski yerleşimidir. En nitelikli turizm çeşitlerinden biri olan arkeoloji, kültür ve inanç turizminin en muhteşem örneklerine sahibiz” diyecek bilinci vermek üzere kollar sıvandı. Yeryüzünde medeniyetlerin beşiği olarak bilinen Bereketli Hilal bizim sınırlarımızda.
Mezopotamya; Gaziantep ve GAP bölgesi için yalnızca bir tarih mirası değil; bölgenin arkeolojik zenginliğinin, ticari dinamizminin, kültürel çeşitliliğinin ve gastronomik kimliğinin temel taşlarından en güçlüsü. Bölgemiz bugün sahip olduğu tarihî ve kültürel değerin önemli bir bölümünü, binlerce yıldır Mezopotamya ile kurduğu güçlü ilişkiye borçlu.
Arkeolojinin ve yüzyıllardır topraklarında konuk ettiği medeniyetlerin zenginliğiyle beslenen bu eşsiz bölge, kazanımlarının farkına varmalı ve bunu en yüksek perdeden tüm dünyaya duyurmalı.
Bu bilincin yaygınlaştırılması için mülki ve idari amirlerinden sivil toplum örgütlerine, ilk öğrenim kuruluşlarından, akademik seviyede eğitim veren kurumlara kadar tüm kişi, kurum ve kuruluşlar bu konuda bilgilendirilmeli. Bu bilgilendirmenin sürekliliği de çok önemli.
Ülkemiz turizminin en zayıf noktası, resmi ya da özel farklı kişi ve kuruluşların, ayrı ayrı kendilerine göre tanıtım politikaları oluşturmaları. Ortak bir planlama ve tanıtım takvimi olmadığı, anlatım bütünlüğü sağlanamadığı için her birimin verdiği çaba, ne yazık ki cılız kalıyor.
Zaman zaman yanlış oluşturulan, Türk turizm aktörlerinin başını ağrıtan politikaları önlemek ve ülke turizmini doğru yönlendirmek için turizmimizin değişik sektörlerinin, bu işe senelerini vermiş, sözüne değer verilen, etkin ve fikir üretebilecek turizmcilerinden oluşacak ve sonradan turizmde stratejik araştırmalar merkezine dönüşecek bir platforma kesinlikle gereksinimimizin olduğu bir gerçek.
Turizme sevdalı olan insanların da çok değerli katkılarını esirgemeyecekleri bu çalışma profesyonel bir organizasyonla, amatör bir ruhla başlatılmalı ve sonuç olarak Türk halkının kendisine güvenine de dönüşeceği bir övünç çalışması olmalıdır.
Binlerce yıllık uygarlık birikimini günümüze taşıyan bu muhteşem bölge, geçmişin bilgeliğini geleceğe aktaran eşsiz bir kültür hazinesi olarak varlığını sürdürüyor ve sürdürmeli.

